1-Kapak

2-ABDEST

                                                                                     KİTAP ‘ NO: 

         1—“ A B D E S T “ İle  İlgili çok , çok detaylı araştırılıp bilginize sunulmuştur,

         2--“ E Z A N   ile ilgili bu bilgileri okurken ruhunuzu okşayacak,  Ezanın nasıl meydana geldiğini  ve Ezan bize neleri hatırlattığını okuyacağız  ve çok tefekküre dalacağız İnşallah.

    3—“ N A M A Z “  Namaz ile ilgili  hiç tasavvur edilmeyecek şekilde araştırılıp hazırlanmıştır, diğer konular gibi tabiri caiz ise  ilim dolu bir  bilgi küpüdür. Alışığın ve okuduklarınızın tamamen istisnası olmayan emsalsiz bir kitaptır kısacası anlatılmaz okunur ki, o zaman farkı fark edilir.

3-ABDEST

Allah Teâla Şöyle buyuruyor.

“ Ey insanlar! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi  (dirsekler dahil) yıkayınız ( ıslak el ile ) başınızı mesh edin,  topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız.” (Maide Süresi Ayet: 6

“Tahareti olmayanın Abdest’i olmaz, abdest’i olmayanın da namazı olmaz.” buyurmuştur.

A B D E S T

        Allah Teâla Şöyle buyuruyor.                                 

      “ Ey insanlar! Namaza kalktığınız zaman yüzünüzü ve ellerinizi  (dirsekler dahil) yıkayınız ( ıslak el ile ) başınızı mesh edin,  topuklara kadar ayaklarınızı yıkayınız.” (Maide Süresi Ayet: 6

           Hadis NO: 2998 = Ebu Ümmame’den (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur

         “ Her hangi biri namaz kılma gayesiyle abdest almaya başlar ve ellerini yıkarsa yere düşen ilk damlalarla birlikte avucuyla işlemiş olduğu günahları düşer. Yüzünü yıkadığında yere düşen ilk damlalarla birlikte kulağı ve gözüyle işlemiş olduğu günahlar düşer. Kollarını dirseklerine, ayaklarını da topuklarına kadar yıkadığında da kendisine ait olan bütün (küçük) günahlardan ve hatalarından kurtulur.”( Müsned, 5,263 ve Câmiü’s- Sağir cilt 2, sayfa 761 )

           Ebü Errr Gıfari (r.a.) Efendimiz (s.a.v.) şöyle bir soru sordum.

              “ Ya Resulüllah; Bize abdest almayı emrettiniz, abdest nedir? diye sordum.

4-Abdestin sağladığı maddi ve manevi faydala

“ Abdestsiz namaz olmaz, ayrıca abdest, alınmadan ( alınınca )önceki günahların tümü için kefaret olur.” Buyurdu. ( Ebu’l-Leys Semerkandi Tenbihü’l Gafilin 772 )

          Efendimiz (s.a.v.) bir  hadiste de şöyle buyurdu:

        “ Taharatı olmuyanın abdesti olmaz, abdesti olmayanında namazı olmaz.”(C.Sağir)

          Bu konuyu Allah’a ve Resulüne sığınarak konuyu biraz açalım. Eksiksiz Abdest almanın önemi hadiste de buyrulduğu gibi taharet- ten geçer, bütün azaların temizliğine çok çok dikkat etmeliyiz, taharet alırken ayrıca, idrar torbası ile çıkış arasında pis su kalmaması için, iki üç kez öksürmeli, veya iki ayak parmakların ucuna basarak topuklarımızı yere usulen birkaç kez çakmalıyız / sertçe basmalıyız, eğer kırda, dağda, ovada isek biraz yürümeliyiz  veya herkesin bildiği bir yöntem ile pis su kalmaması için çok emin olmalı,  peçeteyle kurutulmalı, sonradan mikropların gitmesi için bol su ile yıkamalıyız.

          Taharet ta bu yöntemler uygulanılmasa farkına varmadan damlacıklar akarsa hem taharet olmaz hem çamaşırlarımız kirlenir necis olur kirli çamaşır ile namaz kılınmaz. yukarıdaki hadis de taharet“ Belirtildiği gibi, tahareti olmayan abdesti olmaz abdesti olmayanın da namazı olmaz.” Bilindiği gibi abdest ve namaz konusuna çok, çok dikkat etmeliyiz.

           Çünkü;

Bunu unutmayalım ki, Abdest, İslam temizliğinin başı mesabesindedir, Abdest Allah Taâlâ’nın huzuruna çıkabilmek için yaptığımız çok önemli bir temizlik işidir.

              Mümin, abdestle bedenindeki dış pislikleri iderir manen de organlarını kaplayan manevi kirleri yok eder. O halde abdest, bir yandan mü’mine maddeten temizlerken, diğer yandan ruhen temizlemekte ve Yüce Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkabilme imkanını sağlamaktadır.

              Abdestin farziyeti kitap, sünnet ve icma ile sabittir. Cenab-i Hakkın insanlara ruh ve beden sağlıklarını daha iyi korunmaları için açmış olduğu rahmet kapılarından birisidir.

              Abdestin farziyatı ile ilgili Allah Teâlâ’nın emri olan maide süresindeki 6. ayetin meâlini yukarıda okuduk.   

  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Abdestin farz olduğunu açıklayan bir hadisi şerifi:

              “Abdesti olmayanın namazı kabul değildir. Allah’ın ismini anmayanın da abdesti kabul değildir.” ( İbni Mâce, Ebu Davud )

5-WC de temizlik yapma edepleri vardır

Abdest sağlam olan rivayete göre, Mi’rac gecesi namazın farz kılınmasıyla birlikte farz kılınmıştır.

              Abdestin sağladığı maddi ve manevi faydalar:

              1- Beş vakit namazla aldığımız abdest, bizim tüm maddi pisliklerimizi, kirlerimizi giderir.

              2- Abdestli mü’min kendini ruhen güçlü hisseder.

              3- Özelikle sıcak ve yorucu günlerde abdest, insana ruhi bir ferahlık sağlar.

              4- Abdest sinir bozukluğunu giderir ve insana rahatlık verir.

              Allah c.C. Resulü şöyle buyuruyor. “ Muhakkak ümmetim kıyamet gününde abdest nurlarından yüzleri elleri ve ayakları parlak olduğu halde çağrılırlar. Yüzünün parlaklığını  çoğaltmak isteyen kimse elinden geldiği kadar. Abdest alsın.”

              Ebu Hüreyre de şöyle anlatıyor. Resulüllah (s.a.v.) bir gün medine kabristanına gelip.

              “Ey mü’min kavimler yurdu! Size selam olsun. İnşallah bizde size kavuşacağız kardeşlerimi görmek isterdim.” Buyurdu.

              Ashap, “Ya Resulüllah henüz gelmemiş olan ümmetinizi nasıl tanıyacaksınız.” Diye sordular.

              “Bir kimsenin tamamıyla ayni renkte olan atlar arasında alnı ve üç ayağı ak bir atı bulunursa, onu tanımaz mı? “ diye cevap verdi.

              Ashap, “Evet “  dediler.

              “Öyle ise kardeşlerimiz yüzleri, el ve ayakları abdest nuru ile parlak olarak geleceklerdir. Ben de bunlardan önce gidip havuz başında onları bekleyeceğim.”(Tecrid-i Sarih 2/ 4)

              Bir kişinin ayni zamanda küçük abdestini de yaparken sidikten sakınması da gerekir.

Çünkü:

Resulüllah Efendimiz. Bir Hadisinde şöyle buyurmuştur.

              “Gücünüz yetiğince sidikten / sidik serpintilerinden uzak durun. Çünkü kabir azabı genel olarak bundan illeri gelmektedir. ( Dârekutni, Sünen;1/ 128, Zeylâi, Nasburayye;1 / 128 Zebidi, İthafussa  datilmuttekin, 2/ 314, 338. ve Bostanıl Arifin 329 )

6-WC de temizlik yapma edepleri vardır

            Dışarıda boş alanda da olsa, Tuvalette tek başına da olsa mümkün olduğunca örtünmeye gayret göstersin. Çünkü bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu emir buyurmuştur.

              Nitekim, Resulüllah ( s.a.v.)’e  “ Peki ya hiç kimse olmasa da mı? “ diye sorulması üzerine şöyle buyurdular:

              “ Allah kendisine hayâ edilmeye çok daha layıktır, kaldı ki, seninle birlikte, sana ezâ vermeyen iki arkadaşın /  melek bulunmaktadır. Bu bakımdan senin de o ikisini rahatsız etmemen gerekir.”

  Tuvalete girmenin ve orada temizlik yapmanın da edepleri vardır.

              Bir kimse WC.  ye gireceği zaman, üzerinde Allah adı bulunan her ne var ise onları çıkarmalıdır.( Yüzük, muska, hamail, kolye, ayetler buna benzeri şeyler. )

  Tuvalete girerken önce sol ayak içeri atılmalıdır.

              İçeri gireceği anda şu duayı okumalıdır. Pislikten, kötü kadınlardan,  dergahtan atılan, necis çirkef şeytandan Allah Teâlâ’ya sığınırım.

              Zira, bu mânâda  Resulüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

              “ Bu gibi yerlerde şeytanlar hazır olurlar; insan oğluna zarar vermek isterler. Hanginiz oraya girecek olursa, şöyle dua etsin: Habis, necis, çirkef dergahtan atılan şeytandan Allah’a sğınsın.” ( Gunyet-üt Talibin 84 )

              Hela dan / WC. den çıkınca önce sağ ayak ile çıkman / sağ ayağını dışarıya atman gerekir. bu esnada şöyle demelisin.

              Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

              “Benden, bana ezâ veren beni rahatsız eden şeyi çıkaran ve bana yararlı olanı da bırakan Allah’a Hamd olsun.” ( Ebu Davud, Tirmizi,  İbni Mâce, Taharet  399

           Başka bir hadis de:

              “ Kim abdest alırken besmele çekerse, bu hareketiyle kamil manada bir abdest almış olduğu gibi,  tüm bedenini de temizlemiş olur. kim de besmele çekmeksizin abdest alırsa, abdestini kamil mana da  almamış olacağı gibi, bedenini de temizlememiş olur.”

7-Temizlik İmanın yarısıdır

Yine başka bir Hadis de Efendimiz şöyle buyurmuştur.

               “Abdestsiz olan kimsenin namazı yoktur. Besmele çekmemiş olanın da abdesti yoktur.”( Yukarıdaki her  üç Hadis , Ebu Davud, Tahâret, H: 101, Tirmizi, Tahâret, bâb,20. H. 25 İbni Mâce Taharet H: 399 )

              Ebu Eyüb Ensari, (r.a.) Peygamberimizin şöyle buyurduğunu rivayet ediyor.

              “Ne mutlu o ovalama/ oğma işini çok iyi yapanlara./Müjdeler olsun güzel ovanlara.

              Bunun üzerine “ Mütahallil “   kimlerdir sorulunca. O da :

              “Yemekten sonra ağız ve dişlerini güzelce ovup temizleyenler ile, abdest alırken vücut organlarını iyi bir şekilde ovalayanlardır.” buyurmuştur.( Heysemi, agk. Taharet,; 1/235 Aclüni, agk,: H: 1097, Ahmed b. Hanbel, agk, 5 / 416 ve Bostanıl Arifin sayfa 331 )

           Abdest alırken bu ayete son derece dikkat edip, elimizden gelinceye kadar suyu hiç israf etmeyelim

           Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor. “Yeyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez.”( El-A’raf ayet 31 )

   Konuyla ilgili, Kur’an ışığında  Şiir kitabımdan yalnız bir dörtlük okuyalım.

  Kabirde, sorgu melekleri, iyi gelmeleri için bol, bol ibadet ediniz

  Yalan, dedikodu, riya, asla yok, Abdeste ve sidiğe dikkat ediniz,

           Bilinçli namaz kıl, Kur’an oku, bol zikir et ve çok sadaka veriniz,

  Tüm Müslümanları, Cehennem ve  kabir azabından koru Ya RABBİ:

Bildiğiniz gibi abdest alınırken bazı organlar yıkanır. Bazıları da mesh edilir. Özelikle bu organların yıkanması, bunlardan meydana gelen günahlardan tövbe ve istiğfarın önemine bir işarettir. Su ile maddeten temizlendiğimiz gibi, tövbe ile mânen temizlenmemiz gerek.

           Allah Teâlâ Şöle buyuruyor.

            “ Orada tertemiz olmayı seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.” ( Tövbe süresi ayet 108  )

8-HİKAYE / KISSA

Başka bir hadis-te Rasulüllah efendimiz şöyle buyurmuştur,

              Dua ibadettin anahtarıdır,  Abdest namazın anahtarıdır, Namaz, cennettin anahtarıdır.!( C.Sağir 3/1077 Deylemi’nin Müsned’ül Firdevsinden)

Başka bir hadisi şerifte “Temizlik imanın yarısıdır.” Buyrulmaktadır.

       İdrarı’nı hiç tutamayanlar prostat hastaları için taharet alırken çok bol pamuk veya bez kullanmaları halinde pamuktan veya bezden dışarıya ıslaklık geçmemek şartıyla o abdestle namaz kılabilirler, ancak bu  yöntem her namaz vakti için geçerlidir, her namaz vaktinde abdest tazelemeleri farzdır.

         Ancak bu hususa da çok dikkat etmek gerekir, namaz zamanı namazı geciktirmek veya bir abdestle iki namazı kılarım gibi zaman ayarlaması çok günahtır, namazı ciddiye almamaktır, ALLAH  korusun melunluğa kadar insanı götürür,

        Bu nedenle tembellik yapmayacağız, üşenmeyeceğiz, namazı tehir etmeyeceğiz. her namazı vaktinde beş abdestle beş farz namazı sünnetleri ile birlikte eda edeceğiz, bunlara aynen uyacağız   Yüce Allah bizleri riyasız, kibirsiz, şirksiz, ucüp’süz gerçek ibadet eden Salih kullarından  eylesin. 

   Abdest üzerine birkaç tane hadis-i şerif  daha, hatırlayalım.

“Temizlik imanın yarısıdır. “Hadisi şerif.

       Resulüllah ( s.a.v. ) efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır.                     

      Abdest alırken Besmele, çekmeyenin abdest’i olmaz buyrulmaktadır.

        Başka bir hadis’te :

        Kim Abdesti  Allah’ın emir ettiği şekilde  eksiksiz olarak alırsa beş vakit namaz aralarında işlenilen günahlara kefaret olur.

Resulüllah Efendimiz ( s.a.v. ) bir hadis de .

     >>Abdesti olmayanın Namazı olmaz. Abdest alırken besmeleçekmeyenin abdesti olmaz.<<

9-HİKAYE / KISSA

      Bir  hikaye

------------------------------------:

                  Bir Shabe çeşmeden abdest alırken, Hz, Muhammed ( s.a.v.) min  mübarek torunları  Hasan ile Hüseyin Hz. leri  O,saha’benin abdest alışını izliyorlar, bakıyorlar ki, Mübarek dedelerinin onlara göstermiş olduğu abdest ile,  bu Sahabe’nin aldığı abdest arasında büyük farklılık var.

                 İki mubarek kardeş , Hasan ve Hüseyin Hz. leri ,Esab’a yaklaşarak Hz. Hasan, Eshab’e,ye, ey  mübarek müslüman, Ben ile Kardeşim  Hüseyin anlaşamıyoruz,Eshab Hz,leri soruyor neden, Hz. Hasan ben abdest alıyorum Kardeşim Hüseyin, abdest’i-mi beğenmiyor. O,alınca bende onun abdestini beğenmiyorum. Sen aramızda hakem ol biz tek, tek abdest alalım hangi-mizin Abdest’i geçerli  ise O,nun abdesti örnek olsun onun gibi abdest alalım der.

                 Mübarek asab’e hakemliği gururla kabul eder. Hakem, abdest’i önce Büyük kardeş alsın der, Hz. Hasan bir abdest almaya başlar,hakemin aklı durdu o edeple o muazzam ağırbaşlılıkla alınan  abdest sonunda yaptığı dua, Hakem kendi içinden çocuğa tam not verir . ancak küçük Çocuğu da  görmeden not vermek yanlış olduğunu düşünür. Küçük çocuğa şimdi abdest alma sırası sende der. Hz, Hüseyin de abisi gibi itinayla abdest alır adam neredeyse aklını oynatacak.Esab’e hatasını anlar, onlara yavrum siz ikinizde tam puanla abdest’inizi  aldınız. Esas benim abdestim yanlışmış, siz bana ders verdiniz Siz kimsiniz. Diye sorar Hz. Hasan biz iki kardeşiz, Hz. Muhammed’in torunları, Hz. Ali‘nin  ve Hz. fatma’nın oğulları  Hasan ve Hüseyin ’niz der.

            Eshab’e size de bu yakışır. size de bu yakışır, size de bu yakışır, Beni kırmadan hatalarımı yüzüme vurmadan bana ders verdiniz der.       

              İki Dakika Tefekkür etmeye ne dersiniz.

            Aman Allah’ım bu ne güzel ve örnek bir ders, ne büyük bir incelik, bin dört yüz küsür sene önce yapılan edeb’e bak, belki 2l. Asırda bile, böyle gurur kırmadan, edeble, saygı içinde  havalara girmeden, kibirlenmeden bu incelikte ders veren veya anlatan duymadım okumadım ve görmedim.

            Gerçekten: Esab’e nin dediği gibi Hz. Muhammed’in torunlarına ve Hz. Ali’nin

10-Abdestten sonra yapılacak dualar

 ve  Hz. Fatma’nın oğullarına o incelik o haraket ve o olgunluk  yakışır.

                                             ***

            Efendimiz( s.a.v. ) bir hadis de  ” Abdest geçmiş   günahları af ettirir. Namaz’ın sevabı da fazladan kalır.”

  Yine efendimiz, s.a.v.. başka hadisinde,  “Kişi abdesti çok sıkışıkken O halden kurtuluncaya kadar namaz kılamaz. buyurdu. “

   Dikkat edersek, ALLAH ve RESULÜ, abdest üzerine çok durduklarını  görüyoruz, Abdest’in farz olduğunu zaten biliyoruz,  Abdest ile ilgili    hadisleri  yazmaya devam edecağız inşallah,

  “Rivayet ediliyor ki, yüce Resul.S.A.V.” Abdestli olan, oruç tutan gibidir, buyurmuştur.”

              Bize ulaşan bilgilere göre, Yüce Allah Hz. Musa’ya  şöyle buyurmuştur.

              “Ey Musa sen abdestli olmadığın bir sırada başına her hangi bir musibet gelirse sakın kendinden başkasını kınamaya kalkışma . “( Bostanıl Arifin. 334 )

 Peygamberimiz (s.a.v.)  Enes b. Malik’e şöyle buyurmuştur. “ Sen Abdestli iken ölüm meleği sana gelse, sen böylece şehitliği kaçırmamış olursun.” Bostanıl Arifin 334

         Başka bir hadisi şerifte .”Abdest üzerine abdest. nur üzerine nur dur.”buyurmuştur . 

               Efendimiz Resulüllah (s.a.v.)

              “Abdestlenirken Allah’ı anan bir kimsenin bütün cesedini Hak Teala pak kılar. Kim ki abdest alırken Allah’ı zikr etmezse onun ancak suyun değdiği parçaları temizlenir. Gerisi ise manevi kirle kalır. Buyurdu.

              Başka bir hadisi şerifte . “Abdestli olduğu halde yeniden abdest alan bir kimse Hak Teala (ona) on sevap yazar” Allah’ın Yüce Resulü (S.A.V.) Abdest azalarını birer def yıkayarak>> .Bu öyle bir abdesttir ki, ALLAH  namazı ancak bu abdestle kabul eder. buyurdu.

                   Abdest azalarını ikişer def’a  yıkayarak abdest lendi ve buyurdu.  kim ki, ikişer  def’a  azalarını yıkamak suretiyle abdest alırsa Allah ona ecrini iki defa  verecektir.<<

11-Abdestten sonra yapılacak dualar

  Bir defasında da abdest azalarını üçer def’a yıkamak suretiyle abdest aldı ve buyurdu >>Benim abdestim ve benden evvelki   Peygamberlerin abdesti  ve Allah’ın dostu Hazreti  İbrahim’in abdesti işte böyledir.<<buyurdu.

Osman b. Affan’ın azatlı kölesi Hurman anlatıyor:

                   “ Resulüllah (s.a.v.)‘ı  gördüm aldığım abdest gibi bir abdest aldı, sonra şöyle buyurdu.“ Kim benim aldığım bu abdest gibi abdest alır,  sonra dünya işlerini düşünmeyerek ( ve konuşmayarak ) huşu ile iki rekat namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”(Buhari, Müslim )

   Resulüllah efendimiz S.A.V. bir hadisinde şöyle buyurdu.           

  >>  Kim abdesti  ALLAH’ın emrettiği şekilde, eksiksiz alırsa, beş vakit namaz  aralarında işlenilen günahlara kefaret olur. <<

  Efendimiz S.A.V. başka bir hadiste “.Abdestini noksansız alıp, sonra ne söylediğini bilerek  namaz kılan her müslüman annesinden doğduğu gün  gibi günahlardan  tertemiz  olur.” ( Tergib ve Terhib’den )

Başka bir hadiste.Resulüllah S.A.V. Hazretleri.şöyle buyurdu.“ Ümmetime zorluk vermemiş olsaydım, her abdestte  misvak kullan malarını emrederdim.”((Buhâri  )

              Abdest alırken, kendisini sadece abdestine vermelidir. Bu sırada   olmayacak şeyler konuşmamalıdır. Çünkü aldığı abdest ile Rabbini ziyaret etmeyi ona ibadet etmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle abdeste her ibadet gibi çok ciddi önem verilmesi gerekir. 

 

ABDEST’TTEN SONRA YAPILACAK DUALAR

       ---------------------------------------------------------------------------------------

    Peygamber efendimiz S.A.V. Hz. bir hadisinde şöyle buyurdu: 

              “Kim abdest aldıktan sonra, ellerini havaya kaldırarak, Besmele, ile   bir kere “İnna-enzel nahu fi-leyletil kadrsuresini okursa, Allah’u Teala  Hazretleri o kimseyi sıddıklardan yazar. İki  kere okursa, şehidlerden yazar. üç kere okursa, Peygamberlerle birlikte haşr olur.”

 Başka bir hadisi şerifte efendimiz S.A.V.şöyle buyurdu:                          

“ Herkim abdest aldıktan sonra benim üzerime on kere selatü, selam getirirse,  Allah’ü

12-Abdestten sonra yapılacak dualar

Teala  Hazretleri o kişinin hüzünlerini giderip mesrur eder, duasını kabul eder,” (Y, iki hadis Namaz kitabı Hakikat yayın evi sayfa 50)

           Başka bir hadiste . “Kim abdest alır  sonra hiç konuşmadan evvel Eşhedu, enlailahe illallah  ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resulühü”  /  Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de gerçekten O’nun kulu ve elçisi olduğuna da şâhidlik ederim.”  desin.  Sonra da bana salât getirsin. Bunları da söyleyince, iki abdest arası hataları  affolunur, ayrıca kendisine rahmet kapıları açılır.

           Yine efendimiz  S.A.V. başka bir hadisinde şöyle buyurdu:

            Kim güzelce abdest alır ve sonra ( yönünü kıbleye çevirir ellerini

havaya kaldırarak ) üç defa : ” Eşhedü enlailahe illellah vahdehu la şerikelehü ve eşhedü enne Muhammeden  abdühü ve rasulüh .” derse;

              Tirmizi de Ebu Davud gibi: rivayet ederek:

              “Allah’ım beni tövbe eden ve temizlenenlerden eyle.” Cümlesini ekledi.

            Anlamı

               ---------------------------------:

           ( Allah’dan başka ilah bulunmadığına,  O,nun bir ve ortaksız olduğuna şahadet ederim ve Muhammed’in  O,nun kulu ve rasülü olduğuna şahitlik ederim: ) derse, Kendisine Cennetin sekiz kapısı açılacak ve hangisinden isterse (oradan) girecektir.( Müslim, Ebu Davud,, İbn, Mâce Tergib ve Terhib 1/ 256-257, )

   İmam Nevevi  : Buyuruyor :

   Abdest uzuvlarını yıkarken dua etmek

              Örnek:  Yüzümü yıkıyorum nurlansın, ellerimi yıkıyorum bereketlensin, ayağımı yıkıyorum sırat köprüsünde güçlensin, gibi dualar.) hakkında Resülüllah  (s.a.v.) ‘den ( böyle) bir şey gelmemiştir.

                      Anlatıldığına göre; Hz. Alinin oğlu, Hz.Hasan :AllahTeâlâ o’ndan razı olsun Abdest alacağı sırada, yüzünün rengi değişirdi, sararır, vücudu titrerdi:  Kendisine bunun sebebi sorulunca da; şöyle derdi.

            “ Çünkü ben cebbar ile Melik’in ( yani Allah Teâlâ ’nın ) huzuruna çıkacam, namaz kılacam. Tabiki rengim saralıp solacak, elim ayağım vücudum titriyecektir. ”diye cevap verirdi

13-Abdestten sonra yapılacak dualar

Hz. Ömer ( r.a. )    “Sahih ve kamil bir abdest, şeytanı senden uzaklaştırır.” Buyurdu. 

Yüce Peygamberimiz S.A.V. bir hadisinde şöyle buyurdu:

     “ Size günahları silip süpüren, dereceleri yükselten bir şeyi haber vereyim mi,? 

Zor şartlarda abdest almak uzak yarlerden mescitlere gitmek ve namazı  kıldıktan sonra diğer namazın beklentisi içinde olmaktır. İşte bu bir cihattır. bu bir cihattır.. bu bir cihattır.”

           Ukbe b, Amir (r.a.) Reulüllah (S.A.V.) Şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“ Abdesti iyice alıp, kalbi ve yüzü ile Allah’a yönelerek iki rekat namaz kılan her kesin cennete girmesi kesindir.” ( Müslim, Ebu Davud, Nesâi, İbn Mâce, )

              Başka bir hadis de:  Peygamber efendimiz S.A.V. şöyle buyurdu.“ Kim ki güzelce  abdest alıp iki rek’at namaz kılarsa ve o iki rek’at namazda  kalbinden dünyanın her hangi bir şey’ini geçirmezse, annesinden doğduğu gün gibi, günahından çıkmış olur.  ( buyurmuştur. )

Ayni hadisin başka lafzında (rivayetinde )

“ O iki rek’atta unutkanlığa düşmezse geçmiş günahları affolunur.” denilmektedir. 

Yüce Allah kulunu af etmesi için sanki bir bahana bir vesile aramaktadır. bu ne büyük lütuf lardır. Fakat biz kullar, bazılarımız çok gafiliz,

Rabbimizin bunca kolaylıklarına bunca müjdeli ayet ve hadislere rağmen, bizde tembellik, umursamazlık, konuyu ehemmiyete almam azlık, tevhid sizlik, itikatsızlık, daha doğrusu

iman zayıflılık yüzünden gerek Ayetlerle gerek hadisi şeriflere tam kani olamıyoruz veya  bir başka deyimle,  kalbimizle beynimizle, tam ihlaslı değiliz,  dilimizle  ihlaslı gözüküyor isekte  İcraat’ ta gelince nefsimize yenik düşüyoruz, icraat gösteremiyoruz, bir  müslüman, ayak baş ucundan tepesindeki saçına kadar müslüman olması gerekir. Ayetlerin, Hadislerin bazısına uyma bazısına uymama diye bir lüksümüz olamaz, bir müslüman 6666 ayete ve bütün hadisi şeriflere aynen uyması  ve uygulaması gerekir. yüce Allah Teâlâ buyuruyor “ Siz bazı ayetlere inanıyor bazı ayetlere inanmıyor musunuz.”  Ama ne yazık ki işimize geleni uyguluyoruz, işimize gelmeyeni uygulamıyoruz, hatta ayeti Kerimi ve hadisi şerifleri artık  ulemalara din görevlilerine hocalara, din araştırmacılarına, bir  bilenlere değil de, kendi işimize göre kendimiz  fetva vermeye çalışıyoruz, veya fetva veriyoruz.  Hadislere ise bu hadis, hadisi sahih değil, bu hadis hadisi kutsi

14-Abdestten sonra yapılacak dualar

değil bu hadis, zayıf bir hadistir, bu hadis,  Buhari’nin, Tirmizi’nin, Ebu Hüreyre’nin ebu müslim’in rivayet ettiği  hadis değil, bu nedenle bu hadis şu kişi rivayet etmiş, bu biraz zayıftır diyoruz, onu tanıyormusun dediğim zaman ismini yeni duydum diyiyor.  İşte böyle  kendi kendimizi kandırıyor veya avutuyoruz, oysa  yaklaşık bin dört yüz elli senedir, ravi’lerden (Hadisi rivayet eden sahabelerden) halifelerden binlerce alimlerden,evliyalardan, veliler-den tahlil edile, edile (süzüle, süzüle ) bize kadar gelen hadisler-e dil uzatmak, ne kadar mantıklı, veya ne kadar doğru olup olmadığını  taktirinize bırakıyorum. İhlaslı olarak düşünmemiz gerekir. Biz ayetleri ve hadisleri yorumlayacak kadar bilgiye  sahip miyiz? Düşünmemiz gerekir, sorumluluk duymamız gerekir. Her hususta olduğu gibi bu hususta da Allah’a sığınıyorum.                                                                                                               

Konuyu Ayet ve Hadisleri tam anlamıyla yorumlayacak ger çek alimlere, gerçek alim ve  hadis müffesirlerine bırakalım, kendi kendimize fetva vermeyelim. Sonra Allah Teâlâ korusun dinden çıkarız. Bu işlerin şakası olmaz.

Bakıyorsun her hastalığın bir uzmanı bir mütahasısı vardır, örneğin, bir diş doktoru kalbe, bir göz doktoru doğuma bakmaz, her kes kendi işini yürütüyor. Yetkisini görevini bilir ama, halkımız içinde şöyle bir kayde vardır   ama ne yazık ki konu dine gelince her kes  alim kesilir, fetva verir, şu haramdır, şu helaldir der. bilgisi çok bence şu şöyledir, dediği zaman o kişiden kaçının, çünkü dinde bence, sence yoktur. Din evrenseldir. O bize uymaz biz ona uyarız, bazı kişilerin dini bilgileri yok denilecek kadar kıt olmakla beraber ayetleri yorumlar, hadislerden şu sahihdir, şu zayıftır seçimini yapar, fetva verir  Allah’a sığınıyorum.    

Resullah S.A.V  başka bir hadiste:  

              >>Kim bile bile bana yalan isnad ederse cehennemde ki, yerine hazırlansın.<<

buyurmuştur.                                                                  

          Aşağıdaki metin CAMİ’Ü-S-SAĞİR Hadis kitabının  1.cilt l3.sayfadan alınmıştır.

         ( Hadis tevatüren veya mütevatir yolla gelmiştir. Şeklindeki ifadelerin manası  ise, yalan üzerinde birleşmeleri mümkün olmuyan bir cemaatin nakl etikleri hadis manasına gelmektedir. Sahabiler, Resulüllahtan S.A.V. den gördüklerini, işittiklerini öğrenmiş,  haraketlerini aynen uygulama yoluna gitmiş ,Tabiin de onlardan ayni alıp sonrakilere nakl etmişlerdi. Bir çok haber ve hadis bize bu yolla gelmiştir.)  

          Yüce ALLAH  Kur’an-ı  Kerim’in  ( Haşir süresinin 7. ayetinde ) mealen şöyle buyurmuştur.        

>>Peygamber size neyi getirdiyse alınız, neyi yasaklamışsa ondan da sakınınız.”<<

15-Abdestte mekruh olan hareketler

Yüce Allah O,Büyük insanı, meşhur ve mümtaz zatı örnek edinmemizi emrediyor.

“O,kendiliğinden konuşmaz. ancak vahy edileni söyler” Necm süresi ayet 3-4  de buyurmak suretiyle de, onu dinlemenin, emirlerine uymanın ne derece gerekli olduğuna dikkat çekiyor, bizde ona uymak onun yolunda gitmekle mükellefiz,

Hasan b. Atiye’nin bildirdiğine göre Peygamberimiz  (s.a.v.  ) Şöyle buyurmuştur.>> Abdest imanın yarısı ve ağız misvaklamakta abdestin yarısıdır."

        İnsanın dünyaya gönderiliş gayelerinden en önemlilerinden birisinin ALLAH’ı sevmek olduğu düşünülürse  Hz. Muhammed’e uymanın gerektiğini anlarız.

        Çünkü Allah’ı sevmenin yolu Resulüllah’a tabi olmaktan geçer. ALLAH’I sevmek onun razı olacağı işleri yapmak demektir. Onun razı olacağı işler ise en güzel bir şekilde, Resulüllah göstermiştir. O halde Allah adına sevilmeye, tabi olunmaya en layık olan da  odur.

Yüce ALLAH Taâlâ şöyle  buyuruyor.

>>” De ki : Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah  da sizi sevsin <<Al-i İmran suresi ayet 3l )

          “Eğer Allah’ı seviyorsanız, Resulüllah’ı da seveceksiniz. eğer Allah’ı seviyorsanız elbet te onun sevdiği tarzı yapacaksınız, Allah’ın sevdiği tarz 

ise; onun sevdiği zata benzemektir. Ona benzemek bütün söz ve davranışlarında  Resulüllah’a uymak demektir. Ne zamanki, ona uyarsak işte o zaman Allah bizi sever. eğer ona benzemez, uymaya çalışmasak Allah’a gerçek sevgimiz yok demektir.

         Görüldüğü gibi Allah sevgisi kazanmak  Resülullah’ı s.a.v. sevmekten  geçer. Yukarıdaki ayet gayet açık,“ Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin”

          Resülullahın yaptıklarına ve yaşayışına  Sünnet diyiyoruz.  Hiç bir sünnetleri haşa ve haşa  küçümsememeliyiz, ALLAH korusun helak oluruz.

          Yüce Allah’ın buyurduğu Haşr Süresinin yedinci ayetini yukarıda okuduk.

 “ Peygamber size neyi getirdiyse alınız. Neyi yasaklamışsa ondan da sakınınız. Başka bir ayete ise  “O, kendiliğinden  konuşmaz, ancak vahiy edileni söyler” buyrulmuştur,   

16-GUSÜL / Boy abdesti Farz ve Sünnetleri

İbni Abbas (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet edildi. “ Bu vücutları temizleyin ki Allah Teâlâ da sizi günahlardan temizlesin.  Zira abdestli olarak yatan bir kulun yanında onunla birlikte bir melek geceler, gecenin ber saatinde (birtarafdan öbür tarafa) döndüğünde melek:

Allah’ım! Kulunu bağışla, çünkü o abdestli olarak yattı “ diye dua eder.( Teberani Tergib ve Terhib 1/14)

ABDESTTE  MEKRUH  OLANLAR

------------------------------------------

  1-Suyu israf etmek mekruhtur. Resulüllah (s.a.v. ) abdest azalarını üç def’a yıkayıp mesh ettiğini ve bunu yaptıktan sonra :

“Daha fazlasını yapan hem zulüm hem de kötülük eder.” 

   2- “Üç defadan fazla yıkanmak veya mesh etmek mekruhtur ve bunu yapan zalim olur.

  3-Abdestten sonra elini silkip abdest suyunu sağa sola sıçratmak,

  4- Abdest esnasında  konuşmak,

   5-Yüzüne su çalmak, Mekruhtur.

   6- Bir kavim kurutmayı mekruh görerek şöyle dediler:

Abdest suyu hasenat kefesinde tartılır. Binanaleyh silinmemelidir.  (Şafiimezhebine göre hüküm böyledir. Hanefi mezhebinde ise yıkanan el ve yüz ve ayakları silme veya kurutmada mahsur yoktur.)

Resulüllüh abdest aldıktan sonra yüzünü, elbisesinin kenarı ile sildiği rivayet edilmektedir.                   Aişe validemiz de (r.a.)  Resulüllahın bir mendili vardı. Onunla silinirdi . buyurdular

              7-Bakır kaplardan abdest almak mekruhtur.

8- Güneşin hararetiyle ısınmış su ile abdest almak mekruhtur. Bu kerahet tıp nokta’i nazarından gelmektedir. ( Şu andaki güneş enerji ile su

17-Cünüp olan bir kimse şunları yapamaz

ısıtmayı kast edilmemiştir. Bidon veya leğenlerde güneşe bırakıp ısınan sular kast edilmektedir. ) ( İhya-iUlum-id-din 459-460 )

Bu ümmetten bir kavim olacaktır. Dualarında ve abdestlerinde ifrata kaçacaklardır.” Buyurduğunu rivayet ediyorlar(İhya-i Ulum-id-din 459 )

           İbrahim bin Edhem buyuruyor ki :

    Abdestten fazla su sarfetmek kişinin bilgisinin zayıflığına delalet eder.

           Hasan Basri buyuruyor ki :

     İnsan oğlunda vesvesenin ilk başlangıcı abdestten gelir. Buyurdu : 

                    İbni Abbas’tan ( r.a. ) rivayet ediyor. Hadis no: l641

              “Bize Abdest güzel almak emredildi “Camiü’s-Sağir 448

   Sevban (r.a.) rivayet ediyor. Hadis no 3481

  “Kişiabdesti çok sıkışıkken o halden kurtuluncaya kadar namaz

kılamaz.”  ( Ebu Davut,Tırmızı, İbni Macce, Camiü’s-Sağir.)     

.                     

                 GUSUL  ( Boy Abdesti )

Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

Eğer cünüpseniz temizlenin ( boy abdesti alın.) Şayet hasta veya yolculukta iseniz veya ayak yolundan  (heladan ) gelmişseniz. Veya kadınlara yaklaşmışsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ellerinizi onunla ( o toprakla ) mesh edin. Allah sizi zorlamak istemez. Fakat şükür edersiniz diye ter temiz olmanızı ve size verdiği nimeti tamamlamayı diler.“(Maide Süresi Ayet:  6 )

  Cabir b. Abdillah’ın rivayetine göre, Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

  “Allah’a ve âhiret gününe inanan, hamama peşti malsız girmesin. “(Gunyet-üt Talibin, 80 )

  Namazın doğru olması için, taharettin, abdestin ve guslün doğru olması lazımdır. Cünup oldan her kadının ve erkeğin, hayızdan ve nifâsdan kurtulan kadınların, namaz vaktinin sonunda o namazı kılacak kadar zaman kalınca gusül abdesti alması farzdır. cünüp olmak, cima ve ihtilam ile olur.

  Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

18-Guslün Farzları

“ Gusl abdesti almağa kalkan bir kimseye, üzerinde kıl adetince ( yani pek çok) sevap verilir. O kadar günahı afv olur. cennetteki derecesi yükselir. Guslu için ona verilecek sevabın dünyada bulunan her şeyden daha hayırlı olur.  Allahü Teâlâ meleklere, bu kuluma bakınız! gece üşenmeden kalkıp benim emrimi düşünerek, cünüblükten gusl ediyor. Şâhid olunuz ki, bu kulumun günahlarını afv ve mağfiret eyledim. buyuruyor.

  Bir hadisi şerif de de: ( Resim, köpek ve cünüp kimse bulunan eve rahmet melekleri girmez. ) buyruldu.

Diğer bir hadis-i şerif de,

“Kirlenince çabuk gusl abdesti alın! Çünkü kiramen katibin melekleri, cünüp olan kimseden incinir.” buyruldu. ( Üste her  üç hadis Hakikat kitap eve Namaz kitabı s. 60 )

  İmâm- Gazâli (rehmettullahi aleyh) buyurdu ki:

  Bir kimse, rüyada bana dedi ki: ( Bir miktar zaman kadar cünüp kaldım.) şimdi üzerime ateşten gömlek giydirdiler. Hala ateş içindeyim.)

  Namaz kılan ve kılmayan herkes, bir namaz vaktini cünüp geçirirse, çok acı azap görecektir. Su ile yıkanmak mümkün olmazsa teyemmüm etmelidir.

            Cünüp olan kimse şunları yapamaz.

1-   Hiçbir namaz kılamaz,

2-   Kur’ân-ı Kerim ve ayetlere el süremez.

3-   Kâ’beyi tavâf edemez.

4-   Cami ve mescitlere giremez.

Âişe (r.a.)’nın şöyle dediği rivayet edildi.

Peygamber (s.a.v.) ‘e ıslaklık görüp de ihtilam olduğunu hatırlamayan kimse hakında sordular. O da :

Gusül abdesti alınması lazımdır. Buyurdu. ihtilamı hatırlayıp ıslaklık bulmamış olan kimse için sorulunca:  Hayır gusül etmesi icap etmez.” buyurdular. bunun üzerine Ümmü Süleym:  ıslaklık gören kadın da gusül abdesti almalımıdır?  Diye sorunca: Peygamber (s.a.v.) “ Almalıdır; çünkü kadınlar şüphesiz erkeklere benzerler ( bu hususta aralarında bir fark yoktur) “ buyurdu. ( Nura doğru cilt 1, sayfa 298 )

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular.

19-Gusl’ün sünnetleri

“Hayız’lı kadın ile cünüp olan kimse Kur’ân dan hiçbir şey okumaz. (Okumamalıdır.)” ( Nura doğru Aydın yayıneve 1/ 300)

                    Guslün farzları   :

         Guslün farzları gerek Hanefi mezhebinde gerekse Şafii mezhebinde üçtür.

 Hanefi Mezhebine göre :

1- Ağzın içini yıkamaktır :  Ağzın içinde ine ucu kadar ıslanmadık yer kalırsa, dişlerin üzeri ve diş çukuru ıslanmazsa, takma dişler varsa onları çıkarıp ağız içini güzelce ıslatıp çalkalayıp yıkamaz ise gusül olmaz. 

2- Burnu yıkamaktır. Burnundaki kuru ve ıslak kirlerin altına su girmez ise gusül olmaz.

3- Bedenin her yerini yıkamaktır :  Göbek çukuru, bıyık, kaş, saç, sakal ve altındaki deriler ve kulakları yıkamak farzdır. tırnaklarda (oje)  dudak, göz kapağı veya vücudundaki her hangi bir yerinde su geçirmeyen maddeler bulunursa onlar ıslanmadıkça ( yıkanmadıkça) gusül abdesti alınmış olmaz.

 

              Şafii Mezhebine göre   :

1-  Niyet etmek  :  Vücudun ilk yıkanması gereken yerini yıkamaya başlarken, “guslün farzını edaya niyet ettim.”  veya,  “Cünüplüğü gidermeye niyet ettim.”  ya da,  “Namazın farzını mubah kılmaya niyet ettim.”  diyerek niyet edilir. Sadece yıkanmaya, temizlenmeye niyet etmek yeterli olmaz.

2- Bedeninin tamamını suyla kaplamak (yıkamak ): Bedenin çok az bir kısmı bile kuru kalırsa gusül geçerli olmaz. Suyun bedene ulaşmasına engel olan şeylerin temizlenmesi gerekir.

Göbek çukuru ve yaraların geride bıraktığı çukurumsu yerlere suyu ulaştırma zorunlu değildir. ama yerinden çıkarmadıkça altına su geçmeyen dar yüzüğün yerinden çıkarılması gerekir.

Kulaktaki küpeyi yerinden oynatmak gerekir. kulakta delik var ama küpe yoksa, suyu bu deliğe ulaştırmak icap eder.  ( Hanefi Mezhebihe göre ) :

Sünnetsiz kişinin, suyu penisin kılıfı altına ulaştırması gerekir. sünnet olmadan kılıfın altına su ulaşmıyorsa, sünnet olmak vacip olur.

Göz çukurlarını yıkamak ağza ve burna su almak farz değildir.

20-Nafile gusül / boy abdesti

    3- Bedendeki necasettin giderilmesi:  Guslün farzlarından biri de bedende eğer varsa necâsetin, yani pisliklerin temizlenmesidir.  

            Guslün Sünnetleri ( Hanefi Mezhebine göre )

1-  Gusle Besmele ve niyetle başlamak, 

2-  Önce elleri yıkamak,

3-  Edep yerlerini yıkamak, bedeni bütün pislikten temizlemek,

4-  Gusülden evvel abdest almak,       

5-  Önce baş daha sonra sağ ve sol yani bütün bedenini, üç defa ovarak yıkamak,

6 - Bütün vücudu yıkadıktan sonra ayaklarını yıkamak.

7-  Guslederken çok fazla veya çok az su kullanmaktan kaçınmak.

8-  Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak,

9-  Tenha bir yerde yıkanırsa bile avdet yerlerini açmamak,

10- Guslederken hiç konuşmamak, (mecbur kalmadıkça).

11- Gusül bitince bedeni kurutmak ve çabuk giyinmek.

           Guslün Sünnetleri ( Şafii Mezhebine göre ) :

         1-  Gusle niyet ederken Besmele çekmek,

         2-  Elleri bileklere kadar yıkamak,

            3-  Gusül esnasında namaz abdesti gibi abdest almak, Ağza ve burna su almak.

            4-  Her yıkayışta bedenin el ile ulaşabilen yerlerini ovmak,

            5-  Bir organın üzerindeki su kurumadan diğerini yıkamaya geçmek,

21-Nafile gusül / boy abdesti

6-  Önce başı yıkamak,

            7-  Yıkamaya vücudun sağ tarafından başlamak,

            8-  Suyun deriye ulaşmasına engel olmayan şeyleri gidermek, (Yara kabuğu, bant, oje gibi) engel olacak şeyleri gidermek farzdır.

            9-  Kimsenin görmediği kapalı bir mekânda olsa bile gusül yapan kişinin avret yerlerin örtmesi,

            10-  Yıkanan her yeri üç defa yıkamak, ( Suyu çok veya az kullanmamak )

            11-  Saçlarını ve parmak aralarını hilallemek,

            12-  Gusülden önce koltuk altı ve kasık kılları ile tırnakları kesmemek,

            13-  Gusülden önce abdest dualarını okumamak,

            14-  Mazeret olmadıkça yıkanmak için başkasından yardım istememek,

            15-  Gusül yaparken kıble tarafına yönelmemek,

            16-  Organları üzerinde kalan su damlacıkları silkelememek,

            17-  Gerek görülmedikçe gusül esnasında konuşmamak,

            18-  (Vücudu ) alt kısımlarından önce üst kısımları yıkamak, ancak erkekler abdest almadan önce penislerini yıkamalıdırlar ki, abdestten sonra elleri penislerine değip de abdestleri bozulmasın.

             Nâfile  Gusül Yapmak   :

                   Farz olan gusüller dışındaki bütün gusüllere sünnet veya nafile gusül denir ki, bunları şöyle sıralayabiliriz.

                        1- Cuma, guslü, Cuma namazına gidecek kişilerin  Cuma günü gusül etmeleri sünnettir. (gusülle ihtiyacı olsun veya olmasın.) bunun vakti, fecr-i sâdıktan (imsaktan)  itibaren başlayıp Cuma namazına kadar devam eder.

                        2- Ölüyü yıkayanın gusletmesi,  ölüyü yıkayan kişinin, yıkama işi bittikten sonra kendisinin de gusül etmesi sünnettir.

                        3-  Ramazan ve Kurban Bayramlarında gusletmek,

                        4-  Cünüp değilken islama giren bir gayrimüslimin gusletmesi,

                        5-  Yağmur duası ay ve güneş tutulmaları için namaz kılmadan önce gusletmek,

22-Nafile gusül / boy abdesti

                        6-  Cinnet getiren veya bayılan kişinin ayıldıktan sonra gusletmesi,

                        7-  Arafat vakfesi için gusletmek, Bu guslün vakti, arefe günü fecr-i  sâdıkın doğuşundan itibaren başlayıp gün batımına kadar devam eder.

                        8- Müzdelife vakfesi için gusletmek, eğer Arafat vakfesi için gusledilmiş ise o gusül burası için de yeterli olur.

                        9- Meş’ar-i Harâm’daki vakfe için gusletmek,

                        10- Cemreleri taşlamak için gusletmek,

                        11-  Mekke-i Mükerreme’ye girmek için gusletmek,

                        12- Medine-i Münevvere’ye girmek için gusletmek,

                        13- Ter veya kirden ötürü vücut kokusunun değişmesi halında gusletmek,

                        14-  İtikafa girerken ( Nesuh tövbesi yaparken ) gusletmek,

                        15- Ramazan gecelerinde gusletmek,

                        16- Hacamat vurduktan sonra gusletmek,

                        17- Hac ve umre ihramına girerken gusletmek,

                        1 8-Kâbe-i Muazzama’yı tavaf için gusletmek.    

                         Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

                   “Yeyin için fakat israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez.”( El-A’raf ayet 31 )

23-EZAN

E Z A N

-----------------------------------------------------------------------:

                        Yüce Allah buyuruyor.

                        “Salih amel işleyip insanları Allah’a çağıran ve; “ Hiç şüphesiz, ben bir müslümanım.” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ? “( Fusilet Süresi Ayet: 33 )

                        Kur’ân, sünnet ve icma, ezanın meşru olduğuna delalat etmektedir. Çünkü ezanın çok büyük bir fazileti ve ecri vardır.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Ezanla  birbirinizi namaza çağırdığınız zaman ( onu ) bir eğlence ve oyunmevzuu yapıyorlar bu davranışları onların akıllarını kullanmayan bir toplulukolmalarından dolayıdır.” ( Maide süresi ayet 58 )

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Resulüllah (s.a.v.) buyurdular ki:

“ İnsanlar eğer ezan okumak ile namazın ilk safhında yer alamada ne ( gibi hayır

             ve bereket) olduğunu bilseler, sonradan bunu elde etmek kura çekmekten başka bir

             çareleri kalmasaydı, mutlaka kuraya başvururlardı.” ( Buhâri, Ezan 9, 32, Şahadet 30, Müslim Salat, 129, (437)     

                  Tirmizi Salat, 166 ( 225)  Nesâi Mevakit, 22,(1,2699 )  Ezan 31,(2,23) Muvatta nida,3,(1,68) Cemaat, 6,(1,131 ) ve Kütü-i Sitte 7 / 447 )

24-CANLI BİR Hikaye

Yasar oğlu Hilal (r.a.) der ki: Muaviye’nin Resulüllah (s.a.v.’den şöyle buyururken duydum. dediğini işittim.

“ Kim müzzinin ezan okurken duyar ve onun söylediği gibi söylerse, ona müezzinin sevabı kadar sevap verilir.” (Tabarani,> Kebirinden< İsmail b. Ayyaş tarikiyle Tergib ve Terhib1/279 )

         Ezan’ın  meşrüyeti  Kur’an ve Hadis ile sabittir. Bunun meşruyiyetini tartışan veya Ezanı hafife alan dinden çıkar.

            Minarelerden günde beş defa şu ilan yapılır;  “ Haydi gelin namaza, haydi gelin kurtuluşa.”  Bu ilanda zengin, fakir, büyük küçük,  bay, bayan,  amir, memur, patron, işçi, paşa, er, siyah, beyaz ayrımı yapılmamıştır. Ezanı işiten ve kendilerine namaz kılmak farz olan her kes bu çağrıya eşittir. Çünkü hepsine birden gelin namaza gelin kurtuluşa denilmektedir

         Canlı Bir Hikaye:

Çok güzel bir soruya çok çirkin ve haşimce bir cevap:

Cematimizden bir kardeşimiz Camiye gelirken, bizim Caminin altında büyük bir

           market var, bir baba anne, torunun elini tutmuş markete gidiyorlar, tam o sırada Ezan okunuyor,

            6-7 yaşlarındakiTorunu soruyor.  Baba anne bu adam niçin bu kadar yüksek sesle  bağırıp çağırıyor,

Baba anne; şöyle cevap veriyor.

Çocuğum, bu Caminin hocası dedeleri namaza çağırıyor, dedelerin kulakları duymuyor onun için böyle bağırıp çağırıyor namaza gelsinler diye.

             İsterseniz bir dakkika Tefekkür edelim.

             Zaman’a bakın sanki namaz gençlere, orta yaşlılara bayanlara, tüm Müslümanlara  farz değilmiş de yalnız dedelere namaz farzdır  onlarında kulakları duymuyor, dedelerin kulakları az duydukları için hocada höperlörle bağırıp dedeleri namaza çağırıyor.

            Çocuğa ezan böylemi anlatılır.

             Sayın okuyucular, şiir kitabımdan bir beşlik okumaz isem patlayacağım? Lütfen  Anlayış gösterin.  

25-Ezan’nın tarifi

Vah bize vah bize, vah vah bize ki, biz asi kullara, ne zamana kaldık

Ağlamamız gerek figan etmemiz lazım biz Müslümanlığın neresindeyiz,

İşçilerin, patron’a Memurların amire sadık olduğu gibi biz Rabbimize sadık değiliz,

Köl…..   sahibine sadık olduğu gibi biz Rabbimize sadık kul değiliz,

Elhamdülillah ben müslümanım demekle kuru iddia olmaz, yaşamak gerekir.

               Ezanın tarifi :

Ezan : Lügatte, “ İlam / ilan etmek “ demektir.  “ Allah ve Resulü tarafından insanlara (namaz vaktini) ilan etmektir.

          Ezan: Şer’an ezan, farz namazların vaktini bildiren, özel sözlerden ibaret bir ilan şeklidir.

Ezan:  Namaza davet, kurtuluşa çağrıdır, dinin temeli olan Allah Teâlâ’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in (s.a.v)’in peygamberliğini duyurmaktır.

Ezan: Müslümanlığın şiârı, bir ülkede İslâm varlığının sembolüdür.

Ezan: İslam esaslarını duyuran, insanları kurtuluşa çağıran bu ses, gönülleri huzurla doldurur, ruhlara güven verir imanın tazelemesi ve güçlenmesini sağlar.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor. “ Ey Resul, Sana geleni tebliğ et.”(Maide 67 )

Dikat et ey Müslüman Ezan Yalnız Namazı hatırlatmıyor.

Müslüman ezan ile birlikte veya daha evvel kulluk görevini yerine getirmek için  kalkar, “ Ezan yalnız namaza çağrıdeğildir.  Ezan,  sana kulluk görevini hatırlatıyor.”Ezan ayrıca, sana, Allah’u Teâlâ’yı Hatırlatıyor, Hz. Muhammed-i hatırlatıyor, Hz. Bilal’i Habeş-i  hatırlatıyor, Ezan Müslüman olduğunu hatırlatıyor, Rabbine verdiğin sözü ve tövbende durmayı  hatırlatıyor. Ezan, senin Hıristiyan olmadığını, hatırlatıyor, Ezan senin kul olduğunu unutma manı kulluk  görevini yapmanı hatırlatıyor. Hiç üşenmeden, tembellik etmeden  Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmayı hatırlatıyor. Ezan kalk gafillerden olma, şeytana sakın uyma, sana emir edilen ibadetleri yerine getirmen için hatırlatıyor ve seni uyarıyor. Ezan okunurken seni namaza davet ediyor,   uyumak sana bir şey kazandırmadığı gibi çok şeyler kayıp ettirir. Dikkatini çekiyor. Ezan, şeytan’a kanmamanı sana hatırlatıyor ,   Şeytan tüm Müslümanların düşmanı olduğuna dair.”  Allah Teâlâ’nın emirlerini hatırlatıyor. Bak. ( Fusilet süresi  ayet: 6. Nahl süresi Ayet  98,99,100 ) 

26-(Namazdan önce) Sana ilk ulaşan ve seni uyaran ezandır

                         Ama ne yazık ki, bazı gafiller ezan sesinden rahatsız oluyorlar, veya ezan okuduğunda bırak müzinle beraber eşlik edip Ezan okumak, normal sohbetlerini bile kesmiyorlar, ayak ayak üstünde olsa bile tenezül edip ayaklarını bile yere indirmiyorlar, bunu yüzlerce örneğini verebiliriz, Allah Teâlâ bizleri ezansız bırakmasın ve Ezan’a saygı gösteren Ezan’ı bilen ve  çağrısına tam uyan kullarından eylesin

Cemaatle kılınan namazda amir ile memur, patron ile işçi siyah ile beyaz, Cumhurbaşakanı ile düz bir vatandaş  paşa ile er yan yana dururlar (veya kim önce gelmişse o ön safta durur.) Hiç birinin diğerine karşı öne geçme ve üstünlük hakkı yoktur.

         Namazdan başka yerde böyle bir eşitlik asla yoktur. Camide müslümanlar eşit saflarda namaz kılmak için omuz omuza dururlar. Hepsi Allah’ın kullarıdır,  Allah Teâlâ’nın evinde toplanıp, O’na kulluk görevini yerine getirmeye çalışırlar.

(Namazdan önce) Sana ilk ulaşan ve seni uyaran ezandır.

                        Ezanı dinlerken kalbini ona ver,  bir şeyle meşgul isen bırak çünkü selef ( geçmiş büyükler ) böyle yaparlardı. Ezanı duyduğu zaman, demircilik yapanın çekici havada  ise, örse vurmaz (havada bekletirdi) veya yavaşça indirirdi. Ayakkabıcı ( Terzi ) dikiş dikerken iğneyi sokmuş ise çıkarmazdı, öyle bırakırdı. (  Namaza gitmek için ) yerinden fırlar kalkarlardı. Eğer bu sesi yâni ezan sesini duyduğun zaman kalbinde bir sevinç bir (ibadet isteği dolmuş ise müezzin ile birlikte ezanı ruhen okumuşsan, ezanı duasını yapmışsan,  işte o kalp namaza hazırlanmıştır. Yok Ezanı öylesine dinlersen veya  “ ruhen “  dinlemesen, müezzinle birlikte tekrarlamasan, ezan duasını yapmazsan, sohbetine, alış verişine, işine, yoluna, oyununa, devam edersen, tabii ki, o kalp namaza hazır olamaz. O kişi huşu içinde namaz kılamaz, kendisini namazda ama, aklı fikri kalbi başka yerde, çünkü kalbini namaza hazırlamamıştır. Hani bir söz var, kalbi namazda olmayanın kulağı ezanda olamaz . kalbi sürekli namaza kulağmızı ezan’a hazır bulundurmalıyız,

                         MÜBAREK EZAN NASIL OLUŞTU :

                        Peygamberimiz S.A.V. Medine’ye hicret bulunduğu yıl, Ezan medine’de meşrü kılındı ve dindeki yerini aldı.

                        Ezan meşruriyetleşmeden önce, namaza şöyle çağrılırdı,>>es-Selate, es Selate .<< Anlamı:  (Buyrun Namaza, buyrun namaza, ) veya >>Es-Selatü Camiatün .<< Anlamı, (Namaz toplayıcıdır, bir araya getiricidir. ) şeklinde çağrılar yapılırdı.

                        Efendimiz, Namaza çağrı hususunda yeni bir usül bulunması için sahabeleriyle istişare  buyurur. bunun üzerine muhtelif teklifleri dinlemiş kimi!

27-Mübarek Ezan’ın oluşu

Ya Resullüllah !  Namaz zamanı gelince,  borazan çalalım demiş,

                         Peygamberimiz, “ Bu yahudilerin  işidir ” bu fikri beyenmemiş,

                        Başka, sahabeler  Ya  Resulüllah, “ Öyleyse ateş yakalım “ demişler.

Bu teklifte ,Büyük Peygamberimiz tarafından ,”Buda mecusilerin (Ateşe tapanların işidir. ) bunu da red edmiştir.

            Başka ,sahabeler, Ya Resulüllah, namaz vakti gelince bayrak dikiniz halk

Bayrağı görünce biri birine haber verir. Bu  teklif  ALLAH’ın Resulünün hoşuna gitmez. bu teklifi de beğenmez.

         Başka ,Esabeler, >>Çan çalalım.<< demişler. Bu teklifide ,Resulüllah beğenmiyerek ,  (>>Buda Hiristiyan’ların işidir.<<) buyurarak red etmiştir.

                        Bir sonuca varılmadan istişare meclisi  evlerine  dağılmışlardır.

                        Danışma  (İstişare ) meclisinde görevli ‘lerinden ve Medineli müslümanlarından  Abdullah b,zeyd  el- Ensari  r.a. görüşülen mevzuda bir karara varılmadığı için üzülen,  Allah Resulü’nün  mahzunluğundan ötürü kendiside  çok üzülen ve tasalı olarak uyumuş, ve rüyasında kendisine bir melek, bildiğimiz Ezan ve kamet’i öğretmiş, sabahleyin rü’yasını  Allah Resuluna anlatmış,  o,nun ve daha  başka sahabelerin gördükleri rüyalar vahy yolu ile desteklenince bildiğimiz ezan Dindeki yerini almıştır.

                        Hatta, Abdullah r.a. rüyasını nakledince, Efendimiz (s.a.v ).

Hz.Bilal’e:

“Ey Bilal! Kalk. Zeyd oğlu Abdullah sana ne söylerse öyle yap.” buyurmuştur.

Az sonra Hz. Ömer ( r.a. ) durumu öğrenince, “ Ayni rüyayı ben de gördüm

ama Abdullah ibn-i  Zeyd beni geçti “ birkaç sahabiler daha ayni rüyayı gördüklerini söylediler.

                        Ezanın dayanağı sadece rüya değildir. Bu hususta Peygamber Efendimize de ayrıca vahiy’in inişi de bu zamana rastlamaktadır.  Bezzar (r.a.) şu hadisi rivayet etmiştir. “Mirac gecesinde Hz. Peygamberimiz (s.a.v.) ezan gösterildi ve yedi kat göğün üstünde kendisine ezan sesi dinletirildi.” (İslam fıkhı cilt 1sayfa 415 zaman)

            Hatta bir rivayete göre mahiyetini yukarıda anlattığımız rüyayı Hz. Ömer görmüş ve durumu anlatmak için sabahleyin Peygambere koşmuştu. Peygamberimizi de ayni mahiyette bir vahyin geldiğini söyledi. Bütün bunlardan

28-Mübarek Ezan’ın oluşu

anlıyoruz ki, ezan, bu günkü cümlelerile ve Arapça olarak bazı sahabilere rüya ve Peygamber Efendimize de vahiy yoluyla öğretilmiştir. O bakımdan ezanın ifadelerini değiştirmek veya onu Arapçadan başka bir dille okumak bu rüya ve ilhamların ana kaynağı olan ilahi maksada aykırı bir hareket olur.         

            Bildiğiniz gibi, namaz vakti gelince, müezin ezan okur. Ezan şöyle okunur.

                        ALLAHU Ekber . dört kere tekrar edilerek okunur, anlamı : Allah  En büyüktür, Eşhedü en la illahe illellah . iki kere tekrar edilir,Manası : Allah’tan başka

İlah olmadığına şehadet ederim.”  Eşhedü enne Muhammeden Resulüllah , iki kere tekrar edilir. Açıklaması “Muhammed Allah’ın Resulü olduğuna şehadet ederim.” Hayye alessalah. iki kere tekrar edilir. Açıklaması: ( Haydi Namaza gelin Allah Teâlâ’ya ibadete gelin Hayye alel –felah . iki kere okunur.  Manası: ( Haydi  felah’a kurtuluşa gelin. ) Allahu Ekber. iki kere okunur. Manası : ( Allah en büyüktür. )   La illahe illellah  : bir kere okunur. Manası : ( Allah’tan başka ilah yoktur.

                        Sabah namazlarında, ikinci “heyye ale’l-felah” cümlesinden sonra iki defa “Es –Selatü hayrun mine’n-nevm .  müezin okuduğu zaman bizde şöyle demeliyiz, Sadaka Resulüllah. bu cümlesi iki defa okunur ve bizde iki defa da sadaka Resulüllah demeliyiz.

                        Manası:  ( Namaz uykudan hayırlıdır der.  Bizde deriz ki doğru söylüyorsun Ya Resullülüh)

Ebu  Hüreyre   (r.a. ) derki:  Resulüllah  (s.a.v.). ile birlikte bulunuyorduk, “Bilal kalkarak ezan okudu.  Bitirince   Resulüllah  (s.a.v.  )

                        “Kim inanarak onun gibi söylerse, cennet’e girer” buyurdu .

Başka bir Hadis de: Said el-Hudri rivayet ediyor:Resulüllah (s.a.v.) buyuydu ki:                        

                        “Ezan okunduğunu duyduğunuzda, müzzinin söylediğini sizde söyleyiniz.” (Buhari ve Müslim )

Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor : 

           “ Şüphe yok ki bütün mescidler Allah’ındır  Allah ile birlikte başka hiç kimseye dua edip yalvarmayın.”  ( Cin süresi ayet 18 )

                        Başka bir hadisi şerifte efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu.

29-Hz.Abbas’ın Ezan’ınn açıklamasının şöyle yapmış

                        Ezan’ı dinliyen müezzin’nin dediklerini kendi işiteceği kadar tekrarlar   

           Müezzin –Hayye ale’s-alah- ve –Hayya ale ‘l-felah cümlelerni söyleyince dinliyen ve tekrarlıyan, bu iki cümleyi müezzin gibi tekrarlamaz, bu iki cümle  yerine,“La havle vela kuvvete illa billahi’l-Aliyi’l Azim “

Anlamı.

                        Günahtan dönmek ve ibadete yönelmek yalnız ve yalnız Allah’ın yardımı ile mümkündür.) mealinde olan ve bir hadisten alınan kelimeleri söyler.

                         Müezzin ile birlikte ezan okuduğumuz zaman, mutlaka, ne okuduğumuzu bilmeliyiz ki bir yandan ezan’ın orijinalını  okuyacağız bir  yandan da anlamını düşünecağız. 

                                   Hz. Abbas Allah kendisinden razı olsun Ezanın manasını takva yönünden şöyle tefekkür ederek manasını açıklamaktadır. Konuyla ilgili detayı okuyup ibret alalım.

                        Ezan okunduğu zaman İbn-i Abbas Hazretleri hüngür hüngür ağlamaya başlardı. Öyle ki gözlerinden akan yaşlar elbiselerini ıslatırdı. Boyun damarları şişer, rengi kıpkırmızı olurdu.

                        Bunun üzerine: Ebü Aliye  kendisine; “ Ey Resulüllah’ın amcaoğlu bu ağlama bu yas neye? Biz şimdiye kadar hep ezanı dinler fakat ağlamazdık. Şimdi senin ağlayışın bizi de ağlattı “ dedi.

                                   İbn-i Abbas onun sözlerine karşılık ; “ İnsanlar müzzinin ne dediğini bilselerdi, ne durabilir ve ne de uyuyabilirlerdi.” dedi.

            Kendisine “Müezzinin ne dediğini bize anlat “ dediler.

                        Hz. Abbas : şunları söyledi.

                        Müezzin Allahu Ekber Allahu Ekber  derken şöyle demek ister: “ Ey dünya meşguliyetlerine dalmış kimseler! Kendinizi vererek ezanı dinleyiniz. Vücudlarınızı biraz dinlendiriniz ve arkasından işlediğiniz amellerin en hayırlısına, yani namaza koşunuz.”

                        Müezzin Eşhedüenlâ ilâhe illallah derken şöyle demek ister:  “ Sizi namaza çağırdığgıma kıyamet günü  şahidlik etsinler diye, göklerdeki ve yerdeki tüm canlıları şâhid tutarım.”

                        Müzzin  Eşhedüenne Muhammederresülüllah  derken şöyle demek ister. “ Size günde beş kere namaz vaktini bildirdiğime, kıyâmet günü, Hazret-i Muhammed ve diğer tüm Peygamberler --- Selam üzerlerine olsun --- şâhidlik edeceklerdir.”

30-HİKAYE

Müezzin  Hayye alesasalâh derken şöyle demek ister. “ Yüce Allah bu dini sizi için kurdu, onu ayakta tutunuz.”

                        Müezzin Heyye alelfelâh derken şöyle demek ister. “ Rahmet deryasına dalınız ve hidayetten nasibinizi alınız.”

                        Müezzin Allahu Ekber Allahu Ekber derken şöyle demek ister: “ Namazdan önce her çeşit iş haramdır. “

                        Müzzin,  Lâ ilâhe illallah  deyince bunun anlamı şudur. “ Yedi kat göklerin ve yedi kat yerin emâneti boyunlarınıza yüklenmiştir. İsterseniz bu emânetin gereğini yapmaya koşunuz Allah Teâlâ’ya kulluk görevinizi yapınız, dilerseniz geri kaçınız.

                        Yüce Allah Teâlâ buyuruyor ki :

                        “ İnsanları ( emirlerini yerine getirmeye )  çağıran, güzel ve dürüst ameller işleyerek  (ayni zamanda )  “ben şüphesiz Müslümanlardanım “ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir.”                          ,                                                                                                                                          (Fussılat Suresi Ayet: 33 )

                    H İ K A Y E

                        Zübeyde hatun, Harun-er-Reşid’in en sevgili ailesiydi. Sevilmeye ve sayılmaya değer bir sultan idi. Birkaç tel saçı görüldüğü için : Na-mahremin gördüğü saçı başımda taşımam, buyurmuş ve bütün saçlarını usturaya vurdurmuştu.

                        Bir gün, halifenin kendisine hediye ettiği zümrüt ve yakutlarla müzeyyen, mücevherlerle mürassa  gayet kıymetli bir Kur’ân-ı Kerim-i açmış , Sevdiğinizi vermedikçe insanlığa nail olamazsınız. Ayet-i celilesini okuyunca :

                        Ben, bu müshaf-ı şerif’i çok sevdim. Madem ki; bire iyiliğe ve sevdiğime kavuşmak için, sevdiğimi vermek lazımış.. Alın şu müshaf-ı şerifi bir fakire veriniz, demiş ve maddi değeri milyonlarca olan o kiymetli kitabı fakire verdirmişti.

                        İşte, Arafat meydanına su getiren ve bu su ile Mekke-i Mükkeremeyi ihya eden hanım sultan bu Zübeyde hatundur.

                        Bu müttaki hanımın vefatından sonra kendisini rüyada gören bazı salih kişiler, âhirette ne muamele gördüğünü sorduklarında:

                        Rabbim beni affetti ve rahmetine  müstehak, kıldı. Cevabını vermiş :

                        Kendisine, Elbette mağfirete nail olursun, sen mMekke-i Mükeremmeye  dörtyüz elli kilometreden uzaklıktan kanal döşeyerek su getirdin, bunca hayrat ta bulundun, denildiği zaman da:

31-Müzinle birlikte Ezan oku

                        Zübeyde hatun şöyle seslenmiş:  Af ve mağfiret olunmama sebep bu hayırlarım değildir. Müezzin Ezan okunduğu anda bende ( tüm işlerimi bırakır boş şeylere çenemi kapar ) ona icabet eder, onunla beraber ezan okurdum. Bundan dolayı Allah’ın affına mazhar oldum. buyurmuştur.

                        Ezana icabetin ne büyük bir nimet olduğunu, bu kıssa pek güzel ifade etmektedir. O halda ezan okunurken, televizyonunu, radyonu, çalan müziğini, boş sözlere çeneni kapa. dünya kelamını bırak, ezana saygı göster ve müezzine icabet eyle ki aziz olasın.   

                        Ezan Allah’ın davetidir Müezinin dili ve gür sesi vasıtası ile Yüce Allah’ın Mü’minlere öz evi olan camilere çağıran bir sesleniştir. Namaz vakitlerinin her yerde çeşitli zaman (vakit ) olması yüzünden dünyada ezansız geçen tek bir saniye bile yoktur. Demek ki, Allah’ın ortaksız, birliğini havalara yükselmiş sivrilikleri ile dile getiren minareler kıyamete kadar her saniye Yüce Allah’ın büyüklüğünü haykıranlarla dolup boşalacaktır.

                        Dünyanın her tarafında (bucağında )  ayni kelimelerle dile gelecek bu sesleniş mü’minin yüreklerine birlik, tutkunluk ve aşkını haykıracaktır. Kainatta Allah’ dan başka ilah bulunmadığını, iki cihan güneşi olan Hz. Muhammed’in Allah yolunu insanlara tanıtan bir elçisi olduğunu beyinlere yerleştirmeye çalışacak ve her kese gerçek kurtuluşun aydınlık yolunu gösterecektir.                

                        Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu.

                        >> Ezan’nın sesi ulaştığı yer kadar müzzin bağışlanır.Ezan’ı duyan kuru ve yaş ne varsa onun bağışlanmasını dilerler.

                         Her yaş ve kuru (varlıklar )  müezzine icabet eder, birlikte ezan okurlar.<<

                        Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

                        “ Yedi  gök yer ve bunların içinde bulunan (melekler, cinler, insanlar) O’nu tesbih ederler. Hiçbir varlık yoktur ki, O’nu hamd ile tesbih etmesin.fakat siz onların tesbihlerini (dillerini bilmediğinizden) anlamazsınız. O gerçekten halimdir, yargılayıcıdır.” ( İsra süresi ayet 44 )

                        Resulüllah (s.a.v.) başka bir hadiste şöyle buyurdu.

            >>  Müezzinin sesini işiten bütün ağaç, kesek, taş, cin ve insalar onun leyhinde şahitlik ederler.<<( Buhari, Malik, Nesaiu  ve İbni Mâce )

 Başka bir hadiste efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:                                                                

            “Kim mezzini ezan okurken duyar ve onun söylediği gibi söylerse,  ona müezzinin sevabı kadar sevap verilir.”

32-Müzinle birlikte Ezan oku

             Başka bir Hadis-i şerif’te Efendimiz  (s.a.v.)şöyle buyurdu.            

                        >>  Kıyamat gününde insanların en uzun boylu olanları, müezzinlerdir. <( Müslim, Hıbban )

            Başka bir hadiste peygamber efendimiz s.a.v. şöyle buyurdu:

           “Ezan sesini işittiğinde Allah’ın davetçisi olan müezzinin çağrısına uy:<(Tergib ve Terhib)

             Konuyla ilgili şiir kitabımdan bir dörtlük yazıp tekrar hadislerl, Ayetlerle  devam edecağız inşallah.  

                    Mümin ezanı duyunca kalbine neşe dolar, sürür dolar.

                    Adeta kanatlanmışcasına, en yakın camiye neşeyle gider.

                    Mümin daima kalbi  müezzini gözetler, kulağı ezanı bekler,

                    Riyasız, kibirsiz, ihlaslı olarak Rabbine ibadet ederler.

            Yine başka bi hadisi şerifte,efendimiz ( s.a.v.)  şöyle buyurdu.

            “ Ezanla kamet arasında ( Okunan dua)  reddelmez.”(Ebü Davud Tırmızi )

            Ebu Hureyre (r.a.) rivayet etmiştir. Efendimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuştur.

            “ İnsanlar ezandaki ve ilk saftaki fazileti bilmiş olsaydılar, yer bula-   

mazlardıda aralarında kur’aya başvururlardı. İnsanlar,mescide erken gelmenin faziletini bilseydiler bunun için yarış ederlerdi. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilseydiler. Sürünerek bile olsa bu iki namaza gelirlerdi.”   (Buhari ve Müslim )

İbn. Abbas (r.a.) derki : Bir adam  Resulüllah (s.a.v.) ‘a  gelerek

“Bana Cennet’e girmeme vesile olacak bir ameli öğret veya göster”dedi.

          Resulüllah (s.a.v.) :

         “Müezzin ol” buyurdu.

          Adam :

         “Gücüm yetmez “ dedi.

33-Müzinle birlikte Ezan oku

          Resulüllah (s.a.v.)

         “İmam ol buyurdu”.

Adam: “Onu da yapamam “deyince  Rusulüllah  (s.a.v.):

          “Öyleyse İmamın  yanında dur “buyurdu. ( Buhari )

            Namaz kılmakta iken müezzin veya ikamet edeni işiten, namaz içinde onlara cevap veremez. Selam verdikten sonra, namaz kılmayanlar gibi cevap verir. Namaz içinde cevap verirse mekruhtur, fakat namaz bozulmaz. Tıpkı bunun gibi  WC de  iken ezan veya kamet sesini duyan cevap vermez. WC,den                                                                                                                       çıktıktan sonra cevap verir. Fakat bunları duyduğu  zaman, Kur’an okumakta, zikretmekte, veya başka ilimle meşgul olmakta ise veya bunlara benzer bir iş yapmakta ise bütün bunları keser müezzine cevap verir. Sonra işine döner. Çünkü cevap vermek fırsatı kaçar, halbuki kendi işi genellikle daha uzun sürelidir. Müezzin okuduğunu bitirinceye kadar onu takip edememiş ise araya uzun bir fasıla girmedikçe kendi kendine okuması müstehabtır. (uygundur.) ( İmam Nevevi  )       

            Ebü Said’ül Hudri’nin Allah ondan razı olsun rivayet ettiğine göre,

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  şöyle buyurmuştur.

            Şu beş kimsenin Cennet’e gireceğine garati veririm.

           1--Kocasına itaat eden Saliha kadın,

2--Ana-babasına karşı itaatkar olan evlad,

3--Mekke’ye hacc’a giderken ölen kimse,

4-- İyi huylu kimse,

 5--İnanarak ve sevabını sadece Allah’dan bekliyerek her hangi bir camide ezan okuyan kimse.”   (Tenbihu’l-Gafilin  )

34-Ezan bitince

E Z A N  B İ T İ N C E        

          -------------------------------------:-  

             Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu.

Ezan sonunda kim bu duayı okursa kıyamet gününde şefaatim ona helal olur. “

Ezanı duyup müezzine eşlik edip,  ( Ezan bitince) aşağıdaki şekilde dua ederse.dua da şudur.

,        <<Allahümme rabbe hazihi’d- da’veti’t-tammeti  veselatil kaimeti, Ati s eyidina  Muhammeden  el- vesilete ve’l- fazilete veb’ashü makamen mahmuden el-lezi veadteh. << ( innehu la tühlüfül miad. )      

                        Açıklaması

>> Allah’ım ! Ey bu mükemmel davettin ve kılınmak üzere olan Namazın Rabbi ! Efendimiz, Muhammed’e vesile ve fazileti ihsan et üstün dereceyi  ver. Ve onu, kendisine söz verdiğin Makamı Mahmuda gönder / ulaştır. << derse. Kiyamet günü şefatimi hak kazanır. buyurmuştur.

             Söz konusu olarak, anılan vesile duası bizat Peygamberimiz tarafından ta’lim buyrulan dua’dır.  

            Ayrıca, el-Beyhaki  de bu hadisi “s ü n e n –i  K ü b r a “sına almış ve duanın sonuna:  “ İnnehula tüflühül  miad.  >>Allah’ım sen verdiğin sözü bozmasın<<.cümlesini eklemiştir.

                         Efendimiz başka bir Hadis-i şerif’te Ezan okuyanlar ve Hac da telbiye getirenler, mezarlarında ezan okuyarak, telbiye getirilerek (lebbeyk Allahumme lebeyk  diyerek, ) kalkarlar.

                        Müezzin ezanı tamamlamadan insanların kalkmamaları belki biraz sabrederek ezanın bitmesini beklemeleri yahut ezanın sonuna yaklaşmasını beklemeleri müstehabdır. Çünkü ezanı duyunca hemen hareket etmekte şeytana benzemek söz konusudur.( İslami Fıkıh Ansiklopedisi 1/ 429)

                         Cabir (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum. dedi

            “ Şeytan namaz için okunan ezanı duyunca  > R a v h a < denilen yere kadar kaçar.” ( Müslim )

            Hadis No: 3712  Muaz bin Enes (.a.) rivayet ediyor.

35-Kısa bir Hikaye

            Müzzinin namaza çağırdığını duyup da dâvetine uymaması, bir mü’min için kötülük ve hayırdan mahrumiyet olarak, yeterlidir.” ( Tabarâni’nin kebirinden ve Camiü’S- Sağir cilt 2, sayfa 912 )

              Kısa Bir Hikaye :  

                 Ariflerden bir zata sormuşlar:

         Her Ezanın bir namazı vardır, doğduğumuz zaman kulağımıza okunan ezanın namazı yok’mudur.

            Hazret :  Hafifçe gülümsüyerek cevap verir, olmaz olurmu!  Demiş, o ezanın namazıda musalla taşına konulduğumuz zaman cemaatçe kılınır. buyurmuştur.

            Ezan ve namaz bu kadar önemli, o halde böylesine fani ve geçici ve bu kadar kısa ve kısır bir hayat için, Allah’ını ve Peygamber’ini unutan nefsini dünya zefk ve eğlenceleri için avutup uyutan, helal haram demeden ne bulursa yutan kişi ebedi  saadet ve selametini bir hiç mukabilinde satan kişi ne kadarda kendisine yazık ediyor, kendisini geçici dünya’ya heba ediyor yazık, yazık.

            Amirimiz, komutanımız, patronumuz, eşimiz, bir şey isteyince hemen yerine getiririz. Ama, bizi yaratanın emirlerini bazılarımız yeteri kadar hasasiyet göstermiyoruz, Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde şöyle buyuruyor.

             “ Siz kendinizi başıboşmu zan ediyorsunuz.”

            Başka bir ayette. “ Allah’ın bilgisi dışında yaprak dahi düşmez.” buyurmaktadır.  

                        Bize düşen, Rabb’imize karşı kusursuz olarak kulluk görevimizi yapmalıyız, şimdiye kadar yaptıklarımız kusur ve günahlardan ötürü “ Nesuh tövbesi “ yapalım ve tövbemizde sabit kalalım, her kesin günahı vardır. fakat pişman olduğumuzu ve tövbemizi göz yaşları içinde yapıp, Rabbimize, ihlaslı olarak teslim olalım. Başımızı aucumuza alıp ağlayıp düşünelim biz ne yaptığımızı çok iyi tahlil edip bilelim, ferdi olarak bu hususta, konumuzla ilgili, Lokman süresinin 33. ayetinin meâlini okuyup inceliyelim.                     

    Peygamber Efendimiz bile günde  yüz defa başka bir hadis’de ise günde yetmiş defa tövbe istiğfar ederdi.                                                                  

            Ezanın Mekruhları Nelerdir.

36-Ezan’ın mekruhları

-------------------------------------------------------------:

A) Ezan sözleri orijinal olan Arapça okunmamak.

B) Abdestsiz ezan okumak veya kamet getirmek,

C) Cünüplü iken ezan ve kameti getirmek mekruhtur.

Ezan kelimelerini yanlış okumak veya şarkı okur gibi ezan okumak, Büluğa ermiyen küçüğün, yaşı ne olursa olsun, delinin, serhoşun, kadının,fasığın, serhoşun, binek üzerinde olanın ve oturanın ezan okunması da tahrimen mekruhtur. ( İslam Fıkhı Ansiklopedisi 1/429 )

                        e)Vaktin girmiş olması, ( vakit girmedin önce ezan okumak sahih olmayıp,fakihlerin itifakı ile haramdır.

            Bu taktirde ezanın tekrar okunması müstehabdır.                                                           

            İbni Abbas’a göre ; şu kimselere Allah kabir azabı çektirmez.

            1-- Müzzin,

             2-- Şehid,

             3-- Cuma günü veya gecesi ölen müminler.

        Abdü’l –A’la Tieymi’nin belirtiğine göre: kıyamet günü diğer insanların hesaplaşması sona erinceye kadar üç kimse misk bulutu üzerinde durur.

             1-- Sadece Allah rızasını arayan imam,

   2-- Sadece Allah rızası için kur’an okuyan kimse,

              3--  Sırf Allah rızası için ezan okuyarak insanları namaza çağıran müezzin.(Tenbihü’l-Gafilin )    

            Peygamberimiz (s.a.v. ) bir hadisinde şöyle buyurmuş.

            “ Müezzin ezan okurken onun arkasında ezan cümlelerini tekrar eden kimse müezzin kadar sevap kazanır.”  Tenbihü’l- Gafilin

            Sa’d Ebi Vakkas (r.a.) rivayet etmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

            “ Kim Müzzini işittikten sonra ; ortağı olmayan Allah’tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın kulu ve Peygamberi olduğuna inanırım. Rabb olarak Allah’tan, Peygamber olarak Hz. Muhammed’den ve din olarak da islam’dan hoşnud oldum, derse, günahları bağışlanır.” ( Müslim )

37-Son bir Hikaye

            Son bir hikaye :yazıp başka konuya geçelim.

            Adamın biri  tavuk almak maksadı ile bir tavukçu dükkanına girer. fakat dükkan sahibi tavuk kalmadığını, istersen horoz verebileceğini söyler. Tavuk almak isteyen zat, latife / şaka yapmak için tavukçuya sorar;

            Pekala tavuk yoksa horoz alalım. Amma, bana vereceğin horoz suni mi yoksa başka dinden mi ?

            Hazır cevap bir kimse olduğu anlaşılan tavukçu şöyle cevap verir.

            Ezan vakitleri öttüğüne bakılırsa suni ye benziyor. Fakat hemen arkasına dönüp fışkı /pislik yediğine bakılırsa hangi dinden olduğunu kararını sen ver der.

            Yorumsuz  !

-----------------------------------------------

N0T

          .Allah Teâlâ hepinizden razı olsun, bunları okuyun ve okutun, Çünkü: Yüce Allah buyuruyor ki, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”

Peygamber Efendimiz de : Alimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür.” Başka  bir Hadisinde: “Âlimin, kıldığı iki rekat namaz, cahilin kıldığı bin rek’at namaza bedeldir.” Çünkü alim bilinçli uyuyor ve bilinçli ibadet ediyor cahil ise kısacası cahildir.

38-NAMAZ

          Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Namazı dosdoğru kılın,” ( Nisâ süresi ayet 103 )

N A M A Z

       Konuya iki ayetle başlayalım,

            Namaz kılmak için Ailece Rahmanın davetlisiyiz.  Çün kü :Allah Teâlâ şöyle buyuruyor

            ( Habibim  ) “ Ailene ve ümmetine namazı emret. Kendin de ona sabırla devam et.” ( Ta-ha süresi ayet 132 )

            Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Ey iman edenler!  Rükü edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin, hayır işleyin ki, kurtuluşa erebilesiniz. Haydi namaz kılın, zekat verin, Allah’a sımsıkı tutunun.”( Hac süresi 77-78 )

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.          

39-NAMAZ

“Bir müslüman eksiksiz abdest alır, sonra ne okuduğunu bilerek namaz kılar ise      mutlaka annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından tertemiz olur.” (Ukbe b. Amir , benzeri Müslim, diğer kitaplarda yer almıştır)

                Namazı, yalnız kalıbımızla değil, kalbimize de namaz kıldırmalıyız, Her namazı mi’rac niyeti ile kılıp kendimizi Rabbimize sevdirmeye çalışmalıyız. Namaz böyle kılınmazsa gönül yumuşamaz; ahlak düzelmez; ( Namaz-ı  namaz olmaz. )

                İslâm da imandan sonra en önemli esas namazdır. Bunun için olmalıdır ki, Kur’ân’da imanın bir defa da namaz manasında kullanıldığı görülür.

 işte Âyet:

            “ Allah sizin imanınızı ( kıldığınız namazları ) yok sayacak değildir.”

( Bakara süresi ayet 143 )

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Namazlarınızı Muntazam olarak eda edin.”( Bakara 238 )

            İki dakika Tefekkür edelim mi?

            Yüce Allah Teâlâ bizden kusursuz / eksiksiz ibadet istiyor, “ Muntazam “ yani  riyasız,  ( tüm gösterişlerden uzak ) ihlaslı, namaz kılınmasını istiyor. gafilsiz, kibirsiz, kalbi, temiz, beyni temiz, dış görünüşü temiz  tüm elbiseler temiz namaz kılınmasını istiyor.  Allah Teâlâ, bilinçli namaz kılmamızı, ne dediğimizi veya ne istediğimizi  ve niçin namaz kılıyoruz bunu bilmemizi istiyor, çünkü Namazınızı “ Muntazam “ kılınız buyuruyor.

            En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

            Ebü Zerr Gıfari (r.a.)’nin rivayeti şöyle: Resulüllah’tan sordum:

                        “ Ya Resulüllah, bize Namaz kılmayı emrettiniz, Namaz nedir? diye sordum. Bana; Namaz ibadetlerin en hayırlısıdır, buna göre isteyen az ve dileyençok namaz kılsın.” buyurdu.( Ebu’l-Leys Semerkandinin Tenbihü’l Gafilin sayfa 772 )

                 Namazın : Anlamı  :

                        Kur’ân-ı Kerim de namazdan yüzlerce defa bahseder Dilimize namaz diye çevrilmiş olan  “Salât “  Arapçada duâ demektir. Geniş manasıyla sâlat kelimesi, Allah’a Tanzim için eğilmek, (rükü ve secde etmek ) “ dua ) (recâ, niyaz çağırma.) “ tesbih,” (tazim,)”  inabe, ”  ( dönüş bağlılık , “rahmet”, “ zikir “ ( hatırlama ) kulluk  ve ibadet anlamına gelen “ Sâlat / Namaz “  kelimeleri ile muhtelif şekillerde geçer.

40-Dosdoğru Namaz Kılmak

Sözlükte ise,  Allah’a duâ etmek ibadet etmek bağışlama dilemek, yalvarmak anlamındadır.

                        Din ıstılahında ise “ namaz “ Peygamberimizin uyguladığı şekilde yerine getirilen, kalp, dil (beyin) ve bedenle birlikte yapılan bir farz ibadettir.

 

            Namaz / Salat “ Kelime-i şahadetten sonra İslam’ın en büyük farzlarından biridir.

                        İslâm dininde ilk farz kılınan ibadet namazdır. İlk zamanlarda namazın, sabah ve akşam kılınan ikişer rek’attan ibaret olduğu rivayet edilir

                        Bu gün kıldığımız beş vakit namaz, hicretten önce farz kılınmıştır. Kur’ân- Kerim, ibâdetler içinde en fazla önemi namaza vermiştir. Kur’ân da “ salat “ ve bu kökten türeyen kelimelerin yüze yakın ayette geçtiğini bu ayetlerin çoğunun “ Namaz kılınız.” Şeklindeki sürekli tekrar eden emirler olduğunu düşünür.Kur’ân da devamlı zikir, rukü, secde kıyam gibi kelimeler de çok yerde namazı kast ettiğini göz önünde bulundurursak Kur’ân’ın ne kadar namaza önem verdiğini daha çok anlarız.

                            Öteden beri namaz dinin direği olduğu, namazı terk edenin çok büyük günah ve vebal altında olacağı söylenmiştir.)

                        Kişi farz olan namazını eda etmedikçe, kulluğunda samimiyetten uzaktır.

                                Namazın kılınması kayıtsız şartsız gerekli ve farz olduğunu şu ayet-i Kerimelerden anlıyoruz.

Allah Teâlâ Şöyle buyurmuştur.

            “ Namazı dosdoğru kılın, çünkü namaz müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.” ( Nisâ süresi ayet 103 )

                        Namazı “dosdoğru kılmak.”

Namazda yasaklanan hiçbir hareketi yapmamak ve yapılması emredilen hareketlerin tümünü yapmakla olur. namazın bir takım şartları, rükünleri, vacipleri, sünnetleri edepleri ve mekruhları yanında bir de onu bozan durumlar vardır.

                        Kim namazı bozan veya namazda işlenmesi mekruh olan hareketlerden kaçınır, bunun yanında onun şartlarını, rükünlerini, vaciplerini, sünnetlerini edeplerini yerine getirirse,  namazı “dosdoğru kılmış” olur.

41-Dosdoğru Namaz Kılmak

             Allah’ın Resulü şöyle buyuruyor.

                        “ Öyle durumlar olur ki, kişi namazı bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.” (Nesei, İbni Hıbban )

                        Namazı  “ dosdoğru kılmak “  kısaca aşağıdaki sıralayacağımız hususlara riayet etmekle olur.

                        1- Tadil-i Erkân ile , yani ağır ağır rükü den doğrulurken ve iki secde arasında azaların sakin bir hale gelmesini bekleyerek, en az suphanallah diyecek kadar durarak, ciddiyetle kılmak,

                        2- Temiz derli toplu bir kıyafetle, ( Başkalarının yanına, sokağa çıkılmayacak elbiselerle, yasaklı ve  kirli üst baş ile ) namaz kılmak doğru olmaz.

                        3- Allah’ın huzurunda olduğunu bilerek,

                        4- Ayetleri anlayarak, doğru ve tane tane okuyarak,

                        5- Esnemeyerek,

                        6- Hem dili hem bedeni, hem de, gönlü kendini vererek.

                        7- Erkek ise farz namazlarını mutlaka cemaatle kılarak.

                        8- Allah korkusu ve sevgisi ile tüyleri diken diken olup, titreyip, sararıp ağlayarak.

                        9- İsteyerek zevk duyarak,

                        10-Farzların, vaciplerin, rükünlerin, sünnetlerin, edeplerin, mekruhların, nüfsitlerini / bütün inceliklerini bilerek.

                        11- Cenab-ı Hak’kın huzurunda durduğunu, kendisi O’nu göremiyorsa da, O’nun kendisini gördüğünü düşünerek namaz kılmak.(Namaz Mucizeleri sayfa 61-63 )

            Bir Hadisi Şerifte

Allah-ı görür gibi ibadet et; sen onu görmesen dahi, O seni görür.”

(Cami’s-Sağir, Gunyettüt talibin,)

42-Bir Hikaye

 BİR HİKAYE :  

            Daha namaz konusuna yeni başladık neden hemen hikaye,  sorusunu aklınıza getirmeyin, hem yukarıdaki konuyla ilgili hem de namaz ile ilgili konuya genel anlamda vakıf olmamız (Namaz ile ilgili bilgiye sahip olmamız)  için önce hikayeyi okuyalım! Umarım bana hak verirsiniz.

Türkiye’nin kurtuluş savaşında,  karşı düşmanların askerleri bizim askerlere baskın yapıyorlar tam yirmi dört askerimizi şehit ediyorlar bunu duyan kazım Karabekir ve yanandaki komutanlar olay yerine giderler, bakarlar ki, şehit olmuş yirmi dört askerimizin cesetleri üst, üste ama otuz metre uzaklıktaki bir asker sağ kalmış orada ağlıyor.

Komutanlar askeri çağırıyorlar ve aralarında böyle bir konuşma geçiyor.

Komutan : askere soruyor. Adın nedir.

Asker        ::Adım Süleyman,

Komutan :  Oğlum, düşman askerleri  sizi nasıl avladılar, siz  niçin ateş etmediniz, sizi pusuya mı düşürdüler, niçin onlara ateş etmediniz, onlardan hiç ölü yaralı olmadığı gibi kan izleri de yok, yoksa siz uyuyor muydunuz, bu ne iştir, biz anlayamadık sen nasıl kurtuldun? Sorular üst üste sorulur.

Asker : Kazım Karabekir ve diğer Komutanlarına şöyle cevap verir.Komutanım: en son sorduğun soruya ilk ona cevap vereceğim, benim sağ kalmam şöyle oldu.  onlar bizlere ateş ederken ben ölü numarası yaptım cesetlerin arasında kaldım, onlar gittikten sonra kalktım ve kurtuldum.

Asker cevap vermeye devam ediyor.  Komutanım: Bizim karşı ki, düşmanlara ateş etmememizin altı nedeni vardı deyip, bir yandan da ağlıyor.

Komutan, askere, ağlama,  anlat oğlum anlat, bizi meraklandırma.

Asker :   Komutanım, gerek ben ve gerek tüm rahmetli arkadaşlarım hiç birimiz uyumuyorduk, görevimizi ihmal da etmedik, pusuya da düşmedik.

Komutan : Soruyor peki neden, neden böyle oldunuz, bu ne haldir?

Asker :   Komutanım,  düşmana ateş etmediğimizin altı nedeni vardı müsaade ederseniz tek, tek arz edeyim.

43-Asker: Komutanım,birincisi mermimiz yoktu

Komutan anlat oğlum, Süleyman, anlat;

Asker: Komutanım, BİRNİCİSİ MERMİMİZ YOKTU : der.

Komutan : Hemen asker’e  şöyle hitap eder tamam oğlum :

Merminiz yoksa diğerlerini anlatmaya gerek yoktur der. 

İki Dakika Tefekkür edelim mi?

Yukarıdaki hikayede en son geçen, konu çok önemli, asker dedi ki: biz uyumuyorduk, pusuya da düşmedik, yirmi dört arkadaşımın şehit oldular bizim ateş etmememizin altı nedeni vardı.birincisi Mermimiz yoktu,  der.

Komutan hemen askere müdahale ediyor,“Merminiz yoksa diğerini anlatmaya gerek yok.”

Müslüman kardeşlerim bu bizim içinde çok güzel bir örnek. Eğer bir müslümanın“Namazı yoksa başka bir şeyi anlatmaya gerek yok.” Başımızı avucumuzun içine alıp bol bol tefekkür edip düşünelim bu böyle geldi ama, bu böyle gitmez kulluk görevimizde kusur etmeyelim veya kusuru asgariye indirelim. Kime karşı itaatsızlık yapıyoruz, kimin emrini ihmal edip kâleye (nazara) almıyoruz. Bir patron, bir amir, bir komutan emir edince nasıl harfiyen onun emir ve tasfiyesine uyuyoruz da niçin Rabbimizin emrinde gevşeklik yapıyoruz gafil oluyoruz, hatayı nerede ve neden yapıyoruz  bunu enine boyuna düşünelim. Enin de sonunda Allah’ın huzuruna mutlaka gideceğimizi de biliyoruz.  Tabiki Allah’ın rahmeti boldur ama, biz hiçbir şey yapmayalım da Allah’tan rahmet beklemek ne derece doğru olduğunu düşünelim. Ve bu hususta lokman süresinin 33. ayetinde Allahü  Teâlâ şöyle buyuruyor. Muhakkak Allah’ın va’di gerçektir. O halda sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur ( şeytan ) sizi  Allah (ın affına ) güvendir(rerek aldatıp cehenneme sürükle)mesin.!”

Yok babam hacı idi, hoca idi, ben çok sadaka veririm, kurban keserim, iyilik severim, annem takvaydı, dayım şeyhti kayınpederim müftü idi, hepsi boş Sen kendin iyi amel işleyeceksin o akrabam veliymiş, o akrabam hafızmış, şu akrabam imammış kayın biraderim şehitmiş, sana ne. hani,

Nasrettin hoca ya sormuşlar,

Hocam :şimdi bir tepsi baklava buradan geçti,

44-Asker Komutanım,birincisi mermimiz yoktu

Hoca derki :  Bana ne!

Adam der ki: Ama Hocam o baklava sizin eve gitti.

Hoca der ki, o zaman sana ne.

                        Allah Taâlâ şöyle buyuruyor.

                        “ Şeytanların kimin üzerine indiğini size haber vereyim mi?

                        Günaha kendini kaptırmış her bir sahtekar üzerine inerler.

Onlar (şeytanlara ) kulak verirler ve çoğu da yalan söylerler.”( Şuarâ ) süresi ayet 221-222-223 ).

             Hz. Fâtıma ve Sabah Namazı

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) biricik kızı olan “ Hz. Fatıma validemiz ( Radiyellahu Enha ) heniz süt emmekte olan Hz. Hüseyin hastalandığı için sabaha kadar uyuya-ma-mıştı. Evlâdının inleyişi karşısında gözlerine sabaha kadar uyku girmedi.

Hz. Hüseyin sabaha doğru bir ara uyur gibi olduğunda Hz. Fatıma bulduğu ilk fırsatta Kâinatın sahibine yönelerek sabah namazını eda etmişti. Kendisini çaresiz bırakan uykuya ancak bundan sonra vakit ayırabilmişti.

Sonra. Mescid-i şerifte sabah hamazını kıldıran Peygamberimiz (s.a.v.) adeti üzere onun evine teşrif etmişlerdi. / uğramışlardı,  Hazreti-i Fatıma validemizi uyur vaziyette görünce, onun sabah namazını kılmadığını sandı.

“ Ey kızım Fâtıma, Peygamber kızıyım diye sakın namazı terk etme! Beni Hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, namazını vaktinde kılmadıkça cennete gireceğini zan etme, diyerek namazın hiçbir şekilde ihmal edilemeyeceğini belirti. “

Buna karşılık,  Hz. Fatıma :

“ Canım Babacığım, sabaha kadar uyumadım. Sabah namazını kılıp yattım, söyleme  gereğini duydu. “  

O zaman Efendimiz (s.a.v.)

           “ Müjdeler olsun sana kızım! Âhirette böyle sıkıntılar görmeyeceksin.” buyurdular( Dinin direği Nmaz 94-95 )

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor.

45-Namaz İslamın beş şartlarından biridir

“ Hepiniz çobansınız, hepiniz elinizin altında bulunanlardan dolayı sorulacaksınız.” ( Buhâri   )

Ben namaz kılıyorum diğer aile fertlerim beni ilgilendirmez deyip sorumluluktan kurtulamayız. Yukarıdaki hadisi bir daha okuyalım. Allahü Taâlâ bizleri ve sorumlu olduğumuz tüm fertlerimizi hidayet edip rahmeti ile bağışlasın ve günahlarımızı af etsin,                      

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ömrünün sonlarında şöyle buyurmuştur.

“ Allah’tan korkunuz, Allahtan korkunuz, Allah’tan korkunuz, Bilhassa namaz ibadetinde..” ( Gunyet’üt Talibin 916)

                     N a m a z.İslam’ın beş şartlarından biridir.

                        Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Namazlarınızı Muntazam olarak eda edin. Hele orta namazına ( ikindiye) dikkat edin. Allah’a itaat ederek namaz kılın. ”( Bakara 238 )

                                   İslâm dininde ilk farz kılınan ibadet namazdır. İlk zamanlarda namazın, sabah ve akşam kılınan ikişer rek’at tan ibaret olduğu rivayet edilir.  7/356 Kütüb-Sitede :

                        Hz. Âişe (r.anha,) anlatıyor.

            “ Allah Teâlâ namazı ilk defa farz ettiği zaman iki rek’at olarak farz etmişti. Sonra onu hazer için ( dörde ) tamamladı, yolcu namazı ilk farz edildiği şekilde sabit tutuldu.” ( Buhâri, Salât1,  Taksiru’s- Sâlat 5, Menakibü’l- Ensar 47; Müslim Salâtu Müsâfirin 2, ( 685 ) Muvatta  Kasru’s- Sâlat  8, (1,146; Ebu Dâvud, Salat 270, (1198 ) ;  Nesâi, Sâlat 3, ( 1,225 ) Kütüb-i Sitte 7/ 356 )

                        AÇIKLAMA

Namaz farz edildiği zaman, bütün vakitler ikişer rek’at olarak farz edilmiştir. Ahmed ibnu Hanbel’in bir rivayetinde akşam namazı istisna edilir. Ve onun üç rek’at olarak farz edildiği

Buhâri’nin kayıd ettiği bir başka rivayete namazların hicretten sonra dört rek’ate çıkarıldığı belirtilir. Bu hususuİbnu Huzeyme, Beyhaki ve İbnu Hıbbân tarafından tahriç edilmiş olan bir rivayette   Hz âişe şöyle açar:  “ Hazer ve sefer namazı  ( Rirâc’ta ) ikişer rek’at olarak farz kılınmıştı. Resulüllah (s.a.v.) Medine’ye gelip itminan bulunca hazer namazlarına ikişer rek’at daha ilave edildi. Sadece sabah namazının kıratının

46-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

uzunluğu sebebiyle iki rek’at olarak bırakıldı. Akşam namazı da eski hâli üzere üç rek’at olarak bırakıldı, çünkü bu gündüzün vitridir. “ ( Kütüb-i Sitte 7/356)

Namazlar bu şekilde ( Öğle ikindi, ve yatsı namazları ) dört rek’at çıkarıldıktan sonra: Şu ayet nazil olmuştur

                        Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ ( Ey iman edenler) Yer yüzünde yolculuğa çıktığınız zaman kâfirlerin size bir zarar vereceğinden korkarsanız, dört rek’atlı farz namazlarınızı ikiye indirip seferi olarak kılmanızda bir mahzur yoktur. şüphesiz kâfirler sizin açıkça düşmanınızdır.” ( Nisâ süresi ayet 101 )

Not: Bu ayeti celile ihtiyar ve hasta bulunan  Cenda bin demre’nin   “ Ben istisna edilenlerden değilim .” diyerek göç edip yolda ölmesi üzerine inmiştir.

Başka bir ayet’te,

Namazı gerektiği gibi kılın. Zekât verin” ( Bakara süresi ayet: 110

            Kur’ân-ı Kerim, farz namazların sayısını rek’at sayısı açıkça beyan etmemiş, ileride (namaz vakitlerinden rek’at sayılarından, ayet ve hadislerle izah etmeye çalışacağız.)

Namazın vakitlerini açıklayan ayeti Kerimeler ve hadis-i şerifler de vardır. bu manada ayeti Kerimeleri öncelikle alalım :

Kur’ân-ı Kerim kapalı ve öz ifadelerini açıklama yetki ve görevi sebebiyledir ki Resulüllah Efendimiz namaz vakitlerini rek’ât sayılarını namazın kılınışını âdâbını, erkânını Müslümanlara bütün ayrıntılarıyla öğretmiş, “ Ben nasıl namaz kılıyorsam sizde öyle kılın.” ( Bulugu’l Meram: 1/ 331 ) buyurarak müslümanlar için örnek ve rehber olmuştur.

Kur’ân- Kerim namazın şeklinden ziyade mânâsı, önemi, muhtevası ve gayesi üzerinde durur. Kur’ân da namazın huşu, hudu ve taatle kılınması emredilmiştir.

Namazın kişiyi bütün kötülüklerden ve çirkin işlerden alıkoyacağı belirtilerek Müslümanların namazda iken Allah’ın huzurunda olduklarının şuuruna varması ve bu şuurun namaz dışında da devam ettirilmesi istenmiştir.

47-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

Namaz kılmak, müslümanın en önde gelen görevi ve en başta gelen şiarıdır.

 Kur’ân-ı  Kerim de bakara süresinin ilk ayetleri müttekileri açıklarken onların üç temel vasfını saymıştır.

          1 Gayba inanmak,

2- Namaz kı

3- Maldan infak etmek. Birincisi itikadi, ikincisi bedeni, üçüncüsü ise mali ibadettir.

Kur’ân-ı Kerim’de  yalnız namazı emreden altmıştan fazla ayet vardır. bundan başka Allah Teâlâ otuz yedi yerde zekatla beraber namaz emri vermiştir. Ayrıca, otuz kadar da ibadet ayeti vardır. şu halde namaz emri yüzü geçmiş  oluyor, emrin bu kadar tekrarı namazın ehemmiyetini ve sevabının çokluğunu gösterdiği gibi terk eden için de cezanın pek ağır olacağını anlatmaktadır. 

Rabbimizin kullara verdiği ibadet etmek ve kötülükten sakınmak emirleri hep ( emri teklifi ) dir. tutmayan dünyada göze görünür bir ceza görmez. Fakat ahirette ceza ağırdır. Eğer emri ( Tekvini) olsaydı kimse başını secdeden kaldıramazdı. Lakin o zaman kimse mükafat kazanamazdı. Allah Teâlâ, emrini tutanlara mükâfat vermeyi murad ettiğinden her kulu iradesinde serbest bırakmıştır.

Daha önce kader bölümünde okuduğumuz gibi küllü irade Allah Teâlâ’ nın hükmünde cüz-i irade de yüce Allah Teâlâ bize lütf etmiştir.imkan vermiştir. Eğer biz bu cüz-i iradeyi kötüye kullanırsak, sonucuna katlanırız, iyiliğe kullanırsak zaten mesele yok, ( Geniş bilgi için Bak. bu kitabın kader bölümüne.)

Esasen insan yalnız ve kimsesizdir. Etrafı ne kadar kalabalık da olsa, insan bu dünyada tek başınadır. Bunun için namaz insana sürekli olarak yaratıcısını, yani sahibini hatırlatır, onu ruhen ve manen besler. Kur’ân da da dua ve namazla Allah’ın yardımını istenmesi emredilirken, namazın bu hikmetlerine işaret edilmiştir. Günde beş defa Allah’ın huzuruna çıkan, yalnız O’na kulluk edip yalnız O’ndan yardım isteyen kimse, kendini daha kuvvetli hisseder. Namaz insanı manen zinde tuttuğu için kötü alışkanlık ve çirkin işlerden uzaklaştırır. 

Yalnız Bir dakika kısa bir Tefekküre ne dersiniz?

 “ Allah’ın rızasını kazanıp, Cennete gitmek istiyorsak, Allah’ın ve Peygamberin istediği gibi yaşayalım,

Allah Teâlâ’ya “ asi “  olup, Cehenneme gitmek istiyorsak o zaman mesele yok  istediğimiz gibi yaşayalım.

48-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

Allah Teâlâ  emrini tutanlara mükafat vermeyi Murat ettiğinden her kulu iradesinde serbest bırakmıştır.  top bizde, topu iyi kullanalım, kendi kalemize gol atmayalım ve sonradan pişman olmayalım, yukarıdaki iki örneğe göre  nasıl istersek öyle yaşayalım ama çok çok dikkat edelim.

 Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Muhakkak ki, namaz, müminlere belirli zamanlarda farz kılınmıştır.” Nisa 103 )

Namaza vakit sebeptir. O vakte erişmenin şükrüdür, Mü’minin şanı namazı hiç terk etmemesi ve hatta vaktinde zamanında kılmasıdır vaktinden çıkan namaz fevtolunmuş ve kıymeti kalmamıştır. Kaza namazı, ancak zaruri bir surette uyanamamak, muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak veya unutmak, Bu üç hal namaz  “ kazası “  makbuldür. Yoksa bile, bile namazı önemsemeyerek  namazı unutmak değildir. yoksa Allah Teâlâ hepimizi korusun namazı ehemi yete almasak, safsatalarsak Mâun süresinde buyrulduğu   “ Namazda gaflet edenlere, gönülsüz veya dikkatsiz kılanlara ( namaz ) vaktini  geçirerek kılanlara Vayl  azabı vardır.” işte öyle davranırsak bu ayetin  hududuna veya içine girmiş oluruz. Allah korusun.  ( kaza namazı konusuna ayrıca ileriki sayfalarda değinilecektir.)

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Ailene de namaz kılmayı emret. Ona sabrederek devam et.” ( Tâhâ  ayet :132 )

Bütün ayetlere dikkat edeceğimiz gibi, bu ayete de çok dikkat etmeliyiz.

Bu ayetin hükmünce “ Namazı yalnız kendi kılmakla kurtulmak yoktur. eli altında olanlara da namazı emretmek borçtur. Baliğ olduktan sonra da  evlâda namazla emirde sebatkar olmalı,  evvelâ nasihat etmeli, sonra yavaş, yavaş baskı / şiddet  göstermelidir. Âyeti Kerimeler hükmünce yaradanını tanımayıp ana, babaya itaat etmeyen evlâdı bağrına basmak caiz değildir.

Yüce Allah  Teâlâ, ayetinde Hz. Nuh’a şöyle buyuruyor.

“ Ya Nuh! İman etmeyen oğlun senin ehlinden değildir. muhakkak onun ameli fasittir.”

Namaz İslamın (Müslümanlığın ) beş şartını içine alır.

                        Namaz, kelime-i şahadet, oruç, zekât ve hac gibi ibadetleri içine alır.

Bildiğiniz gibi namazda kelime-i şahadet vardır. çünkü namazın içinde kelime-i şahadet okuyoruz..

                        Namazın içinde hac vardır; çünkü namazda ( yönümüzü ) Kâbe’ye dönüyoruz .

49-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

Namazın içinde zekât vardır; çünkü, namazda bedenimizin zekatını veriyoruz.

            Namazın içinde oruç vardır; çünkü namazda yemiyoruz, içmiyoruz. Yemek içmek orucu bozduğu gibi namazı da bozar.

Namaz kulu Allah’a yaklaştıran ilâhi bir merasimdir. Namaz Yaratanın huzuruna çıkmaya, bütün faziletlere kavuşmaya sebep olan yegane ibadettir. namaz sayesinde günün belirli zamanların-da ilâhi huzura çıkmanın şevk ve zevkini gönüllerine alanlar, en üstün izzet ve şerefi kendilerinde bulurlar.  

Süleyman Darani diyor ki:

“ İki rek’ât namazla Cennet arasında tercihe davet edilsem, namazı seçerdim. Çünkü cennet’te  benim rızam, namaz ise Allah’ın rızası var.” ( Nura doğru  küllüyatından )

Namaz bu kadar mühim ve önemlidir. Rabbimizin rızası olduğu için mübarektir / kıymetlidir.

Enes b. Malik (r.a.) Resulüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu anlattı:

“ Kulun, kıyamet günü ilk hesaba çekileceği iş namazdır. Zira, Allah-ü Teâlâ ‘nın  bu ümmete ilk farz kıldığı namazdır.” ( Gunyet’üt Talibin sayfa 907 )

Bütün müslümanlar kalbinde ve dilinde şu meşhur hadis yer etmiştir.

“ Namaz dinin direğidir.” ( Terğip ve Terhib 1?517 )

Ebu Eyüp (r.a.) ‘dan Peygamber Efendimiz (s .a.v.) ‘in :

“ Her namaz önceki küçük günahları affettirir.” Buyurduğu rivayet edildi.( İmam Ahmed )

                Hadis no: 786:  Eb Zer’den rivayetle:

                        “Biriniz namazda durduğunda rahmet ona yönelip gelir.”

( Ebu Davud, Salat, 171; Tirmizi Mevakit,162; Nesâi ,Sehv 7; İbni Mâce ikame,72; Müsned,5, l50 )

Namaz Farz olmasının şartları Bir insana namaz şart olması için üç şartın bulunması lazımdır..

1-  Müslüman olmak,

50-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

2-  Ergenlik yaşına gelmiş olmak,

3- Akıllı olmak,

Ergenlik yaşına gelen ve akıllı olan her müslüman, beş vakit namaz kılmakla yükümlüdür. Namazını  kılan dünyada görevini yerine getirir, ahirette sevaba nail olur.   

Namaz; kitap, sünnet ve icma ile sabit muhkem bir farzdır. Namazı inkar eden kâfir olur. inandığı halde namazını kılmayan kimse kâfir olmaz, ancak görevini yapmamış ve günah işlemiş olur. çocuklar yedi yaşından itibaren namaza alıştırılır. Baba ve annenin yedi yaşına giren çocuklarına namaz kılmayı emretmeleri ve onları namaza alıştırmaları gerekir. ( Diyanet İslam Ansiklopedisi sayfa 117-118)

Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

“ Çocuklarınızı yedi yaşlarına girdiklerinde namaz kılmalarını emredin. (Ebû Davud Sâlat,26)

İslam Dininin bildirdiği emirler ve yasaklar ( Ef’’ali Mükellefin )

İslam dininin bildirdiği emirler ve yasaklar sekizdir. Bunlar.

1- Farz, 2- Vâcib, 3- sünnet, 4- müstehab, 5- mübâh, 6- harâm, 7- mekrûh, 8- müfsiddir. Bunları tek tek, inceleyelim.

1  - Farz  : Allahü Teâlâ’nın yapılmasını âyet-i açıkça ve kesin olarak emretiği şeylere farz denir. farzları terk etmek harâmdır. İnanmayan ve yapılmasına ehemmiyet vermeyen / önemsemeyen  kâfir olur.  farz iki çeşittir.  

a) Farz-ı Ayn : Her mükellef olan müslümanın bizzat kendisin yapması lazım olan farzdır. bunlar, İman etmek, abdest almak, gusül etmek, ( Yani boy abdesti almak), beş vakit farz namazı kılmak Ramazan ayında oruç tutmak, zengin olunca zekat vermek, ve hacca gitmek, Farz-ı ayndır.

b) Farz-ı kifâye : Müslümanların bir kaçının veyâ sadece birinin yapması ile diğerlerinin sorumluluk dan kurtulduğu farzlardır.

Bunlar, verilen selamın cevabını söylemek, cenâzeyi gasl etmek, ( yani yıkamak), cenâze namazı kılmak, Kur’ân-ı Kerimin tamamını ezberleyip hâfız olmak, cihâd etmek, sanatına, ticaretine lazım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek,  Kur’ân- Kerim okunurken dinlemek, Ramazanın son on gününde bir Mescit’te İtikafa girmek,  gibi farzlar böyledir.

2-  Vâcib : Yapılması farz ve kesin olan emirlere denir. bu emrin Kur’ân-ı Kerimdeki delili farz kadar açık değildir.

51-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

Hanefi mezhebinde, Vitir namazını ve Bayram namazlarını kılmak,  zengin olunca Kurban kesmek,   fitre (sadaka-i fıtır) vermek vâcibtir.  Vacibin hükmü farz gibidir. Vâcibi terk etmek tahrimen mekruhtur. Vâcib olduğuna inanmayan  kâfir olmaz. Fakat yapmayan Cehennem azabına layık olur.

Şafi mezhebinde, vitir ve bayram namazları, Zengin olunca kurban kesmek,  sadaka-i fıtır vermek sünnettir.

3-  Sünnet :Allahu Teâlâ’nın açıkça bildirmeyip, yalnız Peygamber Efendimizin yapılmasını övdüğü, veya, devâm üzere kendisinin yaptığı veyâhud yapılırken görüp de mâni  olmadığı şeylere “ Sünnet “ denir. sünneti beğenmemek küfrdür. Beğenip de yapmayana azâb olmaz. Fakat özürsüz ve devamlı terk eden itâba, azarlanmaya ve sevâbından mahrum olmaya lâyık olur.

Meselâ, Ezan okumak, ikâmet getirmek, cemaat ile namaz kılmak, abdest alırken misvak kullanmak, evlendiği gece yemek yedirmek, ve çocuğunu sünnet ettirmek gibi,

Sünnet iki çeşiddir:

Sünnet-i Müekkede  :  Peygamber Efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğle namazının ilk ve son sünnetleri, akşam namazın sünneti, yatsı namazının son iki rek’at sünneti böyledir. bu sünnetler asla özürsüz terk olunmaz. beğenmeyen kâfir olur.

Sünnet-i Gayri Müekkede : Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık sünetleri böyledir. bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez. Özürsüz olarak büsbütün terk olunursa itâba / cezaya maruz kalır ve şefâ’atden mâhrum olmaya sebep olur.

Beş on kimseden birisi işlerse, diğer Müslümanlara da sâkıt olan sünnetlere de “sünet-i  alel-kifaye “ denir. selam vermek, itikaf’a girmek gibi. Abdest almaya, yemeğe, içmeye, ve her mübarek işe başlarken besmele çekmek sünnettir.

4- Müstehab : Buna mendub, âdâb da denir. sünnet-i gayr-i  müekkede hükmündedir. Peygamber Efendimiz ömründe bir kere dahi olsa yaptıkları sevdikleri ve beğendikleri hususlardır. Yeni doğan çocuğa yedi gün içinde isim koymak,  erkek ve kız çocuğu için akika hayvanı kesmek, güzel güzel giyinmek, güzel koku sürünmek, müstehabtır. Bunları yapana çok sevap verilir. İstemeyene azap olunmaz. Şefa’atden  mahrum kalmak da olmaz.

5- Mübah  : Yapılması emir olunmayan ve yasakda edilmeyen şeylere mübah denir. ya’ni günah veya ta’at olduğu bildirilmemiş olan işlerdir. İyi niyetle işlenmesinde sevâp kötü niyetle işlenmesinde azâp vardır. uyumak, helalinden çeşitli yemekler yemek, helal olmak şartı ile çeşitli elbise giyinmek gibi işler mübahdır.  Bunlar islamiyete uymak, emirlere sarılmak niyetiyle yapılırsa sevâp olurlar. Sıhhatli ( ve helal  ) olup, ibâdet yapmaya niyet ederek yemek içmek de böyledir.  

52-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

6- Haram  : Allah Taâlâ ‘nın Kur’ân-ı Kerim de, “ Yapmayınız “  diye açıkça yasak ettiği şeylerdir. Haramların yapılması ve kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Hârama helal diyenin helâle de haram diyenin imanı gider dinden çıkmış olur. haram olan şeyleri terk etmek onlardan sakınmak farzdır ve çok sevâbdır. Yapanın cezası ağırdır. Adam öldürmek, zina, livata etmek, domuz eti yemek, kan ve leş yemek,  kabirde mum veya meşale yakmak, türbelere paçavra bağlamak, kabrin pencere demirlerine veya o çevredeki demirlere el sürüp yüzüne sürmek, içki içmek, kumar oynamak, hırsızlık etmek, ana babaya asi olmak,  kabre tazim için kabir başında rükü eder gibi iğilmek, ( şirke yakın) haramdır. Müslüman kabir ziyaretinde orada  put gibi durmayıp fatiha okumalıdır. Mevtanın günahının affı için Allah Teâlâ’ya yalvarmalıdır, Tefekkür etmelidir, örneğin, bu mevtada benim gibi geziyordu, işi, aşı, eşi vardı, malı mülkü makamı vardı, bak şimdi mevta olmuş, daha o bizim gibi olamaz ama biz de onun gibi mutlaka olacağız, gibi tefekkür edip günahda işlelemeye gayret etmek.

Bundan sonra ölüye ve oradaki ölülere dua etmek isteyen kıbleye dönüp duasını kıbleye karşı Allah Teâlâ’ya istediği kadar yalvarabilir / dua edebilir.

7- Mekruh :  Allahü Teâlâ’nın ve Peygamber (s.a.v.) beğenmediği ve ibadetlerin sevabını gideren şeylere mekruh denilir.

8-Müfsit  :  İbadetleri   ( mesela namaz ve orucu )  bozan şeylerdir. 

Namaz vakitleri :

Göklerde ve yerde Hamd onundur.  İkinde vaktinde de öğleye girdiğiniz zaman da namaz kılıp Allah’ı tesbih edin.”     (Rûm Süresi .Ayet:17-18 )

                               Başka Ayet’e : Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ O halde onların dediklerine sabret güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini Hamd ile tesbih et ve gece saatlerinde de gündüzün uçlarında da tesbih et ki, hoşnutluğa eresin.” ( Tâhâ süresi ayet 130 )

Abdulkadir Geylâni Allah kendisine bin defa rahmet etsin . Gunyet’üt Talibin kitabının 886. sayfasında  bu ayeti şöyle yorumlamıştır aynen yazıyorum.

Bu ayet-i Kerimenin ifade ettiği mana, daha açık bir şekilde şöyle ( yorumluyor ).;

Akşam ettiğiniz zaman, akşam ve yatsı namazını kılınız.

Sabaha çıktığınız zaman, sabah namazını kılınız.Akşama doğru ikindi namazını kılınız. Öğle zamanı da öğle namazını kılınız. .

          Ayet-i Kerimelerle devam edelim.

            Başka Ayet’e :

53-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

Gündüzün iki tarafından ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl! Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu algılanması olanlara bir öğüttür. ( Hûd Süresi ayet 114 )

Başka ayet’te:

“ O halde Akşama girdiğiniz zaman da sabaha girdiğiniz zaman da Allah’ı tesbihedin.” ( Taha süresi ayet 130)

Konuyla ilgili bir Hadis de okuyalım. Resulüllah (s.a.v.) .

“ Beş vakit namaz vardır ki; Cenâb-ı  Hak onları kullarına farz kılmıştır. O namazların hakkını hafife almayarak ve onlardan birini zayi etmeyerek edâ eden bir kimse için Allah nezdinde cennete girmesi hususunda vaat vardır. o beş vakit namazı eda etmeyen kimse için Allah nezdinde her hangi bir vaat yoktur.  Allah dilerse onu azaba dûçar eder, dilerse cennete dahil eder.” buyurdu. Ebu Davud, Nesâi,  İbni Mâce ve İbni Hıbban Ubâde bin Samit’den rivayet etmişlerdir. Ayni Hadis, ibni Abdulberr tarafından da sahih kabul edilmiştir.

Yukarıdaki üç ayette Allah Teâlâ beş vakit namaza işaret etmektedir. Kur’ân’da namaz ile ilgili ayetleri birlikte ele aldığımızda günde beş vakit namazın kulluk görevi ve farz olduğunu anlıyoruz. Ancak namazların nasıl kılınacağını, Hz . Cebrail (a.s.) Peygamberimize, öğretmiş Peygamberimiz (s.a.v.) de  mü’minlere öğrettiği ve bize kadar tevetüren gelen  şekliyle namaz ibadetimizi eda etmekteyiz.

Yüce Allah Teâlâ İsrâ süresi ayet : 78 de şöyle buyuruyor.

“ Güneşin zevalinden  (öğle vakti batıya kaymasından,) gecenin karanlığına kadar

(belirli vakitlerde ) namaz kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.”

İbn-i Abbas (r,a,) Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurduğunu anlatmıştır.

“ Cibril aleyhisselâm Kâbe de bana imam oldu.” Gunyetü’t- Talibin  sayfa 887 )

Güneş zevale yüz tuttuğu öğlen namazını kıldırdı. Güneşin ortadan batıya kayma miktarı bir nalın kayışı kadardı.

            Başka ayette;

Namazlarınızı muntazam olarak eda edin. Hele orta namazına ( ikindiye ) dikkat edin Allah’a,  itaat ederek namaz kılın.” ( Bakara 238)

Sonra bana ikindi namazını kıldırdı. Bu vakitte her şeyin gölgesi bir misli artmıştı.

54-Namaz kılmakMüslümanın en önde gelen görevi ve şartlarıdır

Başka Ayet’e : “Gündüzün iki tarafından ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl! Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu algılanması olanlara bir öğüttür. ( Hûd Süresi ayet 114 )

Sonra bana akşam namazını kıldırdı. Bu vakitte oruçlunun iftar vakti di.

Sonra bana yatsı namazını kıldırdı. Bu vakitte de, günden kalan beyazlıklar kaybolmuştu.

 Sonra sabah namazını kıldırdı. Bu vakitte oruç tutan kimse için bir şey yemenin haram olduğu vakit idi.”( Gunyet’üt Talibin Sayfa 887

            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadisi şerifte şöyle, 

            “ Ben namazı nasıl kılıyorsam sizde öyle kılın, buyurmuştur.” ( Buhâri, Ezan,18.1,155 )

               

            Namaz vakitlerini ve namaz nasıl kılınacağını soran ashaba Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat namazı kılarak öğretmiş, nesilden, nesil’e intikal etmiş ve bu konuda icma hasıl olmuştur. 

Kur’ân’da ısrarla  “ namaz” kılınması emredilmiştir.

“ Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükü edenlerle birlikte rükü edin!” ( Bakara 43)

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, namaz  “ Dinin direği, “  “Mü’minin miracı,“ Cennetin anahtarı,”  “ Gözümün nuru,” olarak tanımladığı namaz, islam’ın olmazsa olmazıdır. Onu terk eden cehenneme sürüklenir,

“ Allah’tan başkasına tapmayacaksınız, ana- babaya, yakınlığı olanlara, öksüzlere ve biçarelere de iyilik yapacaksınız. İnsanlara  güzel söz söyleyin, namaz kılın, zekat verin.”Bakara 83)

Enes (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor.

“ Mirac gecesinde elli vakit namaz farz kılındı. Sonra ( Peygamber (s.a,v.) ‘in Yüce Allah’a yalvarması üzerine ) azaltılarak beş’e indirildi. Bundan sonra da Allah Teâlâ tarafından şöyle bir ses geldi: Ey Muhammed! Bende söz ve hüküm asla değiştirilmez ( size farz olan namaz beş vakittir.) ve bu beş vakit namaz karşılığında sana elli vakit namazın sevabı vardır.” ( Nura Doğru cilt 1, sayfa 322)

Yukarıda gördüğümüz ve okuduğumuz gibi  namazın beş vakit olduğuna dair onlarca Ayet ve hadisler varken bazı kötü niyetli kişilerin niyetlerini bilmiyoruz ama, müslüman’ ların zihnini / aklını karıştırmak için vakit namazı

55-Misafir Yolcu, Seferi namazları

günde üç vakittir, ayete ve hadislere dayanmadan idda etmeleri yanlış fetva vermelerinin cevaplarını ileriki  satırlarımızda Kur’ân yunus süresi 35. ayette veriyor.

Misafir Yolcu namazlarında

İsterseniz bu konuyu biraz açalım!

Yalnız birisinin seferi olması halinde, beş vakit namazı üç vakit olarak kılabileceğini biliyoruz, oda bildiğiniz gibi  bir müslüman sefere çıkarsa yol uzunluğu Hanefi mezhebine göre en az 90 Km üzeri şafi mezhebine göre ise 145  km. olursa  Namazlarını şöyle kılarlar. 

Yolcular, evden çıkınca gideceği mesafenin tamamını kat etmeye ilk çıkış anında niyet etmiş olmalıdır. Nereye gideceğini bilmeyen, seferin hangi tarafa olacağını karar vermeden yola çıkan bir kişi dünyanın tamamını dolaşsa bile, seferi sayılmazlar, seferi sayılması için bulunduğu bölgenin hududundan çıkmadan seferi olduğundan seferi namaza niyet etmiş olmaları gerekir,

Birinin seferi olması için Yolculuğun bütün şartlarını yerine getirdikten sonra;

Vakit namazlarını   “ Kasr  edebilir, dört rekatlı namazlarını yani öğle, kindi ve yatsı vakit namazlarını  iki rekat kılabilir. Bu kısaltmaya  kasr “ denir

 

Peygamber Efendimiz bir Hadis de şöyle buyurmuştur.

“ Bu Allah’ın size verdiği bir sadakadır. Onun sadakasını kabul edin.” ( Müslim, Müsâfirin, 4; Ahmed el- Müsned.1/ 25.

Şafii mezhebinede ki, Yolcu isterse Cem’-i Takdim  ve cem’-i Te’hir  edebilir.

Şöyle ki : Şafii mezhebine göre Öğle vaktinde öğle namazını ikindi namazıyla akşam vaktinde de akşam namazını yatsı namazıyla birlikte kılmaya  “ Cem’-i  takdim    denir.

Öğle namazını ikindi vaktine ikindi namazıyla, akşam namazını da yatsı vaktinde yatsı namazıyla kılmaya ise, “ cem’i te’hir, “  denir.

Sabah namazına gelince bunun hiçbir durumda başka bir vaktin namazıyla birleştirerek bir arada kılınması dört mezhebe göre de sahih olmaz. 

56-Namazın tarihçesi İlk Namaz kılanlar

            İşte böyle iki vakit namazı Cem’i takdim edip, iki vakit namazı da cem’i tehir edilirken sabah vakti namazı da tek kılınırken, bazı kişilerin bu konuya dayanarak  namaz üç vakittir demeleri kadar yanlış ve yersiz bir şey yoktur 

Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Ne oluyor size nasıl hüküm veriyorsunuz.” (Yunus süresi  Ayet 35 )

Başka bir ayet de ;

“ Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur, onlar sadece zanna uyarlar.”

İlk farz olan Namaz :

Resulüllah (s.a.v.) Efendimize ilk farz olan ve kılması için ilk emredilen namaz şu namazlardır.

a)  Sabah namazı,

b)   Akşam namazı ..

O vakitlerde Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz sabahları iki rekat, akşamları dahi iki rekât namaz kılardı. Resulüllah (s,a.v.) Efendimiz mirac gecesi semaya çıkarılıncaya kadar bu namaza devam etti.

Üstteki mana şu ayeti kerim-e ile sabittir.

“ Akşam sabah Rabbına Hamd ile tesbih eyle..” ( Süre 40, ayet: 55 )

Orada Resulüllah (s.a.v) Efendimize beş vakit namaz farz olundu. Sabah namazı da günün ilk namazı oldu. Ondan sonra da öğlen namazı geldi.

Dikkat edersek yukarıdaki Hadis-i şerifte: Efendimiz şöyle buyurmuştur.

“ Cibril aleyhisselâm, Kâbe de bana imam oldu; öğlen namazını bana kıldırdı.” ( Gunyetü’t Talibin 887 )

Bu Hadis-i  Şeriften anlaşılacağı üzere Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz namaz vakitlerini anlatırken; öğle namazından başlamıştır. Vakitlerin ilki dahi öğlen namazı olmuştur.

“ Sabah namazını ilk kılan Âdem aleyhisselamdır.”

Adem aleyhisselâm, insanlar içinde ilk gönderilen peygamberdir. Bu manada da bilinmiş oldu ki, Umumi manada, ilk farz olan namaz, sabah namazıdır.

            Namaz’ın Tarihçesi  ve Namazları ilk kılanlar:     

57-Namazda niyet ve diğer işler

Âdem Peygamberden, Resulullah (s.a.v.)  Efendimize kadar gönderilen bütün Peygamberler namaz kılmıştır. Cenâb-ı Hakk, içinde namaz ibadeti olmayan bir din göndermemiştir.

            Peygamber Efendimiz henüz Peygamberlik görevi verilmeden önce, kendisinden önce olan, İbrahim Peygamberin hanif şeriatıyla günlük ibadetini yapıyordu. Çünkü  “ İlâhi teklif “  Âdem Peygamberin gönderilmesinden bu yana kesilmemiş ve insanlar da başıboş bırakılmamıştır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de buyurduğu gibi “Siz kendinizi başıboş mu zan ediyorsunuz!” Hem ibâdet, Allah c.c.’ya  kulluk şeriatsız olmaz ki… Allah Resulüne Peygamberlik gelip namaz ve diğer ibadetler farz kılıncaya kadar İbrahim Peygambere gönderilen şeriatla ibadet etmiştir.

Kelime-i Şahadetten sonra İslâmın birinci  temeli namazdır. Beş vakit namaz hicretten bir buçuk yıl evvel miraç gecesinde farz kılınmıştır.

Hemen, hemen bütün ilahi dinlerde namaz ibadetinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

Resulüllah (s.a.v.)’den evvel bu namazları kılanlar kimlerdir.

Ansardan biri, Resulüllah (s.a.v.) şöyle sordu:

“ Sabah namazını ilk olarak kim kıldı?”

Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur.

“ Sabah namazını ilk kılan Âdem aleyhisselâmdır.

Öğlen namazını ilk kılan İbrahim aleyhisselâmdır. Bunu Allah Teâlâ ( onu ) nemrud’un ateşinden kurtardıktan sonra kıldı.

İkindi namazını ilk kılan  Yakup aleyhisselâm idi. Cebrail, kendisine oğlu Yusüf’ü haber verdiği zaman kıldı.

Akşam namazını ilk olarak, Davud aleyhisselâm kılmıştı. Allah Teâlâ onun tövbesini kabul buyurunca bu namazı kıldı.  

Y         atsı namazını ilk olarak, Yunus  b. Meta aleyhisselâm kıldı. Balığın karnından kanatsız bir kuş yavrusu gibi çıkmıştı. Bu namazı kıldı. ( Gunyet’üt- Talibin A. Kadiri Geylani kitabı sayfa 886-888)

Namazda niyet ve diğer işler :

Her namaz kılan kimsenin öncelikle niyetini yapması gerekir.

Bu arada, Kâbe-i Muazzama’yı dahi, gözünün önünde getirmelidir.

58-İftitah Tekbiri nasıl yapılır

Yakinen bilmelidir ki:  Namaza dururken, Yüce Allah’ın huzurunda durmaktadır. 

Hiç şüphe etmeye ki: Kendisi namazda durduğu zaman Allah-ü Teâlâ onu görmektedir. Zira, bu manada, Allaü Teâlâ şöyle buyurdu:

            “ O ki. ( Namaza ) kalktığın vakit seni görür. Secde edenler arasında dolaşmanı da.” ( Şuarâ süresi ayet 218-219 )

    Bu manada da Peygamberimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuşlardır.

            “ Allah-ı görür gibi ibadet et; sen onu görmesen dahi, O seni görür.(Cami’s-Sağir, Gunyettüt talibin, )

            İftitah tekbiri nasıl yapılır anlamı nedir:

Farz namazları kılarken doğrudan doğruya namazının adını söyleyerek niyet etmelidir. Vakit namazını farz  ise.. kaza ise.. kaza..  ( Sünnet ise..  sünnet : nafile ise.. nafile :) niyet ettikten sonra

KUL,ALLAH-U  EKBER :Deyip de Namaz için ellerini yukarıya kaldırdığı zaman;

Bunu bilmeli ki :  Kendisini dinleyene (onu görene)  O’nahitap etmektedir. O’nun

huzurunda durmaktadır.ellerini yukarıya kaldırıp O’na teslim olmaktır, bir daha günah işlememeye gayret göstermektir.  O’na tövbe etmektir / tövbesin de durmaktır.

Hani: tabiri caiz ise polis veya asker bir suçluyu yakalamaya çalışırsa kişi / adam ellerini hemen yukarıya kaldırır teslim olur. Bütün canıyla varlığı ile ruhu ile teslim oluyor. RABBİM ben sana teslim oldum, SEN benim RABBİM ben ise senin aciz,günahkar kulunum.  Birinci Anlamı budur.

           İkinci anlamı ise;

Allah-u Ekber deyip ellerini namaz için  yukarı kaldırınca vücut diliyle şunu demek ister :  Rabbim ben bütün dünya ile ilgili bütün işlerimi, düşüncelerimi, gaylelerimi, hepsini elimin tersi ile ellerimi kaldırıp Allah-u ekber deyip  arkama attım ve Senin yüce Huzuruna geldim Sen benim Rabbim ben ise Senin aciz kulunum emrine amadeyim emir ettiğin ve Peygamber Efendimizinde

59-İftitah Tekbiri nasıl yapılır

bize tebliğ ettiği şekilde farz olan şu vakit namazımı kılmak için huzurundayım. Ve o an da Senin aklında fikrinde gönlünde Allah Teâlâ’nın huzurunda olduğunu  önün / istikamettin kabe’ye doğru olduğunu düşünmekten başka asla bir düşünce olmamalıdır.

            Diğer üçüncü anlamı ise:

Bir kimse, Allah-u Ekber deyip ellerini yukarı kaldırdığı ve namaz için ilk İftitah tekbiri aldığı zaman, Yüce Allah ile arasındaki perdeyi kaldırmış gibi olur ve o kişi Yüce Rabbinin huzurundadır. Dünya ile ilişkisi kesilmiştir. Önü kabe’dedir, kalbini de Allah-u Teâlâ’ya bağlamış veya  bağlaması gerekir..

Ve.. öyle bir makama ulaşmıştır ki: Oradan ne başka yöne dönmek olur; nede onun dışında bir şeyle meşgul olmak olur.

Zira bilir ki her hareketini gören vardır.  özünde ( kalbinde ) geçen her şeyi bilen  vardır.

Bu manada olarak, namaz kılan kimsenin bakacağı yer: secde ettiği yer olmalıdır.

Sağına ve soluna hiçbir şeye iltifat etmemelidir. başını  dahi semaya kaldırmamalıdır. Namaz dışı hareketlerde bulunmalıdır.

Şunu bilmeli ki: Kıl kadar bir yer, Yüce Allah’a kapalı değildir; hiçbir duygunun (canlının) hareketi ondan saklı / gizli olamaz.

. İftitah tekbiri bu, Demektir. İftitah  Tekbiri deyip geçmeyelim.

            Şimdi bazı kardeşlerim, kim böyle namaz kılabilir, zorlaştırmayınız, kolaylaştırın, hadisi şerif’e uyun duyar gibiyim.

            Evet hak veriyorum, bende avan tabakasıyım vallahi öyle iftitah tekbiri getirip namaz kılamıyorum  bunu biliyorum, ama keşke kılabilseydim, benim anlatmak istediğim “ İftitah tekbirinin anlamı budur,” kılabilirmiyiz, kılamayız o kişiye bağlıdır. Mutlaka yukarıda  tarif edildiği şekilde kılanlar olmuş ve olacaktır.” Yüce Allah Teâlâ bir ayet de buyuruyor ya,  “ne erler vardır.”

              İşte namazı namaz eden o veya bu inceliklerdir, tadili erkanlardır, ne dediğini ne yaptığını hem vücut diliyle, hemde akli ve diliyle  bilmektir, Namazı  huşu içinde kılmak kimin huzurunda olduğunu bir an dahi unutmamaktır. İleriki satırlarda namaz  inceliklerleri ile ilgili yeri geldikçe çok açıklamalar yapılacaktır inşallah.

               Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, namaz içinde göğe doğru bakıyordu.

60-İftitah Tekbiri deyip geçmeyin

               Şu ayeti Kerime nazil oldu.

                “ Öyle kimselerdir ki, namazlarında huşu üzere olurlar.” (  Ayet :  23/ 2 )

Hanefi mezhebinden ise: İftitah tekbiri alındıktan sonra şu duanın okunması hem imam hem imama uyan kişi, hem de yalnız başına namaz kılan kişi için sünnettir.

( Süphanekellahümme ve bihemdike ve tebarekesmüke ve taâlâ ceddüke ve lâ ilâhe gayrüke)

Anlamı : Allah’ım Sübhansın ; Hamd sana mahsustur; ismin kutludur;  Şanın yücedir; senden başka ilâh yoktur.

( Şafi Mezhebinden ise: İftitah tekbiri alındıktan sonra şu duanın okunması sünnettir.

İnni veccehtü vechiye lıllezi  fetera semavati vellerdi henifen müslimen, vema ene mınnel müşrikin, ınne selati venusiki vemehyaye, vememati, lillahi Rebbel alemin. Lâ şerike lehhü vebizalike umirtü veenne ev elül müslimin.

Anlamı :  Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim. şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de yaşamım da ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.. O’nun hiçbir ortağı yoktur. işte ben bununla emr olundum. Ben Müslümanlardanım. “) 

Fatiha süresini okuduğu zaman en azından ne dediğini bilip anlamalıdır. Hiç olmazsa şu ayeti okurken mutlaka bilinçli okuyup düşünmeliyiz. Tabi ki hepsini bilmek bilinçli okuyup namaz kılmak nur ala nurdur ama ne olursunuz, kulak verin.          En azından elimizden gelinceye kadar namazı önemsiyelim ve bilinçli kılalım, madem ki kılıyoruz niçin bazılarımız namazın ana kaynakları nı önemsemiyoruz.

           Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ İyyake neabüdü veiyyake nesteğin

(Ancak Sana ibadet ederiz ve ancak Senden yardım dileriz.” ( Fatiha süresi ayet 4- )

Bu hitabı kime yaptığını ve Rabbine ne dediğini mutlaka bilinçli olmalıdır.  idrâkine de mutlaka ve mutlaka sahip olmalıdır. Biz günde en az kırk defa okuyorsak bunu aklımızda tutmuyorsak gerçekten düşünmemiz gerekir, çünkü bizde bir tuavlık var zayıflık var, devlet bize kim bini ezberlerse bir defaya mahsusona iki yüz lira ödüyeceğiz, veya kim ezberlerse din görevlisinden belge getirirse onun aylık maaşına ayda on lira zam vereceğiz derse başta ben çoğumuz  bunu hemen ilk ayda ezberler belgemizi din adamından alır maaşımızıda zamlı almaya başlarız.

61-Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

Ama; Rabbimiz bize her türlü nimeti vermiş cennetide vaad ediyor emir ediyor, ama her nedense biz namazda aklımız başka yerde esniyoruz, aksırıyoruz, öksürüyoruz, inliyoruz tuav hareketler yapıyoruz bir türlü aklımızı namaza veremiyoruz, ve ne dediğimizi de bilmiyoruz

Çünkü Yüce Allah Teâlâ bize soracak, Ey kulum, sen namaz kılarken  “İyyake, neabüdü veiyyake nesteğin diyordun.” Ama sen bunu bana söylemiyordun, çünkü sen ceseden namazdaydın ama aklen, fikren kalben namazda değildin okumakta değildin,  senin aklın işte, aşta, eşte, çocuklarda, parada, tarlada, komşuda vesair yerlerdeydi sen o ayeti  Bana hitaben okumuyordun / söylemiyordun git  nemezdayken kimden yardım diliyordun ise o sana yardım etsin. o zaman biz  “Rabbimize “  ne cavap vereceğiz, hiç düşündün mü?

Yine çünkü: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Bir hadisinde şöyle buyuruyor.

            “Allah’la konuşmak istiyor isen namaz kıl. Allah’ın seninle konuşmasını istiyorsan Kur’ân oku”

Birde bize bakalım, Biz gidip Namaz kılalım Allah Teâlâ ile namazda konuşulım ama Allah Teâlâ’ya ne dediğimizi bilmiyoruz, bırak bilmeyi de namazda çocukluğumuzda, gençliğimizde, öğrenciliğimizde, asker ocağımızda iş lerimizde evimizde ne yapmışsak iyi veya kötü bütün her şeyi şeytan onu bizim aklımıza namazda getiriyor ve namazı dört mü kıldık üç mü kıldık, ne okuduk anlamı neydi hiç birisinden haberimiz olmuyor, hani uçaklarda otomotik pilot ayarı var, pilotlar uçak kalkınca uçağı otomotik’e bağlarlar  uçağın inme esnasında pilot tekrar işlemi alır uçağı indir. Tabiri caiz ise biz bazılarımız ise ona benzeriz imamla beraber  Allahu ekber der, biz düşüncelere dalarız çünkü otomotikteyiz, ancak hoca esselamü aleyküm deyince namazdan çıkıyoruz. Cemaat değil de Yalnız namaz kıldığımızda da inanın aynisiyiz yine otomotikteyiz ne dediğimizi bilmiyoruz. Kalkıp oturuyoruz.

Yüce Allah buyuruyor.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”                     

            Yine konumuza devam edelim

Bu arada namazda huşuunu, huzurunu unutmadan korumalıdır. Bilhassa yerine getirdiği ibadette bir yanılma olmamasına dikkat etmelidir.

Fatiha süresinin on bir yerinde şedde vardır; okurken bunlara mutlaka dikkat etmelidir.

Manayı değiştirecek şekilde yayık okumaktan sakınmalıdır. Zira, namazda fatiha okunması farzdır. okurken bunlara mutlaka çok dikkat etmelidir.

62-Namazın Hedefi

Bir kimse, namazını sağlam bir şekilde kılar ise Allah-u Teâlâ’nın kendisine vaad buyurduğuna  kavuşacaktır. Sevap kazanacaktır, cennete girip cehennemden girmekten kurtulacaktır. Allah’ın cezasına çarpılmaktan kurtulacaktır.

Bütün bunları yakini ile bilmeli; aklında tutmalıdır.

Şunu da bilmelidir ki, kıldığı bu namaz veda namazıdır. Bundan sonrasını kılmak belki de nasip olmadan öbür âleme gidecektir. Zira kendisinin Yüce Allah’a gideceğinden şüphesi yoktur. bunun da zamanı belli olmadığını bilir.

Bir kimsenin kıldığı namazdan kendisine sağlam kalan, ancak Allah katında sağlam sayılan namazdır.

Okuduğu Kur’ân sürelerine kulağını vermeli ne ne okuduğunu ve ağzından  çıkan lafzı anlamaya çalışmalıdır.

İmama uymuş bir durumda ise imamın okuduğuna da kulak vermeli; onda geçen öğüt ve nasihatları dinlemelidir. Ondan geçen emir ve yasaklara bağlı kalacağına da itikat etmelidir. Taa, surenin sonuna kadar bu durumu korumalıdır.

Namazda okuduğu kur’ân bittikten sonra, biraz durmalı, nefesi yerine gelinceye kadar beklemeli; sonra rüküa varmalıdır.

Okuduğu Kur’ân rükü tekbiri ile birleştirilmemelidir.

( A. Kadiri Geylani, Gunyetüt Talibin  Sağlam yayın evi 924-925 )

 

  NAMAZIN  HEDEFİ  :

Namazın bir hedefi bir stratejisi vardır. Bu hedefi Cenab-ı Hak çiziyor.

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Rasulüm! Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Muhakkak sahih namaz kılanın akıl ve dinin reddettiği, kabul etmediği iğrenç, aşağılık ve bayağılık saydığı bütün kötülüklerden alıkoyar. (Ankebut Süresi ayet 45 )

Namazı kıldıktan sonra o namaz insanı kötülüklerden alıkoyuyor mu? bu soruyu her namaz kılan kendisine sorsun. Cevabını da kendisi versin.

Hasan Basri  diyor ki :    Kıldığın namazlar eğer seni çirkin kötülüklerden alıkoymuyorsa, sen gerçekten namaz kılmıyorsun demektir. Üstelik o şekilde kıldığın namazlar kıyamet günü, adi ve pis paçavra gibi yüzüne çarpılacaktır. ( Mükaşefetül—Kulüp

Bu gün Müslümanların çoğunun kıldığı namaz, Allah-ü âlem mütteki  veya arif, abitlerin kıldığı namaz gibi  değildir. Namaz Peygamberimizin kıldığı ve 

63-Örnek ve Gerçek bir Hikaye

öğrettiği bir ibadettir. Resulüllah (s.a.v.) “Namazda ağzının okuyup kalbinin his etmediği hiçbir şeyi söylemezdi.” O’nun bize getirdiği namaz böyle idi. Ne yazık ki, bugün insanlar O’nun getirdiği namazı kılmıyorlar. Bu gün Müslümanların kıldığı namazlar onları kötülükten, batıldan alı koymuyor. Bunun sebebi Allah Resulünün öğrettiği gibi ibadet yapılmamasıdır.

Beş vakit namazda devamlı olduğumuz bir surede Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor.

“ Şiddetli azap olsun, yazıklar olsun namaz kılanlara ki, onlar namazlarında gafildirler.” ( Mâun süresi ayet 4 )

Namazın, insanı bütün kötülüklerden alıkoyan bir strateji olduğunu beyan ettik  ama niçin aleyhine delil olarak kullanılıyor?  Hastayı kurtaracak tedavi formülü, nasıl aleyhine delil olur? hasta hem ilacı kullanacak hem de kullandığı ilaç başına bela olacak,  ( mesela: )  doktor reçeteyi yazdığı zaman, günde bu kadar iki günde şu kadar diye onu programa bağlar. Eğer hasta doktorun değdiğinin dışına çıkarsa şekil yönünden doktorun yaptığını yapıyor gibi görünüyorsa da aslında onu yapmıyor. İşte böyle bir tedavi hastanın başına bela olur.

Örnek: Ve  Gerçek bir hikaye okuyalım:

Tanıdığım birisi piskolojisi bozulmuş ve doktora gitmiş, doktor ona hap/ tablet yazmış bunu bir hap’ını / tabletini ikiye böl, yarısını sabah diğer yarısını da akşam bir bardak su ile alıp içersin diye tavsiye etmiş.

Bizim tanıdıkta,  o kutu hap’ları / tabletlerin tümünü   ikiye bölüyor, kutunun yarısını bir bardak su ile içiyor,  diğer yarısını da akşama bırakıyor. tabi ki o hapları alınca komaya giriyor, yakınları hastaneye kaldırıyorlar, midesi yıkanıyor, uzun süre gözetim altında kaldı neyse ki erken hastaneye götürdükleri ve eceli de gelmediği için hayatını kurtarmış oldular.

Teşbihte hata olmasın, işte bu bir örnektir. Bizde Allah Teâlâ’nın emrine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tavsiyelerine uygun namaz kılmazsak, kendi görüşümüze göre, veya kulaktan dolma, sözlerle, kalbimizle değil cesedimizle, kendimiz namazda isek aklımız gönlümüz başka yerde gafilce bilinçsiz namaz kılarsak, elimize, dilimize, gözümüze, midemize, kulağımıza sahip olamıyorsak  adet yerini bulsun diye veya farz boynumdan kalksın diye namaz kılıyorsak, ve namaz kılmayı öğrenmiyorsak  tahkiki değil de taklidi ibadet ediyorsak  o vatandaş gibi yanlış ilaç kullanmış oluruz. Ve o ilaç  faydalı olacağına, tabibin tavsiyesine uymadığı için  şifa vereceğine tam tersine, dert getiriyordu ölüm getiriyordu.  Ve bizde namazımızda ve ibadetlerimizde yanlış yaparsak annem, babam köylüm

64-Bazı insanlar namaz kılarlar, Allah’a değil şeytana yaklaşırlar

böyle kılıyordu, bende böyle kılıyorum dersek  o ilaç nasıl faydalı olacağına ölüm getiriyordu, namazda ilahi emre uymamak kendi kendimize fetva vermek ben kıldım oldu bitti demek  maalesef, maalesef, Mâun süresinde ki, 4. ayeti bizim için geçerli olur Allah korusun. Birde aşağıdaki Adı geçen Eshabenin dehşet dolu maun süresine yorumlamasını da inceleyin

Yukarıda bahsi geçen Mâun süresini açıklayan Abdullah İbn-i Amr diyor ki;

“ Bazı insanlar namaz kılarlar, ama Allah’a yaklaşamazlar, şeytana yaklaşırlar.”

Bu nasıl olur? hem Allahü Teâlâ’nın huzuruna durursun, hem de şeytana yaklaşırsın. Allahü Teâlâ’nın emrettiği, Peygamberin tebliğ ettiği gibi namaz kılınmazsa, insanı ancak şeytana yaklaştırır. 

Yukarıdaki Ankebut 45. ayetinde açık açık belirtilmiş, özet olarak, namaz kötülükten alıkor. Namaz bizi tüm kötülüklerden alıkoymuyorsa,  Namaz şekilde kalmış, manası terk edilmişse insanı islah etmezse (bu hal insanı ) aksine bozar. işte bu günkü cemiyetin durumu bu, üç beş kişi gıybet ediyorlar, ezan sesini işitince camiye gidiyorlar, cemaatle namazlarını kılıyorlar geri döndüklerinde gıybete kaldıkları yerden devam ediyorlar. Ayrıca namazda ise ne dediklerimizi  bilmiyoruz, vesvese içinde namazlarımızı kılıyoruz günde  en az  kırk Fatiha okuyoruz, anlamını bile bilmiyoruz, Yüce Allah bu Kur’ân-ı Kerimde bizlere ne buyurmuş ne helal, ne haram, neler yasak neler yasak değil birinci kaynaktan öğrenmiyoruz  belki hayatta bir kez  dahi olsun Kur’ân mealini açıp okumuyoruz, dinimzi öğrenmiyoruz kulaktan dolmalarla  tahkiki değil de takliti öğrendiğimiz bazı ibadetleri yapıp gidiyoruz. Ne olursunuz Allah aşkına ilim öğrenelim, mademki müslümanız, madem ki namazımızı kılıp diğer ibadetlerimizi de yapıyoruz niçin bilinçli yapmayalım.

Bilinçsiz kılınan namaz Allah’ın istediği namaz değildir. bunu kabul edelim ki ilim öğrenmekte çok tembeliz, ama dini bir tartışma olunca hepimiz alim kesiliriz, tartışmalara baktığımız zaman o ilimden haberi yok kulaktan dolma bir şeyler öğrenmiş, o kişi en cok bağıran ve idda eden kişidir. Bir de bence böyle değilde şöyledir. Demesi zaten bilinçsiz olduğu ortada, çünkü hiç kimse bence diyemez, çünkü Allah Teâlâ ne buyurmuşsa, Peygamber Efendimiz s.a.v. ne tavsiye etmiş ise din odur. Bence veya sence diye bir din yoktur, din evrenseldir. Kesindir, din bize değil biz din’e uyacağız,

Ama; İçimizden birisi  bazı eksikliklerimizi görüp bize dediği zaman da onu tersleriz yahu her kes hoca olmuş, sen kendine bak bende senin mislin kadar okumuşum biliyorum deriz,

Kur’ân-ı Kerim  Davud ve İsa Peygamberin lisanıyla bazı kimselerin kötülüklerinden  haber veriyor.

            İşte ayet:

65-Bir Şiir

“ Onlar kötü şeyler yaparlar da, işledikleri kötülükten birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun  yaptıkları ne kötüdür.( Maide süresi ayet: 79 )

Tam da bir şiir okumanın zamanı geldi şiir kitabımdan konuyla ilgili üç dörtlük okuyalım mı

 

GAFLETTEN UYANALIM

Allah kelamı Kur’an okunuyor, Peygamber hadisi okunuyor,

İbret almıyoruz, günahlardan uzaklaşamıyoruz, amelimiz değişmiyor,

Kalplerimiz gaflet içinde, kasvetli bir taş halini almış,

Gafil olmayalım, kendimize gelelim, her şeyin bir sonu vardır.

 

Sakın gece odun toplamakta olan kişinin durumuna düşmeyin,

Odun toplar fakat eline ne geçeceğini, ne olduğunu bilemezsin,

Sen bilinçli ol, Halıka’mı, halkamı gidiyorsun bilmelisin,

Uyanalım gafil olmayalım, her şeyin bir sonu mutlaka vardır.

 

Bir taraftan şu haramdır, diyorsun bizzat kendin yapıyorsun,

Diğer taraftan şu helaldir, diyorsun kendin asla onu yapmıyorsun,

Sen bilmece içinde bilmece, heves içinde hevessin,

Uyanalım gafil olmayalım, her şeyin bir sonu mutlaka sonu vardır.

                Namazın  Hakikkatı :

Namaz,  İslâm dininin direği ve temelidir. Bütün ibadetlerin rehberidir. Bu beş vakit namazın şartlarına uyarak, vaktinde kılanlar için hıfz ve emanında bulunduğu Allahü Teâlâ büyük günahlardan el çekmesi sebebiyle, o kulun işlediği diğer günahları da affeder.

66-Namazın Hakikatı

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“ Allah-ü Teâlâ kullarına tevhidden yâni imandan sonra kendi indinden namazdan daha sevgili bir farz eylemedi. Eğer bundan daha çok sevdiği bir şey olsaydı, meleklerine o işi yaptırırdı. Halbuki, onların / meleklerin hepsi namazdadır. Bir kısmı rükü’da bir kısmı secdede, bir kısmı ayakta, bir kısmı da oturur vaziyettedir.” ( Nura doğru  küllüyatın 1. cilt sayfa 332-333 )

Namaz,   Dinin direği, iman ağacının en olgun meyvesidir.

Namaz,   Yüce Allah’ın Mü’min kullarının önüne kurduğu zengin bir ziyafet sofrasıdır.

Namaz,    Hele mü’min cemaatle birlikte camide kılındığı taktirde Allah’ın öz evine misafir olma fırsatını veren bir ibadettir.

Namaz,    Hz. Adem’den son Peygamber ve en son sevgili  Allah kulu olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kadar bütün Peygamberlere ve onların vasıtası ile dünyanın ilk gününden kıyamete kadar var ola gelmiş ve var ola gidecek bütün insanlara bildirilmiş bir Allah emridir.

Namaz,   Bütün acı ve kötülükleri ile dünyayı arkada bırakarak esirgeyici Allah’ın huzuruna sığınmak teşebbüsüdür.

            Namaz,   Kur’ân-ı Kerim’in dili ile Yüce Allah’ına seslenişi ve Yüce Allah’ın hoşnutluk, rahmet nimet göndererek kula cevap vermesidir.

Namaz,   Secdede kulu toprakla ayni hizaya getiren rukü’da Allah’ın huzurunda boyun eğdiren, kıyamda başı dimdik olarak iki ayağı üzerinde doğrultan ve böylece insan oğluna hem alçak gönüllüğü  ( tevazuu ) ) hem hürmeti ve hem de yerine göre mertlik ve boyun eğmemeyi öğreten unutulmaz bir ahlak dersidir.

           Nitekim Allah Teâla bir ayette şöyle buyuruyor.

            “ Namazı kıl. Çünkü, sahih namaz fuhuştan ve kötülüklerden alıkoyar.”(Ankebut 45)

Namaz,   Kulun kendini Allah’a verişi. O’nun ortaksız ululuğuna gönül rızası ile teslim oluşudur.

67-Namazın Hakikatı

Namaz,   Allah dostlarının nefislerini terbiye edip sindirmek için yardımına baş vurdukları başlıca ibadet ve Müslümanları, müslüman olmayanlardan ayıran en belirtici alâmettir.

Namaz,   Amel defterinin en uzun sevap satırları ve amel terazisinin iyilik kefesinde oturacak en ağır mükâfat kaynağıdır.

Namaz,   Can verilerek kara topraklara karışınca, mezar karanlığı içinde sahibinin ışık saçan, sadık arkadaşı olacaktır.

Namaz,   Kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsü boyunca, mü’minin elden bırakmaz yoldaşıdır.

Namaz,   Ölüm meleği Azrail (a,s,) son emirle birlikte kapıya dayanıp mü’minin canını alacağı sırada kula ölüm acısını duyurmayan bir ilahi iksir(dir).

Namaz,    Zengin fakir, âlim, cahil, genç, yaşlı, (âmir- müstahdem/ işçi- patron ) bütün mü’min cemaatini yan yana ve ayni hizada saflar halinde bir araya getirdiği için her sınıftan insanlar birbirlerine kaynaştırıp yapıştıran bir birliğin kurulmasına hizmet ettiği gibi, insanlara sıfat ve rütbeleri ne olursa olsun, ayni Allah’ın  birbirinden farkı ve üstünlüğü olmayan eşit kulları olduğunu da her gün beş kere göstermektedir.

Namaz,   Canlı ve cansız varlık çeşitlerinin kendi dilleri ile ortaksız Yüce Allah’a ibadet ettiklerini bilen insan oğlunun varlıklarının bütün ibadet çeşitlerinin bir arada  Yüce Allah’a sunmasıdır.  Zekât malın, oruç, midenin ve şehvettin ibadetidir. fakat namaz, maddi ve manevi bütün yönleri ile bütün vücut yükünün ibadetidir.

Namaz,   sözün kısası ve özü ile söylersek namaz kılan bir mü’min, namaz kılmayan kimseden dine ve ahlaka her ( İslami konuda ) ucu ucuna uygun hareketleri ile her yerde belli olmalı; her kes diyebilmelidir ki, “ Bu adam namaz kılan bir mü’min’ dir.( mükemmel bir insandır. ) ” Şu adamda alnını ömründe secdeye koymamıştır. ( her hareketlerinden bellidir.)

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Hele o namaza devam eden kullarıma bak! onlar ve zekat verenler, Allah’a ve ahiret gününe inanan bütün müminler, işte bunlara büyük sevap vereceğiz.” ( Nisa 162 )

Namaz, Kılarken Yüce Allah’ın huzurunda olduğunu bilmesi gereken mü’min Allah’ın ululuk ve hoşnutluğundan gayri hiçbir endişe ve fikir taşımamalı, kafasını ve gönlünü dünyalık hiçbir mevzunun işgal edip coşkunluğunu bozmasına meydan vermemelidir.

68-Namazın Hakikatı

Namaz, yer yüzü üzerindeki İslam dininin kalbi olan Kâbe’ye yönelmiş yürekleri, “ Ahad “ olan Yüce Allah’a bağlanmış olmanın coşkunluğunda birleştiren ve bütün Müslümanları ayni yolun doğruluğunda birleştirip birbirine öz kardeş yapan talipli bir yolculuğun ilk ve son konağıdır.

Namaz, Allah Teâlâ’nın o derece hoşuna giden ve mü’mine sevap kazandıran bir ibadettir ki, iki rek’atlık temiz ( ve eksiksiz ) bir namaz kılan bir kula Yüce Allah şöyle seslenir, “ ey kulum!... sen gücü zayıf ve zayıf bir varlıksın, bununla birlikte yüreğinle karşımda durup benim için iki rek’at namaz kıldın.

Ben ise sonsuz gücün sahibi ve kâinatı çekip çeviren üstün iradenin malikiyim, sıcak rahmetim, canlı- cansız bütün varlığa ateşe tutulan mum gibi eritebilecek derecede geniştir. Şüphen olmasın ki, acizliğine rağmen huzuruma dikilerek benim için kıldığın namazın kat, kat fazlası ile en muhtaç anında sana verecek ve seni ölçüsüz bir sevince boğacağım. Sana hiçbir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, hiç aklın alamayacağı ve hiç bir geniş muhayyilenin önünde canlandıramayacağı kadar bol, değerli ve çeşitli nimetler vereceğim.

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Artık onlar için, yaptıklarına karşılık bir mükafat olarak, göz aydınlığından ne hazırlanıp saklandığını kimse bilemez.” ( Secde süresi ayet 17 )

Ey kulum; Cehennem ateşi sana haramdır; sen, Cennetlik kullarımdan olacaksın. Ayrıca en sonunda ulu varlığımı görmek bahtiyarlığına da ererek, bir kulun kavuşabileceği derecelerin en yükseğine çıkacaksın.

Ey kulum!  Bütün bu rütbe ve nimetler senin öz hakkındır. Çünkü varlığıma eş ve ortak koşanlar Allah diye aciz bir takım putlara taparlarken sen beni tanıdın varlığımı bir ve ortaksız bildin. Üstelik bu temiz ve eksiksiz imanını ibadetlerin en güzeli ile süslemek üzere huzuruma dikilerek benim hoşnutluğum uğruna namaz kıldın. Benim emrime uymak için dakikalarca ayakta dikilerek benim kelamımı okudun; Bana olan saygını ifade etmek üzere önümde eğildin; nihayet benim karşımda haddini bilerek yerle bir oldun ve topraklara yüz sürdün; arkasından rahmet kapıma el açarak sıcak bir yüreğin dilin ile bana dua ettin.

Ey kulum!... iyi bilmelisin ki ben bütün insanları, hatta canlı- cansız bütün varlıkları işte senin yaptığın gibi beni tanısınlar ve ortaksız ululuğumu / büyüklüğümü saygı dolu bir kalbin dili ile ifade etsinler diye yarattım. Buna göre sen ne maksatla  yaratıldığını iyice idrak ettiğini şu iki rekatlık namazla bana karşı yeterince ispat ettin. Elbette ki ben de ne cömert bir yaratıcı olduğumu sana sırası geldikçe fazlasıyla ispat edeceğim.

69-Ne mutlu bize

Ey kulum!... Varlığımı tanımayarak benim yerime puta tapanlar, hiç çıkamamak üzere cehennem’in kavurucu alevleri içinde yanmayı ne derecede hak etmişlerse sen de en az o derecede cennet ve cemalin ile birlikte sana vereceğim diğer nimetleri hak etmişsin ve onların sahibi olmaya layıksın, ne mutlu benim gösterdiğim yoldan ayrılmayan kullarıma.”(Nura doğru küllüyattan, cilt 1, sayfa 330-331 )

           

            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki:

            “ Dünya mü’minin zindanı, kabir kalesi cennet ise son durağıdır. Dünya kâfirin cenneti, kabir zindanı, cehennem ise son durağıdır. “( Dakaikul Ahbar )

           Şiir kitabımdan kısa bir şiir okumaya ne dersiniz

NE MUTLU BİZE

Bir Müslümana yakışır şekilde kulluk görevinizi yapınız,

Elinize geçmeyecek şeyi asla istemeyiniz sınavı başarı ile veriniz,

Ki selamete çıkabilesiniz, ihlas’lı Müslüman olabilesiniz,

Ne mutlu bizlere, ne mutlu bizlere ki biz Müslümanız. / mü’miniz,

 

Kıyamet günü asla, kafirler topluluğundan değiliz,

Elhemdülillah Müslümanız / mümin topluluğundan olacağız,

Dilerim Yüce Allah’tan cehennem ehlinden de olmayacağız,

Ne mutlu bize ki, inşallah cennetin içinde veya  toprağında olacağız.

 

Ey müslüman Mütevazi olunuz, alçak gönüllü olunuz, kibirlenmeyiniz,

Tevazu, alçak gönüllülük, kişiyi yüceltir, kibir ise alçaltır biliniz,

Bir hadiste “ Kim ki Allah için tevazu gösterse Allah onu yüceltir,

Ne mutlu bize ki, inşallah Salih kullarla birlikte cennet ehlinden olacağız,

Ne mutlu bize ki, Allah’ı, Peygamber’i, Kur’an-ı tanıyoruz ne mutlu, bize.

70-Namazın Ruhu

            Namazın Ruhu   :

                       

            Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.          

            “Bir müslüman eksiksiz abdest alır, sonra ne okuduğunu bilerek namaz kılar ise mutlaka annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından tertemiz olur.” ( Ukbe b. Amir , benzeri Müslim, diğer kitaplarda yer almıştır)

 

Namazın ruhunun aslı huşu, kalbin bütün namazda hazır olmasıdır. Çünkü namazda maksat kalbi Allah-ü Teâlâ ile bulundurmak, heybet ve tâzim yoluyla Allah-u Teâlâ’yı (her namazda ) yeniden zikretmektir. Hususen Allah Teâlâ. “ Beni Hatırlamak için namaz kıl.”buyuruyor. Namazın her hareketlerinde bir anlamı / bilgi ve zikirlerinden kendisine mahsus bir ruhu bir hakikkatı vardır.

(Buraya çok dikkat etmeliyiz.) Eğer “ Ruh “ asıl olmasa, ölü insan gibi olur. Yani ruhsuz bir beden gibi olur. eğer ruh asıl olursa, namaz edepleri ve rükün ve şartları tamam olarak yerine getirilmezse,  gözü oyulmuş, kulağı kesilmiş adam gibi olur.

Eğer, namazın edep, hareketlerine rükün ve şartlarına riayet edilir de, “ ruh “ ve hakikkatı onunla olmazsa, gözü olup, görmeyen, kulağı olup duymayan insana benzer..

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Bir çok insanlar vardır. namâzdan nasipleri sıkıntı ve eziyetten başka bir şey değildir.” bu da vücudu namazda olup, kalbi gafil olanların namazıdır.

            Yine buyurdu ki: “ Çok namâz kılanlar vardır ki, namazlarından onda bir veyâ altıda birden fazlası yazılmaz. Her kesin namâzından yazdıkları kalbi hazır olduğu kısımlardır.”

Yine buyurdu ki: “ Bir kimseden ayrılır gibi namaz kıl.” Yani kendine ve isteklerine veda et, onlardan ayrıl, hatta Allah-ü Teâlâ’dan gayri her şeyden uzaklaş, bütün varlığını (benliğini ) namaza ver. bunun içindir ki, Hz Âişe (r.a.) buyuruyor: “ Resulüllah (s.a.v.) Bizimle konuşuyordu. Biz de O’nunla konuşuyorduk. Namâz vakti gelince, bizi tanımadığını söyledi. Bu Allah-u Teâlâ’nın azameti, büyüklüğü ile olan meşgûliyet ve Allah-ü Teâlâ’ya tutkunluğu sebebi ile idi.” (Nura doğru 1/333 )

71-Namazın Ruhu

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: 

            “Kalbin hâzır olmadığı namâza Allahü Teâlâ bakmaz.”

Muâz ibn Cebel (r.a.) diyor ki: Namazda kasten sağında, solunda kimler vardır diye bakanın namâzı olmaz.

Ebü Hanife ( İmamı Hanefi,) ve imamı ŞâfiiHz. ( Rahmetullahi aleyhima) ve bir çok âlimlerin, ilk tekbiri alırken kalbin hazır olması yetişir. ( yeterlidir) buyurmaları zaruri sebeple verilmiş bir fetvadır. Çünkü insanlarda gaflet galip vaziyettedir. Bunun esas mânâsı boynu kılıçtan kurtulur demektir. Âhiret için azık olmaya layık değildir.

Ahiret için azık olan, orada faydasını gördüğü, kalbin hazır olduğu kısımlardır. Bütün bir namazda kalbin ilk tekbirden fazla kalbi hazır olmayan kimse, hiç namaz kılmayandan daha iyidir.

Fakat halinin daha kötü olacağından korkulur. Çünkü hizmette gevşek davranana, gelişi güzel hareket edene, belki de hiç hizmet etmeyenden daha çok kızarlar.

Bu sebepten  Hasan-ı Basri  Hz. ( ( Rehmetullahi aleyhime )diyor ki: Kalbin hazır olmadığı namaz  cezaya daha yakındır.

Başka bir Hadis-i Şerif’te  “ Kötülüklerden ve günâhlardan namazın men etmediği kimse, o namazdan Allahü Teâlâ’dan uzak olmaktan başka fayda göremez.”

O hâlde burada anlaşıldı ki, namazın ruhundan maksat, kalbin daima ( namaza )hazır olmasıdır. Tekbir alırken hazır olmaktan başka kalbi hazır olmayanın namazın ruhundan nasibi bir nefesten fazla değildir. nefes almaktan başka hayat eseri olmayan kimseye benzer.

( Kimya-yı Saadet 124, ayrıca Nura doğru küllüyatında da yaklaşık ayni konulardan da bahis edilmekte ve ondan da faydalanılmıştır. )

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor.

“ Kıyâmet günü imandan sonra, ilk soru namazdandır. Eğer namâzları tamâmsa ve şartlarına uygun ise kabul ederler. Kusurlu olmuşsa, diğer bütün amelleri ile berâber, yüzüne çarparlar.” ( Namazın ruhu konusunda geçen hadisler  dahil Nura doğru küllüyatından cilt 1 sayfa 333- 334 )

             “ Namazı  Ruhlu / bilinçli kılmak için “ özellikle necasetten taharete, Abdeste, ezanda Dürüstlüğümüz de, işimizde, komşuluğumuzda kişiliğimizde ve tüm hareketlerimizde başlar.

72-Ezan-ı dinlerken huşu içinde dinle

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadisi şerif’te,

“ Emin olmayanın imanı, Abdesti olmayanın namazı, namaz kılmayanında dini yoktur. namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir. “( Taberani > Evsat< ve > Çami-u Sağir de rivayet etmiştir..)

Taharete ve abdeste çok dikkat etmek lazım, en ufak bir temizlik ihmalin de veya önemsemesek yaptığımız ibadeti boşuna gidebilir.  Çok itinalı taharet almalıyız, idrar torbası ile çıkış arasında sıkışan damlacıkları öksürük yolu ile ayak tabanlarını yere vurmak ve sirkelenme yolu ile idrar damla ve zerrecikleri sonradan akmaması için  ayrıca peçtee ile kurutulmalı sonradan yıkayıp taharet almalıyız, yoksa ayakta veya lale tayin idrarımızı yapıp tedbir almadan ben taharet aldım dersek sonradan dalmacıklar iç çamaşıra dökülürse, taharettin olmaz.  Yukarıdaki hadisi tekrar okuyalım. ( Geniş bilgi için Bak Taharet bölümüne ) 

Hadis’te ise

“ Duâ ibadetin anahtarıdır, Abdest namazın anahtarıdır, Namazda cennetin anahtarıdır.” (Camiü’s-Sağir c.3. sayfa 1007 Deyleminin Müsned’ül Firdevsin’den)

(Taharettin, abdestin sırrı elbiseyi temiz tutmak, bedeni temiz tutmak, içimizi ve dışımızı temiz tutmaktır.)  Bu temizliğin ruhu; kalbin tövbe etmekle, pişman olmakla ve kötü huylardan uzak olmakla temizlenmesidir. Çünkü kalb, nazar gah-ı  ilâhidir. Namazın hakikkatının yeri kalbdir. Beden ise namazın suretinin yeridir.

 

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Ezanla ) birbirinizi namaza çağırdığınız zaman ( onu ) bir eğlence ve oyun mevzuu yapıyorlar. bu davranışları onların akıllarını kullanmayan bir topluluk olmalarından dolayıdır.” ( Maide süresi ayet 58 )

            Ezan-i dinlerken içtenlikle huşu içinde dinle

 Ezanı dinlerken kalbini ona ver,  bir şeyle meşgul isen bırak çünkü selef ( geçmiş büyükler ) böyle yaparlardı. Ezanı duyduğu zaman, demircilik yapanın çekici havada  ise, örse vurmaz (havada bekletirdi) veya yavaşça indirirdi. Ayakkabıcı ( Terzi ) dikiş dikerken iğneyi sokmuş ise çıkarmazdı, öyle bırakırdı. (  Namaza gitmek için ) yerinden fırlar kalkarlardı. Eğer bu sesi yâni ezan sesini duyduğun zaman kalbinde bir sevinç bir (ibadet isteği dolmuş ise müezzin ile birlikte ezanı ruhen okumuşsan, ezanı duasını yapmışsan,  işte o kalp namaza hazırlanmıştır. Yok Ezanı öylesine dinlersen veya  “ ruhen “  dinlemesen, müezzinle birlikte tekrarlamasan, ezan duasını yapmazsan, sohbetine, alış verişine, işine, yoluna, oyununa, devam edersen, tabii ki, o kalp namaza hazır olamaz. Hani

73-Avret yerini örtmek

bir söz var, kalbi namazda olmayanın kulağı ezanda olmaz . kalbi sürekli namaza hazır bulundurmalıyız, bir vakit namazı kıldık ise hemen ikinci vakti için kalbimizi ona meyil etmeliyiz. Böyle olmazsa o kişi kalbini eğitemez. Namazını hep vesvese ile kılar, huşu içinde dosdoğru namaz kılamaz. Çünkü kalbini daha önce namaza eğittirmediği için kalb bir türlü namaza hazırlanamıyor.  Acele, acele taharet, ve abdest alma acele, acele namaz kılmak namazın hakkını vermemektir. 

Namaz, insana daima Allah’ı hatırlatarak kalplere sorumluluk duygusunun yerleşmesini sağlar ve böylece kişinin günah işlemesini de önler. Namaz adet yerini bulsun veya namaz borcumu ödedim diye değil, Namaz Yüce Allah’ın bize emir buyurduğu bir ibadettir, bir kulluk görevini ifadır, her müslümanın üzerine namaz farzdır. namaz Allah’a Hamd ve şükürdür, namaz duadır, zikirdir, namaz bütün ibadetlerin rehberidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)“ Namaz dinin direğidir.“Namaz gözümün nurudur” buyurmuştur( Nura doğru, Cilt 1 sayfa 332-333-  334 )

                        Başka bir Hadis’te Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

“ Bu beş vakit namaz, bir kimsenin evinin önünde akan berrak bir su gibidir. O kimse günde beş def’a bu suya girse, üzerinde kirden eser kalır mı? Ashab-ı Kirâm hayır, kalmaz ya Resulüllah, dediler. Tekrar buyurdu ki:  “İşte beş vakit namaz da, suyun kiri temizlediği gibi günâhları temizler.”

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Sana vahyolunan kitabı oku, namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar.” ( Ankebüt suresi ayet 45 )

Namazı doğru ve şuurlu olarak kılan bir kimse zamanla kötülük yapmaktan vazgeçer.  Esasen Allah katında makbul olan namaz, mü’mini kötülükten uzaklaştıran namazdır. Namazını dosdoğru kılan kimse, Allah Teâlâ’nın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır. İmanını kuvvetlendirir günah kirlerinden arınarak cehennemden uzak ebedi saadet yurdu olan cennete girmeye layık ve temiz bir kul olur. 

Avret yerini örtmek ( Setr-i Avret )

Mânası  : Kendi dışında olan çirkinlikleri örtüp, insanlara göstermek istememen; sırrı ve hakikati de, kalbinde çirkin olan şey’leri Allah Teâlâ’nın görmesinden örtmendir.  Allahü Teâlâ’dan hiç bir şeyin gizlenemeyeceğini bilirsin. O halde kalbi çirkinliklerden temizlemek lazımdır. Temizlik de eskiden yaptıklarına pişman olman ve bir daha yapmayacağına azmetmendir.

74-İftitah Tekbiri

Çünkü Hadis-i Şerifte  “ Günahına  ( samimiyetle) tevbe eden, hiç günah eşlememiş gibidir.” Buyruldu. Tövbe günahı yok eder. eğer bunu yapamıyorsan; bâri unutma, korku ve hayâyı perde yap ve bunların arkasında kal. Allahü Teâlâ’nın huzurunda kalbi kırık mahçub ve utangaç olarak dur. Tıpkı  firar eden, emir dinlemeyen bir kölenin efendisinin huzuruna gelirken kalbi sıkıntı ve pişmanlık ile dolu başı önüne eğik olduğu gibi ol.

 Namazın Rukünleri  ve ne anlam taşıdıklarını tek, tek yazalım :

1-  İftitah Tekbiri  ( Kıbleye dönmek )

Mânâsı,Kalbiyle mevlasına dönen, kalıbıyla da kıbleye yönelen müslüman, dünyada kazandığı ve arzu ettiği  her şeyi ardında  bırakarak hepsini gözünde küçülterek, erkekse ellerini kulakları hizasına, kadın ise omuzların hizasına kadar kaldırır. “Allahü Ekber = Allah Tek büyük’tür.” diyerek tekbirini alır.

Ellerinin kaldırmanın hikmeti hakkında âlimler değişik  görüş beyan etmişlerdir. İmam-ı Şafii (r.a.) “ Ellerimi Allahü Teâlâ’yı Yüceltmek ve Resulüllah’ın sünnetine uymak için kaldırırım der.”

Diğer bir Âlim: “ Bu durum tevazu teslimiyet ve boyun eğmedir.” Bir kişi esir edindiği zaman teslimiyetine işaret olarak ellerini kaldırır.”

Bir başkası  “ Tekbir  başladığı namazı tazime işarettir” der.

(Müslimin Nevevi şerhi)  Hüseyin Cisri Efendi de şöyle der. “ İftitah tekbirinde elleri kaldırmanın hikmeti Allah’ın huzura girmek için izin istemek,  O’nun rızasından başka her şeyden elleri çekip yalnız O’nun kapısına yaklaşmanın bir işaretidir.

İmam Gazaliye göre tekbir: “ Allahü Ekber= Allah her şeyden büyüktür.” dediğin zaman kalbin dilini yalanlamasın. Eğer gönlünde Allah’tan büyük bir şey kabul ediyorsan, her ne kadar sözün doğru olsa bile Allah senin yalancılığına şahadet eder.

Eğer arzu ve isteklerin, Allah Teâlâ’nın emirleri üzerine sana galebe çalmış ise, sen Allah’tan çok nefsine itaat ediyor ve nefsini Allah yaparak onu büyütmüş oluyorsun. O zaman senin Allahü Ekber sözünün kuru bir laftan ibâret kalmasından korkulur. O zaman kalb lisandan ayrılmış olur.  eğer bu durumda tövbe edilmez, Allah’tan af talep edilmezse neticede Allah’ın affı yetişmez ise cidden tehlikeli olur.( İhyau Ulummi’ d-Din1/ 451 )

75-Kıyam

İftitah tekbirinin kurban ile münasebeti: Namaza dururken iftitah tekbiri alan kimse bu haliyle adete şöyle der. “ Ya Rabbi, Hz. İbrahim oğlunu, Hz İsmail de canını senin rızan uğrunda nasıl feda ettilerse, bende nefsimi  senin rızan uğrunda kurban etmek istiyorum.  Kurban kesilirken getirilen tekbiri bende getirerek Sana teslimiyetimi arz ediyorum.( Namaz Mucizeleri 102-103)

 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu. “ Namaza durup, arzusu yüzü ve kalbi Allahü Teâlâ ile olan, namazının sonun da anasından doğmuş gibi olur. yani bütün günahlardan temizlenir.”

Hakikaten bilmiş ol ki, yüzü kıbleden çevirince namazın süreti bozulduğu gibi kalb yüzünü Allahü Teâlâ’dan çevirip, başka şey’ler düşünmek de, namazın ruhunu hakikkatını bozar. Çünkü zâhir bâtının örtüsü, kılıfıdır.   

                        2-  Kıyam  ( Ayakta durmak )

Mânası / Açıklanması :  Ayağa kalkmak ayakta durmak , ölümden sonra canlanmak, dirilmek, diriliş. Namazda kıyamda  iken Adem Peygamberden beri Hak için yapılan bütün kıyamları hatırlamak… Hak için kıyam etmek . bütün tağutlara karşı kıyam etmek.. ölümden sonra dirilişi düşünmek canlanmak.

 Allah huzurunda mü’min, her şeyden el etek çektikten sonra, haya ve tevazudan dolayı tam bir sükunet  içinde başını eğer, son derece edeple, hürmetle, saygıyla O büyük hükümdarın karşısında ellerini bağlar ve durur. Sanki iki elleri kelepçeyle bağlanmıştır. Hareketsiz durur. Azaları ile gereksiz hareket yapmaz,  ölçülü davranışını bozmaz. Rab’binin huzuruna çıktıktan sonra sükunet ve vakarla hareket eder. Daha sonra huşu içinde Kur’ân okurken ayetlerde ki gerçekler karşısında boyun eğerek tüyleri ürpertir. İmam Gazali’ye göre Kıyam: kalb ve kalbiyle kişinin Allahü Teâlâ’nın huzurunda durması demektir. En üstün ve en şerefli organı olan başını Allah’ın huzurunda  mütevazi bir şekilde eğmeli, kalbinin de tevazu kabul edip, kibirden uzaklaştığına  dair bir delil teşkil etmelidir. Ayni zamanda bu kıyam  ile sual ve cevap için Allah huzuruna arz olunacağını, kıyamettin dehşetini hatırlamalısın. Bu anda da Yüce Allah’ın huzurunda olduğunu düşünerek, azamet ve celalinin künhünü / büyüklüğünü/ yüceliğini )  anlamaktan aciz ise hiç olmazsa O’nun huzurunda zamanın hükümdarlarının huzurunda durduğun gibi durmalısın.   ( Namaz Mucizeleri Kitabı 103- 104-105 )

          Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Allah. O’ndan başka ilâh olmayan, diri her an yaratıklarını görüp gözetendir.”(2 / 255

            Peygamber Efendimiz (s.a.v. )

“Allah’ı görüyormuş gibi ibadet et. Sen onu göremezsin, O seni görür.”  buyurmuştur.

76-Kıyam

Şuna şaşılır ki, bir kimse namaz kılarken bir âlimin veya velinin veya hatırı sayılır kişinin kendisine baktığını görse, o namaz kılan kişi  nasıl namazını edeple kılar, dikkat eder, bütün uzuvları edepli olur. hiç bir tarafa bakmaz. Namazda acele etmekten, kusur yapmaktan, başka tarafa bakmaktan utanır.

            Halbuki, Allahu Teâlâ’nın kendini gördüğünü bilir. fakat O’ndan utanmaz, haya etmez! elinde hiçbir şey olmayan bir zavallı kuldan utanır. Onun görmesiyle namaza  dikkat eder de, mülkün hakiki sahibi olan Allahu Teâlâ’nın görmesinden utanmaz. Haya etmez ve gevşek,gevşek namaz kılar. Bundan büyük hata ve gafillik olur mu?

            Senin gibi âciz olan bir kula saygı gösteriyor veya insanlardan utanıyor ve korkuyorsun da Allah Teâlâ’ya saygı göstermiyor ve O’ndan korkmuyorsun?  Halbuki korkulmağa değer ancak O’dur, diyerek nefsini muhafaza et.( İhyau Ulumi’d-Din : 1/ 450ve Namaz Mucizeleri102-103 )

 ( Allah’tan nasıl korkulur. Bir Aslan’dan veya başka bir yarattıktan korktuğun gibi değil,  Yüce Allah’ın bizlere verdiği bunca büyük nimetlere Hamd ve şükür görevimizi yapamadığımız için kusurlu ve günahkar olduğumuz için, biz kuluz, kulluk görevimizi yapamadığımız için korkuyoruz).  (Bu konuyla ilgili geniş bilgi, Bak. bu kitabın Amentü Billahi bölümüne.)     

            Yüce Allah Teâlâ bir ayette şöyle buyuruyor.

            “ Şükredip iman ederseniz, Allah size ne diye azap etsin. Oysa,  Allah şükrü bilen bir bilendir.” ( Nisa Süresi ayet 147 )

            Kıyam konusuna devam ediyoruz.

            Mü’min tekbirle izin alarak  Allah Teâlâ’nın huzuruna girdikten sonra, saygıyla dikilir. Ellerini göbeğinin altına bağlar. Bu hareket,  “Mideme haram lokma sokmayacağım, bu hususta bana yardım et, ya Rab!” demektir.( Risale-i Haümidiye: 113 )

                Erkeklerden ayrı olarak hanımların  ellerini göğüs üstüne bağlamalarının hikmeti, azalarını belli etmemeleri ve daha iyi örtünmeleri içindir. Ayrıca dünyaya getirdiği çocuklarını ilk olarak yedirip içirdiği kaynaklardan onlara haram yedirmeyeceğine dair Allah vermiş oldukları bir sözdür.

            Bunun için Ebu Hüreyre, (r.a.) dedi ki: “ Ya Resulüllah, Allahu Teâlâ’dan nasıl utanmak lazımdır?” buyurdular ki: “ Takvâ sahibinden ehl-i beytinin utanması gibi, O’ndan utanmalıdır.” bunun sebebi tâ’zimi bildirmektir. Çünkü, Ashâb-ı Kirâmdan bir gurup vardı, namazda öyle sesiz hareketsiz dururlardı ki, kuşlar bile onlardan kaçmazlardı.cansız zan ederlerdi. Kimya’yı Saadet sayfa: 126 )

77-Hikaye

BAŞIMDAN GEÇEN GERÇEK KISSA BİR HİKAYE :

            Ben,  Ankara da Türkiye’nin bildiği ve tanıdığı bir yere gittim,  orada bir Asker nöbet tutuyordu, inanın o askerin canlı olduğuna inanamadım,  kılını kıpırdatmıyordu yaklaşık on dakika ona baktım,  yanımda ki arkadaşa dedim ki, bu heykeldir.  Bu insan olamaz en azından bu asker de zerre kadar bir kıpırdama olmuyor bu nefes bile alıp vermiyor, eğer insansa bu ayakta ölmüş kimsenin haberi yok, yok eğer heykel ise o zaman mesele yok.

            Ben merakımı yenmek için o askerin yanına epeyce yaklaştım, hala canlı mı cansız mı karar veremiyorum, neyse ki bir sinek o askere musallat olmuştu, sinek yüzüne  gözüne yaklaşınca gözünü kırptı ve o askerin canlı bir insan olduğuna dair sineğin vesilesiyle öğrendim.         

            Belki bazı okuyucu kardeşim diyeceki bunun konumuzla ne alakası vardır. işte ben de onu anlatacağım,

            Biz bir kul olarak Yüce Rabbimizin huzuruna varıp ibadet edince nöbet tutan bir asker gibi durup ibadet ediyor muyuz, biz namaz için kamet getirince, esnemeler, aksırmalar, öksürmeler, sık,sık yüzünü saçını kaşımalar, bir ayağı öne, bir ayağını arkaya değiştirmeler bedenini oynatmalar , elleri ile çeşit, çeşit hareketler / parmakları oynatmalar, geğirmeler, gözünü sağa sola kaydırmalar, rükü den, secdeye giderken pantolonun ütüsü bozulmasın diye pantolonu yukarıya çekmeler vesaire,. Vah, vah, vah bize. biz  bir Valinin bir Genel müdürün, bir Bakanın, bir Başbakan’ın  yanında edebli saygılı durduğumuz kadar Allah huzurunda durmuyoruz, onları dinlediğimiz kadar kendi okuduğumuz fatihayı diğer süre-i celileri, ettehiyatuyu, secde ve rükülarda kendi okuduğumuzu  okudumuzu dinlemiyoruz, dinlemediğimiz gibi  ne dediğimizi blmiyoruz öğrenme lütfunda da bulunmuyoruz.

            Bu bedenen gözükendir, zahiridir, bir de bizce görünmeyen ve bilinmeyen  (bâtın / gizli ) olan vesvese dolu olan  kalbimizdeki huşusuz namaz küçüklüğümüzden, öğrenciliğimize, askerliğimizden, işimize, ver hasil bütün hayatımız filmi ne yazık ki namazda aklımıza geliyor ve namazda ne okuduğumuzu. Kaç rekat namaz kıldığımızı dahi bilmiyoruz eğer cemaatle kılınıyorsa hocayla birlikte ilk tekbir Allah-u ekberi hatırlıyoruz ondan sonra hoca selam verince kadar namazı otomotik’e bağlıyoruz selamla  namazdan çıkıyoruz işte namazımız bu, bir türlü  huşu içinde namaz kılamıyoruz, Allah Teâlâ’ya sığınıyoruz.        

              Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Namazda elini sakalına götüren birisini görünce, “Kalbinde huşu’ olsaydı, eli de kalbi gibi olurdu.”buyurdu.

Allahu Teâlâ’nın azametinin kalbine yerleştiği kimse, Allahu Teâlâ’nın kendisine baktığını bilir ve bütün vücudu huşu içinde oldur ve hareketsiz durur

78-Kıraat

Yüce Allah buyuruyor.

            Vayl o namaz kılanlara ki, namazlarında gafildirler.”   ( Mâun süresi  )

            Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor.

            “ Allah’a yakışır şekilde takva sahibi olunuz.”  ( Al’i İmran ayet 102 )           

            Bir temenni

Eğer bu ayetin idrakinde olursak, Allah’a yakışır şekilde takva sahibi olursak, bütün ibadetimiz iyi olur, Allah’ın hoşnutluğunu kazanırız inşallah.

         3- K ı r a a t         

            Manası : Tekbir, kıyam ve saygıdan sonra kâinatın hükümdarının huzuruna kabul edilen mü’min, neden o huzura geldiğini anlamaya çalışır. Allah’ım seni tesbih ederim, Sana Hamd ederim. Senin ismin mübarek azamet ve şanın yücedir. Senden başka ilâh yoktur.

            Sonra Allahü Teâlâ’ ya sığınır. kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım der.  sonra Besmele çeker, Acıyan ve esirgeyen Allah’ın adıyla

            Daha sonra Rabbi ile sohbete başlar.

            Bu sohbeti Resulüllah (.s.a.v.) şöyle anlatıyor.

            Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor.  “Namazı Benim ile kulum arasında ikiye ayırdım. Yarısı Benim yarısı da kulum içindir.”

            Kul, “ Elhamdülillahi Rabbil âlemin.” ( Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.)deyince, Allah da der ki: “ Bana kullum Hamd etti.” Kul, Errahmanirrahim ( Allah acıyıcı ve esirgeyicidir.)  dediği zaman, “Allah der ki kullum beni övdü” Kul, “Mâliki yevmiddin” ( Allah ceza gününün sahibidir.) dediği zaman “ Allah der ki: Kulum beni Yüceltti.”  Kul,  “İyyake na’büdü ve iyyake nestain”. ( Ancak Sana kulluk eder ancak Senden yardım dileriz.) dediği zaman Allah der ki: “ Bu kulum ile Benim arasında bir anlaşmadır.” “ İhdine’s-sırate’l-Müstakim, sırata’llezine en’amte aleyhim gayri’l-mağdübi aleyhim veleddâllin” ( Bizi doğru yola ilet, kendilerine ikram ettiklerinin yoluna; gazaba uğramış Yahudilerin ve sapık Hıristiyanların yoluna değil) dediği zaman, Allah der ki: “ Bunlar kulum için olan şeydir. Kuluma istediği vardır.”( Müslim, Ebu Davud, Tirmizi )

                Fakat  (okuduğumuz fatihanın ) manasını anlamayı ve düşünmeyi bir türlü yapamıyoruz  / beceremiyoruz. İşte namazda okunan Fatiha her gün 40 defa tekrar edilen sözün sırrı burada:  “Sadece Sana kulluk ederiz!”  bundan dolayı her rekatta fatiha okumak vaciptir.

79-Tevhidimiz yok

Namazda okunması icap eden her kelimenin bilinmesi icabeden bir hakikati vardır. okuyanın o şekil de (anlaması ) ve olması lazımdır ki, söylediğine doğru olsun.

            Meselâ : Allahü Ekber, “Allahü Teâlâ daha büyüktür./ O’ndan büyük yoktur. O ,yalnız ve Tek Büyüktür.” demektir bunu  okuyan bilmiyorsa okuyan için felakettir, büyük eksikliktir. Ama, bilir fakat kalbinde Allahu Teâlâ’dan daha büyük bir şey bulunuyorsa, sözü doğru olmaz (hata şirke gider.)  o’na “ Bu söz doğrudur, fakat sen yalancısın!” denir. Her hangi biri, bir şeyi, Allahu Teâlâ’dan daha çok muti olursa / yani Allah’tan fazla sever veya sayarsa ve onun yoluna giderse, o şey (para, arsa,  makam, evlat, iş, aş, eş her ne olursa olsun   onu  Allah’tan fazla severse, ve sayarsa ve  o şey onun ilahıdır.

. Nitekim; Yüce Allah Teâlâ tövbe süresinin 24. Ayetinde şöyle buyuruyor.

Deki, “ Eğer babalarınız oğullarınız,kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden, ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevgilisi ise artık Allah’ın emri gelinceye kadarbekleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.

 

Başka bir ayet de ise :

  Allahu Teâlâ şöyle buyurdu. “ Ey Muhammed! Doğru yolu bırakıp) heva ve hevesine ilah edinen, ilim sahibi olduğu halde Allah’ın şaşırttığı kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü?  artık onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirir? Ey insanlar! Hâla düşünmezmisiniz.”( Casiye ayet 23 )

            Yeri gelmiş iken şiir kitabımdan konu ile ilgili bir kısa şiir okuyalım mı?

 

                               TEVHİDİMİZ YOK

Senin güvendiğin, ümit bağladığın her şey senin ilahındır,

Zararında, faydanın da ondan geldiğini bildiğin her şey senin ilahındır,

Kendisinden korktuğun ve çekindiğin her şey senin ilahındır,

Uyan, ey ben Müslümanım diyen kardeşim, uyan uyan, artık yeter.

Çoğumuz eşinin ve çocuklarının rızalarını kazanmakla meşgulüz,

Bazımız aile rızasını, Allah rızası üstünde tutacak kadar körüz,

Ne olur şu maddiyata, şu geçici hayata o kadar değer vermeyiniz,

80-Tevhidimiz yok

Uyan, ey ben Müslümanım diyen kardeşim, uyan uyan artık yeter.

 

Kazancın eksilmesinden, müşterilerin azalmasından korkuyorsun,

Bu nedenle ibadethanelere gidemiyorsun, hayır işlere koşamıyorsun,

Sen annen karnında iken seni kim korudu, besledi hiç düşünmüyor musun?

 Uyan, ey ben Müslümanım diyen kardeşim, uyan uyan, artık yeter.

 

Tevhidimiz sadece sözde kalıyor, amelimiz yok, ihlas yok,

Amel etmiyoruz, ameli tatbik etmiyoruz, tevekkülümüz yok,

Fiillerimiz var, sabrımız yok, sözlerimiz var, tevhidimiz yok,

Uyan, ey ben Müslümanım diyen kardeşim, uyan uyan artık yeter.

                                   .

Ey ahreti tamamen unutup da yalnız dünyayı düşünen,

Yaratanı unutup da yalnız yaratılanla meşgul olan,

Senin fakirlikten başka korkun, zenginlikten başka amacın yoktur,

Uyan, ey ben Müslümanım diyen kardeşim, uyan uyan, artık yeter, yeter.

 

             Tekrar konumuza devam edelim!

            Tesbih, tehlil ve okunan her şey’in her kelimenin böyle hakikatleri vardır. bunları bilmeli ve kalb o mânânın sıfatıyla sıfatlanmalıdır.

            Namazın hakikkatından / ruhundan pay almak istiyorsan bildirdiğimiz gibi olmalısın, yoksa mânâsız sürate şekle razı oluyorsun demektir. Bunu bilmeliyiz ki hiçbir çaba sarf etmeden öğrenme imkanı yoktur, .( yukarıdaki konular Kimya-yı Saadet ayrıca Nura doğru küllüyatında Gunyet’üt Talibin . Ve Namaz mücizeleri  kitabından faydalanmılmıştır)

           İki Dakika Tefekkür edelim mi?

Yine Hasan-ı Basri’nin yukarıda belirttiği gibi Kalbin hazır olmadığı namaza cezaya daha yakındır.

Biz kendimizden soralım acaba böyle mi namaz kılıyoruz, biz namaz kılınca kalbimiz bir kuş misali daldan dala, atlıyor, olaydan, olaya, konudan konuya,

81-Tefekkürü biraz derinleştirelim

geçiyor, geçim meselesinden aile meselesine, tabiri caiz ise namaza başlayınca bütün konular kalbimize, beynimize damlar. Ne hazindir ki, başka zaman da aklımıza gelmeyen bütün menaatlık / kötü düşünceler namazda aklımıza gelir, ve namazı üç rekat mı  kıldık beş rekat mı kıldık? Fatiha süresini okuduk mu, okumadık mı! zamu süreyi okuduk mu?  okumadık mı!  Ettehiyatu’yu okuduk mu, okumadık mı şeytan içimize vesvese vermeye başlar. Çünkü şeytan kalbimizdeki boş arsayı gördü her şeye müsait oraya konakladı tabi ki bol, bol vesvese verir ve biz kendimizi toparlayamasak, şeytan, bizi gafil olarak namaz kılmaya kadar bizi sürükler Allah korusun.

           Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “Vayl o namaz kılanlara ki,  namazlarını ciddiye almazlar, onlar gösteriş yapanlardır. (onlar gafildirler)” (Mâun süresi ayet 4-5)

( Bazı kimbeler, namazlarına riya yaparlar, bazıları da namazın erkanını ihmal ederler /uymazlar ayet buna da işaret etmiştir.)

Yüce Allah Teâlâ buyuruyor. “ Namazı dosdoğru kılın,” 2/43 

Tefekküre devam edelim,

Bir önemli işimiz olması halinde Bizler, ilgili makamlardan randevu almak için zorlansak da  sonuçta randevu’yu belki  alırız.

Makama gitmek için en güzel elbiselerimizi giyer, saç sakal taraşı oluru, diş temizliği, ayakkabı boyası, saç taraması  derken o makama kusursuz çıkmak için elimizden gelen her şeyi yaparız.

 Görüşme başlayınca, o makam sahibi  eğer bizi oturtturmasa, ayakta talebimizi söyleriz ve çıkarız, yok eğer  oturtturursa onurlandırmak için adettendir, bir çay,  ıhlamur veya ona benzer bir şey istenir. Çayımızı içtikten sonra talebimizi söyleriz işimiz olur veya olmaz, görüşmeyi bitiririz. 

Tefekkürü biraz derinleştirelim.

Bütün kainatın Rabbi olan, bütün makamların üstünün üstü olan, Yüce Rabbi’ mizden randevu almaya gerek yok günde beş defa müezzin vasıtasıyla ibadete, kurtuluşa davet ediyor. Dua edin duanıza icabet edeyim buyuruyor, ( yani dünya ve ahiret bütün dertlerinizi ihtiyaçlarınızı, koruma taleplerinizi isteyin, sabır edin size vereyim buyuruyor, yüce Allah’ın ikramı çay, ıhlamur gibi küçük şeylerle olmaz, Yüce Rabbimizin ikramı, Cennet olur, af ve mağfiret olur, her türlü kazadan beladan korumak olur, rızık bollaştırama olur, sevdiklerimizi bize bağışlama olur, hayırlı evlat, hayırlı eş, hayırlı mal ile mülk, vermekle olur,  cehennemden kurtuluş olur, hayırlı makam olur,  sağlığımızı daim etmekle, ilmimizi artırmakla olur, havasından, suyundan güneşinden toprağından faydalanmakla olur, sayamadığımız binlerce olurlar. Yüce Rabbimiz bize lütuf ediyor, hem de hiçbir karşılık istemeden

82-Rükü

ve biz bazılarımız O Büyük Rabbimizin huzurunda namazda durunca esnemeler, öksürmeler, aksırmalar, yüzümüzü, boynumuzu belimizi kaşırız, tuhaf, tuhaf hareketler, yapıyoruz ve kalbimize her türlü vesvese, zan ve düşüncelere dalıyoruz.         

Bir türlü kalbimizi ibadete / namaza hazırlayamıyoruz, oysa bir makama gitmek için giyimimizi, kılık kıyafetimizi itina ile hazırlıyoruz ama, namaza gelince, Allah huzuruna çıkmak için yalnız  kalbimizi yüce Yaratanımıza  hazırlayıp, edeple, saygıyla ne okuduğumuzu ve ne dediğimizi bilerek bir türlü huşu ve huzur içinde namaz kılamıyoruz / ibadet edemiyoruz..

Hz. İbrahim (a.s) namaz kıldığı zamân, kalbinin hışırtısı, iki mil uzaktan duyulurdu.

Hz. Ali(r.a.)  namaz için kalktığı zaman vücuduna bir titreme alır, yüzünün rengi değişir ve “Yedi kat göklere ve yere arz edilen ve onların taşıyamadıkları emanetin zamânı geldi.“derdi.

 Yukarıdaki Hadisi tekrar okuyalım!

 Kalbin hâzır olmadığı namâza Allahü Teâlâ bakmaz.”

 

            4 -  R ü k ü  :

Rükü ve secde, Allah’a boyun eğmenin, önünde alçalmanın en güzel ifadesidir. Bundan dolayı ikisi de namazın rüknüdür. Kur’ân çoğu kez namazın öneminden bahsederken ibadettin tamamen şekillendiği rükü ve secdeden bahseder:

            Yüce Allah şöyle buyuruyor.

            “ Ey iman edenler! Rükü edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin, hayır işleyin ki kurtuluşa erebilesiniz. Haydi Namaz kılın zekatı verin, Allah’a  sımsıkı tutunun.”( Hac.77/78)

            Başka bir ayet’te :” Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rükü edenlerle birlikte siz de rükü edin.. ( Bakara 43 )

            Allah’ın insanlara çok ikram ve lütuf buyurduğundan, boynunu zelil bir durumda eğer iki büklüm olur. Adeta itaatin yüküyle bedeninin kuvveti kesilmiştir. Bu âczi karşısında yüceler yücesini  ta’zim  için tesbih getirir.    Sübhane Rabbiye’l Azîm “=  En büyük Rabbimi tesbih eder, O’nun noksan Sıfatlardan tenzih ederim. “

83-Rükü

            Böylece huşunu da göstermiş olur. “ Allah’ım Senin için rükü’a vardım. Sana iman ettim. Sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, iliğim, kemiğim ve sinirlerim sana boyun eğmiştir. Her kötülükten ve noksanlıktan münezzeh olan, meleklerin, Cebrail’in ( ve bütün kainatın Rabbi..”)

             Allah Teâlâ Şöyle buyurmuştur.

            “ Şirk ve nifaktan tövbe edenler, Allah’a ihlasla ibadet edenler, Hamd edenler,oruç tutanlar, rükü ve secde yapanlar,  iyiliği emir edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın şeriat hükümlerini koruyanları cennetle müjdele..( Tövbe süresi  ayet 112 )

                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ Allah için tevazu göstereni, Allah’a boyun eğeni Allah yüceltir, kibirleneni  de Allah alçaltır.” Buyurmuştur. ( Ahmed b. Hanbel Müsned: 3/76 )

            Allah Teâlâ’nın huzurunda boyun eğenlerin, başkalarına eğecek boyunları kalmaz. Allah’a boyun eğmeyenler de Allah’ın yarattıklarına kul köle olurlar.

            Rükü dış görünüşü bedenin boyun eğişidir. Bundan maksat kalbin boyun eğişidir. Organların en kıymetlisi olan yüzünü, azaların en aşağısı olan toprağa koymak olduğunu bilirse ve böylece kendini topraktan olduğunu ve tekrar toprağa döneceğini anlarsa, gururu kırılır. Ve kendini zavallı ve muhtaç olduğunu bilir.( Kimya’yı Saadet 103 )

                Rükü’da eğilmenin hikmeti : Cenab-ı Hakkın zâtını saygıyla anıp, O’nun huzurunda eğilip, âcizlik ve ihtiyacı bildirerek O’nu tesbih etmektir. ( Risaleyi Hamiddiye:115 )

                Hanımların  az eğilmeleri, azalarını belli etmemeleri ve daha güzel örtünmeleri içindir.  

            Ebu Hüreyre  (r.a.) rivayetine göre, Resulüllah (s.a.v.)

            Sırtını  rükü’den kaldırırken.  “ Semiallâhu limen hamideh.” ( Allah kendisine Hamd edeni işitir.

Ve doğrulduğu zaman ,” Rabbenâ lekel  Hamd. ”  ( Rabbimiz yalnız Sana Hamddederiz) derdi.        ( Buhâri ve Müslim )

            Rufiâ’a ibn-i Râfi Ez-Zeraki (r.a.) den’ rivayetine göre, kendisi şöyle dedi. “ Bir defasında Resulüllah (s .a.v.) in arkasında Namaz kılıyorduk. Başını rükü’den kaldırdığı zaman, “ Semiallâhu limen Hamiden”  dedi. Arkasındaki bir adam da: “ Rabbenâ velekel Hamdü. Hamdan kesiren tayyiben mübâreken fih.” dedi.

84-Secde

            Resulüllah (s .a.v.) namazı bitirince:

            Konuşan kimdi? ” dedi.

            Adam:  “ Benim “ dedi.

            Resulüllah (s .a.v.)  “ Otuz küsür melek gördüm, senin o sözünü, daha evvel yazmak için yarışıyorlardı, buyurdu.” ( Buhâri )

            5- S e c d e .

Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“Rabbinizi övgüyle anarak O’na ibadet et, secde edenlerden ol! ”

Anlamı :  Secde eğilmek, boyun eğmek, tevazuu ile alnı yere koymak 

Namazın en önemli rükünlerinden biri olan secdenin her rek’at  rüküden doğrulduktan sonra iki defa yapılması farzdır. secdenin farz oluşu Kur’ân-ı Kerim’de  ( el- Hac sürenin  77. ci ayetine)  ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.)’in Buhâri, “Ezan “ 133, 134,137. Müslim “ salat “  226, 230 hadislerine dayanır, ayrıca secde ile ilgili bazı ayet ve  hadisler aşağdada yazılacaktır.

Secde, ve ayni kökten gelen kelimeler  Kur’ân-ı Kerim de boyun eğme anlamına gelen kelimeler seksen bir ayette geçer. Secde  Allah-u Teâlâ’ya karşı  derin saygı itaat ve tevazuun en mükkemel ifadesi, insanların manen Allah Teâlâ’ya çok yaklaştığı andır. ( Diyanet İşleri Başkanlığının Ansiklopedisinden  bak secde ile ilgili bölüme. )

Secde Anlamı ile ilgili Başka bir görüş :

Mümin rükü’den kalkıp Allahu Teâlâ’ya Hamd ettikten sonra, O’nun nimetlerini sonsuz olduğunu hatırlayıp, bütün ömrünü ibâdetle  geçirse bile, kulluk görevini yerine getiremeyeceğini düşününce, tekbir alarak hemen secdeye kapanır. Hal diliyle der ki: “ Ya Rabbi,  ben senin nimetlerine hakkıyla teşekkür etmekten acizim. Senin ise hiçbir ibadete ihtiyacın yoktur. Büyüklüğüne layık, yüce lütfüne karşılık olabilecek bir ibadet yapamadım. Hiç olmazsa en kıymetli organlarımı ve bedenimi  senin büyüklüğünü takdir etmek yüceliğini göstermek için yere koyup, gücümün son haddini harcamak istiyorum. Gerçi bu yaptığım Senin büyüklüğüne zerre kadar bir şey katmayacaktır. bunu da biliyorum.”

Bu şekilde anlını secdeye kapayarak saygının son haddine varınca da üç defa, “ Sübhane Rabbiye’l  a’lâ“ =  En Yüce olan Rabbimi bütün noksanlıklardan( eksikliklerden ) tenzih ederim. “ der. bunu üç kere tekrar eder. arkasından bütün

85-Secde

gücünü sarf ederek, bütün ömrünü geçirse de Allah’a hakkıyla ibadet edemeyeceğini  hatırlayıp, tekbirle başını kaldırır. Fakat secdeden başını kaldırınca secdeden daha şerefli daha faziletli başka bir durum olamayacağını anlayıp, secde yerinden tamamen zevkini almamış olduğu için bir daha secde etmeye gönlü kapılır. Böylece ikinci kez secdeye kapanır. Allah’ın emrine uymayarak, şeytan secde etmediği için onun inadına iki kere secdeye kapanır. ( Risale-i Hamidiyye 116 )

Başka bir İlim adamı der ki: iki defa secde etmenin mânâsı şudur: birinci secde de ben topraktan geldim demektir. İkinci secdede ise, yine toprağa gideceğim manasınadır.

Hasan Basri’nin Allah ondan razı olsun anlattığına göre; Peygamberimiz salât ve selâm üzerine olsun..

Bir defasında;  “Size en kötü hırsız kimdir söyleyeyim mi?” diye sordu. Sahabiler.   “ Buyur Ya Resulüllah!” diye cevap vermeleri üzerine:

“ En Kötü hırsız namazından çalan kimsedir.” Buyurdu.,Sahabiler; “ İnsan namazından nasıl çalabilir?  diye sorunca da Peygamberimiz; şöyle buyurdu:

“Kıldığı namazın rüku ve secdelerini tam yapmaz eksik bırakır.”

“Rükü ve Secdelerini tam yapmaz, veya “ Rükü ve secdelerde belini doğrultmaz.” ( İmam Ahmed, Teberani;İbn, Hüzeyme Sahih olarak Hakim riv ayet etmiştir.)

 

Allah Teâlâ Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

 

“ Kulun Rabb’ine en yakın olabileceği yer, secdedir. O halde çok duada bulunun.” Yine, “ Secde izi olan yerleri ateşin yemesini Allah ateşe haram kılmıştır.”           ( Ebu Davud, Hadis no 875)

Başka bir Hadis de :

“Kulu Allah’a yaklaştırmada, gizli yapılan secdeden daha üstün hiçbir şey yoktur. “( Abdullah bin Mübarek, Kitâbu’z-Zühd ,50 )

Bir Hadis te Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

86-Secde

à Yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum. Alın, iki el, iki diz ve iki ayak (secde de ayaklar yere dik tutulur. Alın burun ile birlikte yere değecektir.)  (Câmiü’s-Sağir )

İki Dakika Tefekkür edelim mi?

Hepinizin bildiği gibi, şeytan-ı lâne, Yüce Allah-ı inkar ettiği için değil, Allah’a eş / şirk koştuğu için değil. Yüce Allah, Adem Peygamberi yaratınca, bütün meleklere ona secde etmelerini emretti, şeytan dışında bütün melekler Allah’ın emrine uyarak secde ettiler ama, iblis kibirlenerek ona secde etmedi. Bu yüzden Yüce Allah’ın secde et emrine uymadığı için, Yüce Rabbimiz onu,  dergahından kovarak lânetledi ve şeytan-ı lâne oldu.

Namaz deyip, Secde ve rükü  deyip geçmeyelim! Allah hepimizi yani bütün Müslümanları korusun ve gerçek namaz kılanlardan eylesin.  

Allah Teâla şöyle buyuruyor

“ Görmedin mi göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün hayvan ve insanlardan birçoğu hep Allah’a secde ediyorlar.”( Hac süresi ayet 18 )

Başka bir ayet’te :

Yine “Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan her şey, O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız.”(İsrâ süresi ayet 44 )

Secde ise namazın son durumudur. Ve ayni zaman da o, Allah Teâlâ’ya yaklaşmanın son noktasıdır. Cenab-ı Hak namazı bize kendi yakınlığından ve beraberliğinden haz almak için vesile olarak ihsan etmiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Göklerde ve yerde bulunanlarla saf saf kanat çırpıp uçan kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmezmisin? Her biri kendi tesbihini ve duasını bilmiştir.”( Nur süresi ayet 41 )

Kuşlar saf saf olup toplu halde uçtukları gibi, müminlerde saf saf olup toplu halde namaz kılarlar.  Yüce Allah Kur’ân-ı Kerim de şöyle buyuruyor.

“Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah, akşam ALLAH ’a secde eder.” ( Rad süresi ayet 15 )

Ebu Derda  (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduklarını rivayet ediyor.

87-Secde

“ Çokça secde etmeye bak,  çünkü sen Allah için bir defa secde ettiğinde Allah mutlaka o secde ile seni bir derece yükseltir ve bir günahını düşürür.”

( Buhâri, Salat 87; Müslim, 224, Birr, 87; Tirmizi, Salat 169; Cumla, 70; Nesâi Tatbik; 80; Müsned. 5.263 ) 

 

            Abdurrahman  b. Şibli (r.a.) der ki:

            “ Resulüllah (s.a.v.) karga yem yer toplar gibi acele secde yapmayı, secdede yırtıcı Hayvanların yaptığı gibi kolları yere sermeyi ve devenin ahırda belli yer edindiği gibi mescide belli bir yer tutmayı yasakladı. ( İmam Ahmed, Ebu Davud, Nesâi, İbn Huzeyme,  İbn Hıbban, ) 

Ebu Hüreyre (r.a.) ‘den Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘in şöyle buyurduğu rivayet edildi:

“ Biriniz imamdan önce rükü ve secdelerden başnını kaldırdığı zaman, Allah’ın onun başını merkep başına veya şeklini merkep şekline çevirmesinden korkmuyor mu?” ( Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi ve İbn Mâce )

                                                                                                                       

6 - Namazda Son Oturuş / Ka’de-i ahire :

Allah’ın divanına çıkarken, izin istemekte olan kul, yeri ve gökleri yaratan Rabb’ine selâm, salavât güzel, güzel dualar sunmaya başlar. Bu yüce huzura girip o huzurda durma şerefini-

 kazanmasına rehber olan şanlı peygamberin lütuf ve keremini  hatırlayıp o feyiz kaynağına tebrik ve selam göndermeye başlar.

Bu sırada nimet veren gerçek varlığın yalnız Allah olduğunu, O’nun sonsuz nimetlerine kavuşmakta büyük vasıtanın Peygamberimiz olduğunu görürcesine hatırlayıp içten gelerek Allah’ın tek ve eşsiz ilâh olduğunu şehâdet eder, kalb ve dil şehadetlerine birde ameli tevhid ekler. Şehadet parmağını kaldırır; bu eşsizliğe işaret eder. en mükemmel derece olan Allah’a kullukla en şerefli makam olan Peygamberlik makamını Hz. Muhammed için kabul eder yani; “ Eşhedü en Lâilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasulühü” >Allah’tan başka İlah olmadığına Hz. Muhammed’in de O’nun kulu ve resulü olduğunu şehadet ederim. <  cümlelerini tamamen içten gelerek okur.

Bu büyük hayra sebep olan Peygamberimize selavat okur. Hz. İbrahim ve ümmetine lütfedilen selam ve tebriklerini bir mislinin de Hz. Muhammed ve ümmetine verilmesini Allah’tan diler.

Bu duaları tamamlayınca o yüce huzurdan ayrılabilirse de gönlü yine orada kalarak yüzünü çevirmekle bütün bunları sağlamaya çalışır. Haliyle şöyle demiş oluyor. “ Zaruret olmasaydı, bu huzurdan ayrılmazdım.” İnsanlık gereği olan ihtiyaçlarını sağlamak için bu maddi ayrılığı ister, kalbini yatıştırmak maksadıyla,

88-Secde

din kardeşleri olan insanlara ve meleklere dönerek >Esselâmü aleyküm ve rehmetullah<( Selam ve Allah’ın Rahmeti size olsun) der. ve huzurdan maddeten ayrıldığını onlara haber verir.  ( Risale-i Hamidiyye 117 )                   

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

            “ Biriniz, namaz halinde ve oturur durumda ise lüzumsuz bir şeyle meşgul olmasın; zira bu durumda o, Rabbi ile münacat halindedir.

            Lâkin sol elini sol dizi üzerine koysun; sağ elinide sağ dizi üzerine koysun.

            Kalbi ve gözü dahi, işaret parmağında olsun. böyle bir şey şeytanı eritir.”(Günyet’üt Talibin 927) 

                        Teşehhüde oturduktan sonra şunu okur:

            Ettahiyatü lillahi vesselavatü vettayyibatü esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rehmetüllahi ve berekâtühu esselamü aleyna  ve ala ibadillahissalihin.

            Eş hedü en lâ ilâhe illellah veeşhedü enne Muhammed ebduhü ve resulüh.

            Anlamı:

( Saygı,  salavat, tayyibat Allah’ındır. Selam sana ey Peygamber, keza Allah’ın rahmeti ve bereketleri de..

                        Selâm bize ve Allah’ın Salih kullarına..

            Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur. Şahadet ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve Resulüdür.

                        Namazdan Sonra Tesbihat :

Muaz  b.  Cebel ‘r.a.) Den Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet edildi.

                “Kim sabah ve ikinde namazlarından sonra üçer defa – Esteğfirullâh ellezi lâ ilâhe illâ hüve’l-Hayyu’l-Kayyume ve etübu ileyhi derse günahları deniz köpükleri kadar da olsa silinir.” ( İbn’s Seniy Tergib ve terhib 1/ 447 )

            Hadis No: 3724 Ebü Ümmame’den (r.a.) rivayetle) :

            “ Her farz namazdan sonra Âyetü’l-Kürsi’yi okuyan kimsenin cennete girmesi için

ölümden başka bir engel yoktur.” ( Nesâi ve İbn Hıbban )

                        Peygamberimiz buyuruyor ki:

89-Namazdan sonra tesbihat

            Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir.

                        Yoksul muhacirler  bir gün Allah’ın Resulüne gelip şöyle dediler.:

“Zenginler yüksek dereceleri ve sonsuz nimetleri elde ettiler. “

Allah’ın Resulü :

“ Ne yaptılar?” diye sorunca, yoksul muhacirler şöyle cevap  verdiler:

“ Zenginler bizim gibi namaz kılıyor, bizim gibi oruç tutuyor, fakat bizim yaptıklarımızdan fazla olarak sadaka  ( ve zekat ) veriyorlar, biz veremiyoruz. Zenginler köle âzâd ediyorlar; biz edemiyoruz; biz edemiyoruz.”

(Yoksul muhacirlerin bu sözleri üzerine) Allah’ın Resulü şöyle buyurdu:

“Size bir şey öğreteyim mi? size öğreteceğim bu şey ( amel) vasıtasıyla sizden önce gidenlere erişirsiniz. Hatta onlardan daha illeri de geçersiniz. Sizden sonra gelecekler de sizin yaptıklarınızı yapmadıkça sizden faziletli olamazlar. “

            Yoksul muhacirler de :

            “ Evet öğretiniz, Ey Allah’ın Resulü!” dediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem şöyle buyurdu:

            “ Her namaz sonunda otuz üçer defa Sübhâna’llah, ( ( Allah süphandır. Deyip tesbih okumalıdır. )  (otuz üç kere ) el-Hamdülillah ( Allah’a Hamd olsun. deyip Allah’a hamd etmelidir) (otuz üç kere ) Allahu Ekber,  ( Allah en büyüktür deyip Allah’ın büyüklüğünü anmalıdır.)deyiniz.

            Bir süre sonra yoksul muhacirler tekrar gelip:

            “Ey Allah’ın Resulü! Zengin kardeşlerimiz bizim yaptıklarımızı duymuşlar, onlar da bizim gibi yapmaya başladılar.”deyince :

            Resulü Ekrem şöyle buyurdu:

            “ Bu Allah’ın fazl-u ikramıdır, onu dilediğine verir.”    ( Buhari ve Müslüm )

                        Bu tesbihattan sonra şöyle bağlanmalıdır.

            Lâ ilâhe İllalâhu vahdehü lâ şerike lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü bi yedihi’l- Hayri vehüve alâ külli şey’in kadir.”

            Açıklaması:     Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O tektir, ortağı yoktur, mülk O’nundur.  Hamd O’na mahsustur. Hayır ( sevaplar / iyilikler ) O’nun elindedir. O’nun  her şeye gücü yeter

90-Kalbin Namaza hazır olması

                        Derse: en iyi amel işlemiş olur ( küçük) günahları bağışlanmış olur. ( Tergip ve Terhib C.3 / 376 )

                        Sonra dua etmeye başlar.

                        Yüce Allah Şöyle buyuruyor.

                        “Dua edenin duasına icabet ederim.”

                     Kalbin ( Namaza ) hazır olması için çare :

            Namazda kalbin gafleti iki sebeple olur.  biri  “zâhir, “ biri de “ bâtın “  ile alâkalıdır.  Zâhiri olan gaflet şöyledir: Namaz kıldığı yerde kalbini meşgul edecek bir şey görmesi veya bir ses duymasıdır. Kalb de göze ve kulağa tabidir. Bunun çaresi hiç ses olmayan bir yerde namaz kılmaktır.  Eğer orası karanlık olursa daha iyi olur. göz de bir yere takılmaktan kurtulur.

            Bir çok zâhidler ve âbidler kendilerine küçük ve karanlık bir oda yaparlar, çünkü açık, rahat yerde kalb daha çok dağılır. İbn Ömer (r.a.) namaz kılacağı zaman, gözü takılmaması için kılıcı, kitabı ve örtüyü önünden kaldırırdı.

            İkinci gaflet sebebi batınidir. Bu da düşünce ve hayallerin dağılmasıdır. Bu ise daha zor ve güçtür. Bu da iki şekilde olur.

            Biri,  Kalbi bir zaman meşgul eden bir işten doğar. Bunun çaresi önce işi yapmak, kalbini ondan ayırmak ve sonra namaza durmaktır.

            Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki, Yemek hazır olunca ve namaz vakti ise, önce yemeği yiyiniz.”

                Bunun gibi, eğer bir kimseye bir söz söyleyecekse, önce o sözü söylemeli, kalbi onu

 düşünmekten kurtarmalıdır.

Diğeri, Kısa zamanda olmayacak işler de ve şey’lerde olur.  veya adet, olarak kalbi çeşitli düşüncelerin kaplamasından meydana gelir. Bundan kurtuluş çaresi, kalbi okuduğu Kur’ân-ı Kerim ve tesbihlerin mânâsını düşünmekle meşgul eylemektir.  Onların mânâsını düşünür ve bu düşünce ile

gafletten kurtulur, mânâları düşünmek de o isteği gideremezse : bunun çâresi,  ( tabiri caiz ise ) müshil ilacı almak ve bu hastalığa sebep olan maddeyi vücudunda tesirsiz hâle getirmektir. Bunun müshili (ilacı ) bu düşünceye / düşüncelere hangi şey’in terki sebep olduysa  / oluyorsa onu söylemeli ve ondan kurtulmalıdır. Bunu yapamazsa bu düşüncelerden asla kurtulamaz ve namazı dâimâ kalb den konuşmalarla karışık olur  bu şuna benzer ki, bir kimse bir ağacın altında oturup serçelerin sesini duymamak isterse, eline bir sopa alır ve kovar biraz sonra serçeler

91-Namazdan sonra tesbihat

yine hemen o ağaca dolarlar. Eğer onlardan kurtulmak isterse, çaresi, o ağacı kökünden kesmektir. Çünkü ağaç orada olduğu müddetçe kuşlar oraya gelir.

( Bu bir örnektir. ) bunun gibi arzular, ( olaylar gayeler, gayleler, konular  ve çok ) çeşit çeşit düşünceler ondan ayrılmaz.        

Bunun içindir ki, Rasülullah’a (s.a.v.)’e hediye olarak güzel bir elbise getirdiler, üzerinde güzel nakışlar, süsler vardı. namazda gözü bu nakışlara takıldı, namazı bitirince o elbiseyi sahibine verdi ve eski elbisesini giydi bir gün yeni nalin yaptı. onlara güzel olmuş gözüyle baktı. ( ,3Ama huşusunu bozduğu için ) Dışarı çıktı ilk rastlandığı dilenciye bunları verdi.

Talha (r.a.) kendi hurma bahçesinde namaz kılıyordu. Ağaçlar arasında güzel bir kuş uçuyor bir yol bulup çıkamıyordu. Kalbi ona daldı. Ve kaç rekat namaz kıldığını unuttu sonra, Rasülullah (s.a.v.)’in huzuruna geldi ve kalbinden şikayet eyledi. Kefaret olarak o hurmalığı kefaret verdi

Selef / büyüklerimiz böyle çok şeyler yapmışlar ve kalbi hazır bulundurmanın çaresi bunu bilmişlerdir. 

Namazdan önce Allahü Teâlâ’yı hatırlamak kalb de gaalib gelmiyorsa, namazda da kalbi hazır olamaz. Vaki olan düşüncelerden kalb, namazda da olsa kurtulamaz. Namazı kalb huzuru ile

kılmak isteyenin, namaz dışında kalbine bir çare bulup onu düşüncelerden kurtarması lazımdır. Bu da dünya meşguliyetlerini (dünya  sevgisini) kendinden uzaklaştırmakla  olur. bundan maksadı da rahat ibadet yapmak olmalıdır. Böyle olmayınca kalb de hazır olamaz. Ancak namazın bazı kısımlarından huzurda olur. o zaman bol bol nafile namazı kılıp kalbi hazır eylemek lazımdır.

Böylece dört rekatlık bir namazı kalp hazır ve huzur içinde  geçirmeyi elde eder inşallah, çünkü nafileler farzların bağlarını çözer.                      

                        Bir dakika Tefekküre ne dersiniz.

  Çoğumuz küçükken dini bilgilerle eğitilmedik, dedelerimiz, ninelerimiz  / büyüklerimiz onlarda eğitimsiz oldukları için bizi dini yönden eğitemediler. o zamanki okullara ilk gidişimizde bizi şöyle eğittilerdi, Ali uyu, uyu, yat uyu, Ali al sana top, at baba at,  Ayşe kızım sende ip atla, işte eğitim böyle başladı ve gerçekten bizleri dini bilgisizlik içinde uyuttular, uyuttular  ve uyuduk.

Bazılarımız için Aradan yıllar geçti, bu gaflet içinde emekli olduk  kalbimiz katılaştı, sertleşti, taşlaştı, şimdi de bir türlü ıslah edip kalbimizi gafletsiz, vesvesesiz namaza hazır hale getiremiyoruz. Çünkü öyle eğitildik, sanki maneviyat yokmuş gibi bütün benliğimizi özümüzü dünya ya ve dünya malına poroğramlandırıldık, tabii ki, şimdi de kalbimizi eğitemiyoruz söz dinletemiyoruz, huzur içinde  Allah Teâlâ’yı anarak, bilerek, huşu içinde ibadet edemiyoruz, kalbimizde bin türlü vesvese geçiyor, bunu düzeltmek için zaman alacak ama, tek

92-Namazı bilinçli kılmak

sığınağımız Allah’tır O’na sığınıyoruz, ve her zaman olduğu gibi O’ndan yardım diliyoruz ve bekliyoruz.

Yüce Allah Şöyle buyuruyor.

“ O gün yüzleri ateş içinde evrilip çevrilirken: “Eyvah bize:  Keşki Allah’a itaat etseydik, Peygambere itaat etseydik,” diyecekler.

“ (onlara uyanlarda): Ey Rabbimiz doğrusu bizler reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlarda bizi yanlış yola götürdüler.

Ey Rabbimiz onlara azabın iki katlısı ver ve onları büyük bir lânetle, lânetle, (rahmetinden kov)”  Ahzap süresi Ayet: 66-67-68. )

Başka bir hadis de :

            “Bir müslüman eksiksiz abdest alır, sonra ne okuduğunu bilerek namaz kılar ise mutlaka annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından tertemiz olur.” ( Ukbe b. Amir , benzeri Müslim, diğer kitaplarda yer almıştır)

 

                        Namazı  Bilinçli Kılmak :     

                        ( Namaz bilinçli kılan ) Allah ‘ı anmış olur.

            İbadetlerden maksat Allah’ı anmaktır. Allah’ı anmanın en güzel yollarından biri Kur’ân-ı Kerim-i anlayarak okumak, emirleri tatbik etmek,  ve namaz kılmaktır.

 

            Yüce Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Beni anmak için namaz kıl.” Buyurmuştur. ( Tâ-hâ süresi ayet 14 )

                Namaz kılan kimse Kur’ân okumuş, hem Allah’ı tekbir, tesbih ve duâ ile anmış olur. ayrıca, çeşitli  zikirler namazda toplanmıştır.

                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis’te.

            “ Allah’la konuşmak istiyorsan Namaz kıl.”

          “ Allah’ın seninle konuşmasını istiyorsan, Kur’ân oku.“

            Bu müjdeli hadisler ne kadarda güzel ve iç açıcı ama, benim gibi avam tabakası, “Allah ‘la konuşayım diye namaza durur, maalesef ne söylediğini bilmiyor. Allah benimle konuşsun diyeKur’ân okuyoruz . Allah Teâlâ’nın ne buyurduğunu  idrak edemiyoruz. Kısacası, Ezbere / taklidi gidiyoruz. 

93-Namazı bilinçli kılmak

Her müslümanın namazda neler okuduğunu anlamını ( özünü ) öğrenmesi gerekir. kendisini zorlaması gerekir, bir müslüman 15- 20 yıl veya 50-60 yıldır namaz kılıyorsa günde ortalama kırk, elli --atmış rekat namaz eda ediyorsa hala fatihanın, ettehiyatu’nun anlamlarını veya namazdaki  ne okuduğu duaların ayetlerin, zikirlerin, salatların, rükü ve secdenin anlamını  bilmiyorsa gerçekten bu çok büyük bir eksikliktir, zaaflıktır, takvasızlıktır, dini zayıflıktır / öğrenmemedir / tembelliktir. Dine önem vermemektir.

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar; Namaza yaklaşmayın.”  (ayet:Nisâ 43)

            Yukarıda ki ayet: Allah’a sığınıyorum, deprem zelzele gibi insanlığı titreten ayet :

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyuruyor.

“ Her hangi biriniz namazda uyuklarsa ne okuduğunun farkında oluncaya kadar uyusun.”

Nesâi’nin rivayeti de şöyledir. :

“ Biriniz namazda uyukladığında namazdan çıksın ve uyusun.” ( Buhâri ve Nesâi  )

Buna benzer başka bir hadis de:

“ Namazda uykusu kendisine galebe çalan varsın uyusun. Çünkü kişi uykulu olarak namaz kıldığında istiğfarmı ediyor, yoksa kendisine beddua mı ediyor bilemez. ( Müslim )

 Özet olarak.

 Maalesef Türkiye deki insanlarını, yüzde’ye vermek belki yanlış olur ama tahminen yüzdeye vurursak sayıları çok, çok yüksek seviyedeyiz sarhoş da değiliz, uykulu değiliz.  ama namazdayken ne söylediğimizi bilmiyoruz. Ezbere bir şeyler okuyoruz, annemizden babamızdan, dedemizden dost ve arkadaşlardan bir şeyler öğrenmişiz, onları taklit edip gidiyoruz. bu çok düşündürücüdür Oysa

ibadetimiz taklidi değil de tahkiki olması gerekir. Yüce Allah’ın namaz kıl emrini yerine getirmek için huzurunda duruyoruz . ayetler, dualar okuyoruz, secdeler rükü’ler yapıyoruz, ama ne okuduğumuzu / ne söylediğimizi anlamıyoruz / bilmiyoruz .Oysa

“ Özetle: Yüce Allah Ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Buyuruyor.

94-Namazı bilinçli kılmak

Hz. Peygamber Efendimiz de. Biriniz namazda uyukladığında namazdan çıksın ve uyusun.” Buyuruyor.

Başka bir  hadiste  

 Peygamber Efendimizin,   “ Allah’la konuşmak istiyorsan namaz kıl. “ Allah seninle konuşmasını istiyorsan Kur’ân oku” Buyurmaktadır biz Allah’la konuşuyoruz ama ne dediğimizi bilmiyoruz. Allah bizimle konuşuyor. Allah’ın ne buyurduğunu anlamıyoruz.  Vah bize vah, vah bize ki, Rabbimizle konuşuyoruz ama ne dediğimizi bilmiyoruz. Rabbimiz bizimle konuşuyor onun da ne dediğini anlamıyoruz.

Sarhoş’ta değiliz, uykulu da değiliz, biz ne haldeyiz bilmiyorum. Allah’a sığınıyorum.  

“ Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, Namaza yaklaşmayın.” (Nisa 43 )

Bu ayettin tefsirin de Mukaatil’in görüşü şöyledir.

Sahabe neslinden sonraki ilk müfessir sayılan, Mukaatil bin Süleyman ( Ölm. 150/676)  Nisa 43 ayeti tefsir ederken  “ Ne dediğinizi anlayıncaya kadar “ ifadesini “ Namazda okuduğunuzu anlayıncaya kadar.” Şeklinde tefsir ediyor. ( bk. Mukaatil,Tefsiru’l-Hams Mie,1

Yine ayni konuya deyinen İstanbul Vaizlerinden Abdullah Aydın, Aydın yayın evi 1. cilt 348. sayfadaki bu konu ile ilgili tercümesini aynen yazıyorum.

( Nisa süresi ayet 43) Ayeti-i Celilesidir.Bu sarhoşun namaza yaklaşmamasının illetini göstermektedir. Tamamen dünya düşünce ve vesvesesiyle namazını kılan kimse de ayni hükümdedir. Çünkü o da gaflet ile ne söylediğini, hattâ kaç rekât kıldığını bile bilemez.”

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Ve gâfillerden olma .” ( A’raf süresi ayet 205 )

Bir Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğu anlatılmıştır.

            “ Bir takım kimseler, şartlarına riayet etmeden namaz kılarlar; bunlara namazdan bir nasip yoktur.”  ( Gunyet’üt Talibin , 917 ) 

 Başka Hadis de:

“ Çok kimseler var ki kıldığı namazın altıda, hatta on da biri de kendisi için yazılmaz. Ancak bilerek huzur ile kıldığı kısmı yazılır.” ( Nura doğru 1/349 )

95-Allah Teâlâ’ya sığınıyorum,Teşbihte hata olmasın

Şiir Kitabımdan Vallahi Müslümanlık bu değil şiirinden yalnız üç mısra okuyalım mı?

Meşru yolda değil, hep gayri meşrucu olduk,

Kur’an yolundan uzaklaştıkça, hep beraber solduk,

Kendimizi Allah dostunun değil, düşmanının yanında bulduk,

Allah’ım senden utanıyorum, vallahi kulluk görevi bu değil.

 

Bazımız ezan sesini, çeşitli müzik’lerle tercih ettik,

ALLAH yolunu tercih edenlere biz onlara yobaz dedik,

Kutsal Kur’ân-ı –mızı, ve yapacağımız ibadetleri öğrenemedik,

ALLAH, ım senden utanıyorum Vallahi kulluk bu değil,

 

Parasız Kur’an kursuna değil, dünya için paralı diğer kurslara gittik,

Ne yazık ki, Çocuklarımıza müslüman’lığı öğretemedik ve bittik.

Kur’ân-ı okuyup anlamıyoruz namazı kılmayı bilmiyoruz, bu bir yitik,

Allah, ım senden utanıyorum Vallahi Müslümanlık bu değil vallahi bu değil,

Namazı bilinçli kılmamız ve ne dediğimizi öğrenmemiz ve yoğun çaba sarf etmemiz için iki örnek verelim!

Örnek bir:

Allah Teâlâ’ya sığınıyorum Teşbihte hata olmasın:

Bir yabancı büyük devlet adamı size bir kitap gönderirse ve o kitapta çok önemli şeyler varsa  yabancı dille yazıldığı için  bizim anlayacağımız bir dil de  değilse, biz o kitabı, hava ata, ata, böbürlene böbürlene  şu devlet adamından bana kitap

96-Allah Teâlâ’ya sığınıyorum,Teşbihte hata olmasın

gelmiş, acaba bu devlet adamı bana neler söylüyor, isteklerini emirlerini yerine getireyim, diye hemen o dili bilen kişilere, okuturuz, onunla da tatmin olmayız daha üst bir kişilere, yani o dil’i iyi bilen ve açıklamasını yapan profesörlere öğretim üyelerine okuturuz, televizyon kanallarına çıkarız, bilgi alırız ve o devlet adamın istediklerini ve bize yaptıkları tasfiyelere aynen uyarız.   Ve üstelik emirlerine tavsiyelerine taleplerine uyduğumuzu hepsini yerine getirdiğimizi de rapor eder ve kendisine bildiririz.

            Ama, Yüce Allah bize kitap göndermiş ve bu kitap öyle bir kitap ki emsali yok ve bundan sonra da olamaz.  Bu Kitap Yüce Allah Teâlâ’nın kelamı ve bütün insanlığın kitabı olan Kur’ân, ama maalesef bizler bazılarımız bir defa dahi olsa açıp Kur’ân malini veya tefsirini okumamışız, okumuş isek de anlamını düşünememişiz. İncelememişiz,  Yüce Allah, bir çok ayet’te şöyle buyuruyor. “ Ne kadar az düşünüyorsunuz,” başka bir ayet’te  “Hiç akıl etmezmisiniz:” başka bir ayette” hala düşünmezmisiniz.” .Belki bazılarımız elli defa Kur’ân-ın tümünü orijinal (Arapça ) olarak okumuş ama maalesef, Yüce Allah Teâlâ bizlere neler tavsiye etmiş, neler emir etmiş, neleri helal neleri haram etmiştir, farkında bile değiliz. Merak da edip meâlini veya tefsirini açıp okumuyoruz,  okusak bile incelemiyoruz, düşünmüyoruz akıl etmiyoruz.yalnız okumakla olmuyor, okuyacağız anlamlarını (mealini tefsirini ) öğreneceğiz, öğrendiğimizi tatbik edeceğiz ve başka müslüman kardeşlerimize de öğrendiğimizi tebliğ edeceğiz (anlatacağız.)   

Kur’ân-ın anlamını öğrenmek için bazılarımız “ mealini ve tefsirini “ ya  bir defa okumuşuz veya hiç okumamışız, Kur’ân-a gerekli okuma inceleme / öğrenme hassasiyetini göstermiyoruz,

Allah Resulü bir gecede Kur’ân hatım eden ashabe Abdullah bin Amr’a neden bir ayda bitir diye buyuruyor. çünkü; Kur’ân yalnız okunmak için inmedi O’nunla amel etmek için indi. Ne yazık ki günümüz Müslümanları, yalnız Kur’ân-ı okumak ibadet zannediyorlar. Allah’ın ahkamı nerede, Resulüllah’ın tebliğ ettiği nerede? Kur’ân altın yaldızlı ciltleri ile vitrinlere konulan ve karşıdan ona bakılan kitap mıdır? Bunun için mi geldi bu kitap, Bayramdan bayrama mezarlıklarda okunmak için mi geldi bu kitap?  Hayır, hayır hiç birisi için gelmedi. Getirdiği vahyi, ahkamı yaşatmak için geldi. bunu unutmayalım Kur’ân ölülere  gelmedi, dirilere geldi 

            Bütün yaşantımız ahlakımız Kur’ân’ın emirleri tavsiyeleri doğrultusunda olması gerekir. Kur’ân, her evde duvara asılmak için değil  her evde bulunması için değil, Allah’ımızı Peygamberimizi tanımak dinimizi öğrenmek helal ve haramlara uymak tüm emirlere riayet, etmek ahlakımızın Kur’ân ahlakı  olması için nazil olmuştur. 

Hani Hz. Aişe’ye sorarlar Peygamber Efendimizin ahlakı nasıl idi. Şöyle cevap veriyor. “ Siz hiç Kur’ân  okumuyor musunuz, O’nun ahlakı Kur’ân ahlakı idi.”

 Peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor.

97-Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, Namaza yaklaşmayın

“ Sizin en hayırlınız Kur’ân-ı öğrenip ve öğretendir.” Ama biz o’nu / Kur’ân-ı okuyoruz ama anlamını öğrenemiyoruz kısacası, Allah’a çok şükürler olsun,  Kur’ân-ı  “ okuyup ve okutuyoruz “  ama, “Öğrenip ve öğretmiyoruz,”  bu bizim en büyük eksikliğimizdir. çoğumuz da bildiklerimizle de amel etmiyoruz ve böylece dinimizde gerekli bilince sahip olmadığımız gibi bu nedenlerle gereği gibi bilinçli namazda kılamıyoruz,

            Bu ayeti tekrar okuyalım!

“ Ey iman edenler, sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar, Namaza yaklaşmayın.”

Bu Allah emrini yerine getirmekte yetersiz kalıyoruz ama, asla yetersiz kalmamalıyız, biz namaz kıldık oldu bitti ile olmuyor gerçek namaz kılmamız lazım. Allah Teâlâ’nın ve Hz. Muhammed’in  bizlere nasıl emir ve tavsiye edilmiş ise o şekil olacak, din evrenseldir, din bize uymaz biz dine uyacağız. Yoksa ben namaz kılıyorum, başkası kılmıyor ona ne demeli diyenleri de çok duydum, o bizi ilgilendirmez, onunla Allah arasındadır. Bize düşen dört dörtlük ibadetimizi

Kur’ân-a göre sünnete göre layıkıyla yapmaktır. Biz kuluz, kulluk görevimizi hassasiyetle yapmamız gerekir. yoksa bizim onlarla ne farkımız olur. Biz serhoşda değiliz ama namaz da ne okuduğumuzu ne dediğimizi bilmiyoruz. Bizler nembeliz, 50- 60- 70-80 yaşlarına geldik, günde en az kırk defa Fatiha süresini okuyoruz, 2/ ettehiyatü okuyoruz maalesef manalarını bilmiyoruz,  devlet bize para vaad etse hemen bir hafta içinde ne yapar, yapar hepsini öğreniriz.

            Yüce Allah hepimizi bilinçli ve anlayarak namaz kılan kullarından eylesin kusur ve günahlarımızla birlikte bizleri af etsin.

            Allah Resulü Ashabıyla otururken şöyle buyurdu:

“ İçinizden ilerlide öyle insanlar gelecek ki, sizden çok Kur’ân okuyacaklar.”           

            Ashab, “ Biz gece gündüz Kur’ân’ la meşgul oluyoruz.” diyerek üzülmüşler.

Allah Rasulü. “ Hayır üzülmeyin. Doğru sizden çok kur’an okuyacaklar ama, ( Elleriyle boğazı ile kalbi işaret ederek ) buradan buraya geçmeyecek. Buyurdular. ( Sahihi Buhâri 6/ 115 )

İşte kıratın hikmeti bu. Gerçek namaz, namazda okuduğumuz ayetleri hayatımızda tatbik etmekle olur.

            Örnek iki :

Devlet şöyle bir yasa çıkarsa; kim bilinçli namaz kıldığına dair yani fatiha’yı ve namazda geçen bütün dua, ve tespihatını yani (namazını ) anlayarak ve bilinçli

98-Kalbin hâzır olmadığı namâza Allahü Teâlâ bakmaz

olarak namaz kıldığına dair gidip diyanetten  müftülükten veya cami imamından, bir belge getirene her ay maaşına yalnız on lira zam yapılacak deseler; inanın Türkiye de bilinçsiz belki de gafilce namaz kılan kalmayacaktır. herkes belge almak için geceli gündüzlü çalışır çabalar, bilir kişilerden öğrenir ve devlettin istediği belgeyi yetkililerden alır. ilgili kuruma iletir ve ayda on lira zamlı maaşını da alır.

Demek ki bilinçli namaz kılmak için çaba sarf etsek oluyor. demek ki tembeliz, iyi ibadet için kendimizi zahmete vermiyoruz veya Allah’a sığınıyorum bilinçli namaz kılmak için neden üşengeciz vallahi bilmiyorum. Oysa Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

 

 Hadisi tekrar okuyalım!

Kalbin hâzır olmadığı namâza Allahü Teâlâ bakmaz.”

Yüce Allah Teâlâ “Ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” Buyuruyor.         

 

Yeri gelmiş iken yine şiir kitabımdan yalnız iki mısra şiir okuyalım mı?

 

Sakın gece odun toplamakta olan kişinin durumuna düşmeyin,

Odun toplar fakat eline ne geçeceğini, ne olduğunu bilemezsin,

Sen bilinçli ol, Hakk’a-mı,  halk’a-mı gidiyorsun bilmelisin,

Uyanalım gafil olmayalım, her şeyin bir sonu mutlaka vardır.

 

Cahilin bütün düşüncesi dünyadır ve dünyalıktır,

Nefsine, arzusuna, emeline uymak ve yaşatmaktır,

Arifin düşüncesi ahirettir, Allah’ın rızasını kazanmaktır,

Gafil olmayalım, kendimize gelelim, her şeyin bir sonu vardır.

 

            Çok sözler yazılır ama, geliniz ferdi / kişisel olarak başımızı iki avucumuza bırakarak beş dakika tefekkür edelim mi?

99-Hikaye

Ve derin tefekkürden sonra Müslümanlığın kulluğun bu olmadığını böyle gelmiş ve böyle geçmeyeceğini,  Kur’ân’ ın mealini ve tefsirini okuyup öğrenelim, öğrendiğimizi de uygulayalım ve başkasına da öğretelim veya pratik ehli kişilerden, en doğrusu  namaz ile ilgili kitaplardan  en azından namazı öğrenelim ve bilinçli namaz kılmayı başaralım ki, namazımız namaz olsun bir paçavra gibi yüzümüze vurulmasın. Sonra son pişmanlık fayda vermez bunu bilelim.!

            İşte ayet: Yüce Allah şöyle buyuruyor.                   

            “ Namazı  dosdoğru  kılın, .” (  2/ 43 )

“Beni anmak için namaz kıl.” ( Tâ-hâ süresi ayet 14 )

 

 

Hadis No: 779  Ebü Müsâ (r.a.) rivayet ediyor. Hz. Peygamber (s.a.v.)

“ İçerisinde Allah’ın  zikredildiği Müsafihin,. / anıldığı ev ile içerisinde Allah’ın, anılmadığı evin durumu diri ile ölünün durumu gibidir.”buyurmuştur. ( Sahih-i Müslim 1/ 386 )

Bir din adamı olan Zeki Ekinci şöyle diyor:  Allah kendisinden bin defa razı olsun.

            Ey benim gibi nefis taşıyan dostlarım Dikkat edin! Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret yüzünü bize doğru çevirmiş geliyor. İkisinin de talipleri var, Siz ahiret insanı olmaya bakın; Unutmayın ki, bu gün amel var hesap yok, yarında hesap var ama amel yok       

 

          Bir Hikaye :

           Korkarak namaz kılan Hatem Tai Hz. lerinin hikayesini okuyalım!

            Anlatıldığına göre; Hatem Tai, Hazretleri, bir gün İslam b. Yüsuf’u İsam-ı ziyâret etmeye gidince,  

            Ya Hâtemi senden namazın edebinden bilgi almak  istiyorum.

            Bunun üzerine Hâtemi Hz.leri: şöyle anlattı ;

            Namaza giderken, sevabını Allah’tan dileyip gidersin,

            Namaz kılmaya emirle kalkarsın,

            Namaza niyetle girersin,

            Tazimle tekbir alırsın,

100-Hikaye

            Namazda okuduğun Kur’ân-ı usulüne ve edebine göre (anlamını bilerek )okursun.

            Rüküunu huşu ile yaparsın.

            Secdelerini tevazu ile tamamlarsın,

            Namazda okuduğun şahadeti ihlasla içten yaparsın.

            Rahmet dileği ile de selam verirsin.

            İslam Hz. leri kendisine; ikinci bir soru sorar :

            Yâ Hatem, namaz kılarken haz duyuyor musun? diye sordu. Hatem Tai,Hz,leri   “Evet duyuyorum” dedi! 

            İslam;“ Nasıl namaz kılıyorsun?“ diye sorunca.

            Hatem şunları söyledi: “ Namaz vakti yaklaşınca güzel abdest alır ve namaz kılacağım yere varıp tüm organlarım duruluncaya kadar dikilirim. Bu sırada Kâbe’yi iki kaşımın arasında ve Makam-ı İbrahim’i göğsümün hizasında görürüm. Kalbimde neler geçtiğini ise Allah bilir. 

            Ayaklarımı sırat köprüsü üzerinde, Cenneti, sağımda, Cehennem-i solumda, Azrail-i arkamda farz eder ve kılmakta olduğum namaz son namazım olarak düşünürüm.

            İşte bu halet-i ruhiye içinde iftitah tekbiri alır, okuduklarımı düşüne, düşüne okur, tevazu duygusu içinde rükua varır, Allah’a niyaz halinde secde eder. arkasında ümit ve korku arası bir duygu ile son Teşehhüd’e oturur, sünnete uygun bir şekilde selam vererek ihlasla namazdan çıkınca yine ümit ve korku arası bir duygu içinde yerimden kalkarken daha sonraki namazlarımı da ayni şekilde kılacağıma içimden söz veririm. 

            İslam;  Yâ Hatem böyle mi namaz kılıyorsun?” diye sorunca.

            Hatem ; Evet böyle namaz kılıyorum!” dedi.

            İslam :    Ne zamandan beri böyle namaz kılıyorsun. diye sorunca.

            Hatem Hz. “ Otuz yıldan beri böyle namaz kılıyorum. dedi.

            Bunun üzerine ağlamaya başlayan İslam Hz. gözyaşları arasında; Şimdiye kadar bir kere bile böyle namaz kılmadım! dedi.

101-Hikaye

            İşte gerçek namaz böyle kılınır bizler de hiç olmazsa bunun yarısı veya buna benzeri ihlasla namaz kılalım.

            Şimdi bunu okuyan bazı kardeşlerimin mırıltısını duyar gibiyim, şöyle derler. Onlar evliya velidir, onlarla biz bir miyiz / bir olurmuyuz!

            Kardeşlerim, onlar kendiliğinden evliya/ veli olmadılar, ihlasla sıdkla, takva ile, ilim öğrendiler ve  bu seviyeye geldiler bizlerde eğer muttaki takva sahibi olursak dünyaya çalıştığımız gibi ilim öğrenmeye çalışırsak, Haram işlerle uğraşmasak, ayet ve hadislerde geçen emirleri  ihlâsla öğrenirsek ve  öğrendiğimiz ilmi tatbik edip, yaşarsak, başkasına da tebliğ edersek biz neden veli/ evliya olmayalım ki, haşa, Allah’ın bize garazı yok ki, Allah’tan ne istersen sana verir.

            Hani bir söz var. Yüce Allah, malı istediğine, ilmi de isteyene verir.

            Sanki biz ilim istemiyoruz, bizler günlük ibadetimizi geçirmeye çalışıyoruz, bizler çocuklarımızı okutuyoruz, Başbakan, bakan, genel müdür, vali kaymakam, doktor, mühendis, Hakimolsunlar diye bütün imkanlarımızı zorluyoruz ve çırpınıyoruz, ama çocuklarımı ve kendimizi

dini yüksek makamlara, yani, Müttaki, Zühd, Zahid, Arif,  Evliya/ Veli, Mürşid, Âlim, Diyahnet Başkanı , vaiz, Müftü, imam olalım veya çocuklarımız olsun diye kılımızı kıpırdatmıyoruz.  Bazılarımız, Çocuklarımızı hep dünyalık için tek taraflı yetiştirmeye çalışıyoruz. Biraz ibadet edince de kendimizi cennetlik / veli sanırız. Bunu iyi bilmeliyiz ki, veli olmak cennete gitmek öyle kolay değil, bazılarımız ibadette çok zayıfız veya bilinçsiz ibadet ediyoruz, bu halimizle de cenneti hak etmişiz gibi bir havamız da olmaması gerekir. tabi ki. Allah’tan ümit kesmiyoruz ama Yüce Allah’ın mekrin den de / yani belki Allah bizi af etmedi bu nedenle emin olmamalıyız,  yani hem korkacağız hem de ümitli olacağız.

            Hani Hz. Ebü Bekir (r.a.) şöyle demiş, Yüce Allah bir emir gönderse bütün insanlar cehennem’e gidecek yalnız bir kişi cennete gidecek deseler, o cennete gidecek bir kişi benim diye umut ederim.

            Yüce Allah bir emir gönderse bütün insanlar cennete gidecek yalnız bir kişi cehenneme gidecek emir buyursa yine korkarım o cehennemlik benim. İşte böyle olmalıyız ümit ve korku arasında olmalıyız,

            Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uyacağız kulluk görevimizi bilip ifa edeceğiz, Cennet’te Cehennemde  taktirde Yüce Allah’ındır.

             En doğrusunu Allah bilir. 

            Örnek  üç  :

102-Hikaye

Bir ozan bir değişte şöyle söylemiş:

Bir harmanım vardı yel aldı,

Bir bostanım vardı sel aldı,

Bir yar sevdim el aldı,

Benim benden haberim yok.

Yüce Allah-ü Taâlâ’nın emirlerini ve Peygamber Efendimizin tavsiyelerini ne kadar da az uyguluyoruz. Veya bazılarına uyguluyor, bazılarını ise uygulamıyoruz

İbadette gevşeklik veya gafillik yapıyoruz,

Kıyamet günü sorgu ve teraziye bazılarımız pek önem vermiyoruz helal haram demeden karıştırıyoruz, 

Detayına girmeden özet olarak ne kadar da kendimize yazık ediyoruz. ne yüzle Allah’ın ve Peygamberin huzuruna gideceğiz, ne yüzle Allah Teâlâ’dan Rahmet Peygamber Efendimizden şefkat isteyeceğiz

            Vallahi, Vallahi benim benden haberim yok,  biz nasıl ibadet ediyoruz bilinçlimi bilinçsiz mi? benim benden veya bazılarımız için bizim bizden haberimiz yok.

            Kendimize ne kadar da yazık ediyoruz. boş vaktimizi boş zamanlarımızı değerlendirmiyoruz hep boşuna tükenip gidiyoruz. İlim öğrenmiyoruz, öğrendiğimizi uygulamıyoruz, gözlerimizi televizyonlardan ayırmıyoruz, Rabbimize, layıkınca ibadetimizi, zikrimizi ve  tefekkürü yapmıyoruz veya en asgarisini yapıyoruz Konuşmaya gelince alim gibi kendimizi bilinçli zan ederiz uygulamaya gelince, kendim için söylüyorum solda sıfırım. Maalesef tahkiki değil takliti ibadet ediyoruz, yine kendim ve benim gibi olan  kardeşlerim için söylüyorum, gençliğimize ibadeti erteledik, erteledik, emekli olunca, camiye geldik, tabi ki yaş ilerledikçe kafa almıyor, öğrenme hevesi de kalmıyor, kulaktan dolma ne  öğrendikse onu tatbik ediyoruz kim ne dese desin, bildiğimizi okuyoruz, keşke camilerimiz gençlerle dolsaydı, keşke, camilerimiz, ilmi bilinçli kişilerle dolsaydı, camide bir iki genç görünce dünya benim olmuş kadar seviniyorum , ama ne yazık ki saçı siyah olan parmakla sayılır kadar az veya hiç yok  camilerimiz ibadethane yeridir hepimiz biliyoruz ama, genci ihtiyarı her kesin ve her inananın mescide gelmeleri gerekir yaşı 50, 60,’ı beklemeden emekli olmayı beklemeden, treni kaçırmadan Allah Teâlâ’nın ipine sarılıp, emirlerine uymamız ve gerekli ibadeti yapmamız gerekir. çünkü ecel ne zaman geleceği belli olmaz, “ nesuh Tövbesinin yapalım, kulluk görevimizi yapalım, unutmayalım ki bu dünyada  amel

103-Hikaye / KISSA

var hesap  yok  öbür dünya da da ibadet yok, sorgu var(hesap) var.” treni kaçırmayalım, kulluk görevimizi yapamadığımız için pişman olmadan tövbe edip ibadetimize başlayalım. Veya daha bilinçli ve şuurlu devam edelim.

Benim benden haberim yok. demeyelim!  Kulluk görevimizi yapalım, Benim benden haberim var deyip müslüman olduğumuza mümin olduğumuza iftihar edelim ki, Allah-u Teâlâ’nın rahmetine kavuşalım.

 Hani Peygamber Efendimiz bir hadiste

            Ebü Hüreyre (r.a.) den rivayetle Peygamber Efendimiz  ( s.a.v.) şöyle buyurmuştur.        

             “ Nice oruçlular var ki, tutuğu oruca karşılık eline açlıktan ve susuzluktan başka bir şey geçmez. Nice namaz kılanlar var ki, kıldığı namaz karşılığında eline yorgunluk ve uykusuzluktan başka bir şey geçmez.” ( Tenbihü’l Gafilin Ebu Ley’s Semerkandi Kitabından sayfa 18)

İşte bu nedenlerle diyorum ki,  Vallahi benim benden haberim yok

Allah bizleri af etsin yaptığımız ve yapacağımız ibadetlerimizi kabul buyursun. Bizleri münafıklıktan, riyadan, fasıklıktan korusun,   yoksa!.......

 

H İ K A Y E :

Bildiğiniz gibi “ Harun Raşid “  büyük bir imparator mümin Müslümanlığı yaşayan bir zat olarak bilin ve tanınır, yine bildiğiniz gibi  kardeşi olarak bilinen bazı kitaplarda da kardeşi olmadığı akrabası olduğunu söyleyen yazarlara da rastlıyoruz,  ama, esas konumuza devam edelim.

   Harun Raşid bir Cuma günü tüm camiye namaza gelen her kese yemek daveti vermek ister, sığırlar kesilir,kocaman, kazanlar dizilir çeşit çeşit yemekler pişirilmeye başlanır, o sırada Harun Raşit kardeşi Behlül daneyi çağırır, şöyle bir emir verir.

Kardeşim şu merkez camiye git orada namaz kılan herkese yemek yedireceğim, bu nedenle sen de o camiye git namaz kılanları hepsini al gel ben bu görevi sana veriyorum.

Behlül dane Allah ondan razı olsun, Cuma namazını kılar acele kapıya çıkar, cemaatten çıkanları asker gibi hizaya dizer o cematı yemeye götürmesi için şöyle bir test yapar / soru sorar.

Bazısına, Elhemdülillah’ın anlamı nedir, bazısına, iyyake neabüdu veiyake nesteğin, anlamı nedir, bazılarına, imam Cuma namazında hangi zammu süreyi okudu, bazısına, semiallahi men hamiden anlamı nedir. bazısına Süphane Rebbikel

104-Efendi ile köle

Âzim’in anlamı nedir. Amin’in anlamı nedir, Ettehiyatunun anlamı nedir, verhasil o bin beş yüz kişilik cemaatten, on  on-beş kişi soruyu bilenleri cemaatten ayırır, diğerlerine siz evlerinize gidin, Behlül dane o on on-beş kişi ile birlikte yemek yenecek bahçeye girer girmez, Harun Raşid on on-beş kişiyi görünce şoka olur,

Harun Raşit, kaptanını giymiş, imparatorluk özel elbisesini giymiş kavuğunu başına bırakmış, namazını da kılmış en az bin beş yüz kişilik misafirlerini bekliyordu.

Karşısına on on-beş kişi çıkınca şoka oluyor ve “ Behlül Dane’ye“  şöyle bağırıyor.

Behlül, Behlül, ben sana ne dedim sen ne yaptın, niçin emirlere kuralara uymazsın, ben sana bütün namaz kılanları al getir demedim mi?

Behlül çok sakin ve olgun cevabıyla, şöyle der ağabey sen namaz kılanları getir buyurdun, Namaz kılanlar bunlar, diğerleri hop oturup, hop kalkıyordular. Eğer sen bana tüm “ cemaati “ getir deseydin herkesi getirirdim ama sen bana namaz kılanları getir dedin onlar bu kadar ben ne yapıyım ben de emrini aynen yerine getirdim.

Harun Raşit süküt eder. diyecek hiçbir şeyi yok, eğer cemaati deseydi, Behlül Dane  hepsini getirecekti, namaz kılanları getir deyince  behlül de bilinçli namaz kılanları alıp getirmişti.

Harun Reşit, çok öfkeli idi, tekrar bağırdı,  Behlül peki hani imam nerede , Behlül imam da dünden keçilerini kayıp etmiş, aklı dağlarda ve derelerde idi, kendisi camide ama aklı fikri keçilerini aramakta buldum onun için onu da getirmedim o da namaz kılanlardan değildi, der.

Bundan hepimize ders vardır.

Konuyla ilgili: Bir Dakika Tefekkür edelim mi ?

Acaba şimdi de, Cami cemaatleri bu şekil bir dini bilgi soru  taramadan geçerse büyük bir camide bile kaç kişi cevap verebilir, küçük camilerde yüzdeye girmek istemiyorum ama, çok büyük camiler de bile din görevlilerini ve dini eğitim yapmışlar dışında  de Allahuâlem bilinçli cemaat belki parmak sayılarını geçmez. Bizler konuşmaya gelince hepimiz alimiz, ama uygulamaya gelince maalesef  çuvallarımız boştur.  ( Allahu âlem belki bende bunlardan biriyim. )

Konuyla ilgili : Şiir Kitabımdan yalnız kısa bir hikayeli şiir okuyalım mı? bildiğiniz gibi ilk kez bu kitapta hikayeli şiir yazıyorum .

 

            EFENDİ İLE KÖLE

105-Efendi ile köle

 Adamın birisi bir köle satın almış, efendisi satın aldığı köleyi eve götürünce aralarında şu konuşma geçiyor:

Efendi : Benim evimde neler yemek istersin?

Köle    : Ne verirseniz onu yerim.

Efendi : Nasıl elbise giymek istersin?

Köle    : Nasıl elbise giydirirseniz onu giyerim.

Efendi : Evimin hangi odasında kalmak istersin?

Köle    : Nerede yatmamı  emir edersen orada yatarım.
Efendi : Evimin hangi işlerini yapmak istersin?

Köle    : Hangi işlerini yapmamı isteyip, emir edersen onları yaparım.

Efendi : Hangi saatlerde ve günde istirahat istersin?

Köle    : Sen nasıl uygun buluyorsan o olacak, emrine aynen uyarım.

Efendi : Hangi  Saatlerde yatıp hangi saatlerde kalkarsın?

Köle    :  Ben köleyim hangi saatte yatmamı, hangi saatte kalkmamı emir edersen uyarım.

 

Şimdi şiir’i okuyalım !

                        V A H    V A H    V A H    B İ Z E

Vah, vah bize, vah, vah bize vah, vah, vah  bize ki, biz asi kullara,

Kölenin efendisine, sadık olduğu gibi biz Rabbimize sadık değiliz,

Köpek sahibine sadık olduğu gibi biz Rabbimize sadık kul değiliz,

Elhamdülillah ben müslümanım, demekle böyle kuru iddia olmaz.

 

Ağlamamız gerek figan etmemiz lazım biz, Müslümanlığın neresindeyiz,

Kölenin emirlere, uyduğu  gibi bazımız Rabbimizin emrine uymuyoruz,

Memur ve işçilerin  amirlere, yasalar uyduğu gibi biz Rabbimizin emirlerine uymuyoruz,

106-Namazda Kalp Huzuru

Elhamdülillah ben müslümanım,  demekle böyle kuru bir iddia olmaz.

 

Bazılarımız, amirlerin, patronların veya eşlerinin rızasını kazanmakla meşgulüz,

Bazılarımız, ibadeti ikinci plan’a bazılarımız ise, kulluk görevimizi umursamıyoruz.

Bazılarımız maalesef hep aile dertleri ve lüks geçimleri ile meşgul ve yarışıyoruz.

Elhemdülillah ben müslümanım, demekle böyle kuru idda olmaz,    

 

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Yazık o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının şuurunda değildirler.” ( Mâun Süresi ayet 5 )

Yüce Allah Teâlâ bizleri gerçek bilinçli, eksiksiz  riyasız,  ibadet edenlerden ve kullarından eylesin.

                Cahfer b. Muhammed babasından (r.a.( naklen şöyle anlatmıştır.

            Resulüllah (s.a.v.) birini gördü, o kimse, namazında “ karga “ gibi eğilip kalkıyordu.

            Şöyle buyurdu:

            “ Bu kimse, bu hali ile ölecek olsa, Muhammed’in dininden başka bir din üzerine ölür.”                                                                                                                                                               (A.K.Geylani  Gunyet’üt-Talibin 918 )

                Ebu Hüreyre  (r.a.) rivayet ediyor.

                Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

            “Biriniz namaz kıldığı zaman yerinden kalkmadıkça melekler ona dua ederek.

            Derler ki:

            Yâ Rabbi ! bu kulun üzerine rahmetini indir. Yâ Rab, Rahmet eyle bu kuluna… Yâ Rab! Bu kulunu af eyle.” Kişi konuşmadıkça veya mescitten çıkmadıkça meleklerin bu tür duası devam eder. ( Müslim ve Buhâri )

107-Namazda Kalp Huzuru

NAMAZ’DA TİTİZ’ LİK, VE KALB HUZURU  İÇİNDE OLANLAR .

            Yüce Allah şöyle buyuruyor.

            Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşü içindedirler.” ( Mü’minün Ayet 1-2 )

            Huşu bazı âlimlere göre (huşu ) yalnız kalbe ait bir iştir. Kalbin Allah korkusu saygısı ve Allah’a olan tazimidir. ( Takvasıdır, saygısıdır, edebidir ).

            Bazılarına göre de, organların sakin, mutmain olması ve sağa sola. Şuna buna, bakmayı terk etmektir.

            En kapsamlı mânâsıyla huşu, hem kalb de hem de bedene şamildir. Huşuun aslı kalb de, meydana getirdiği durum ise organlarda belli olur.

            Bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

 Namazda elini sakalına getiren birisini görünce, “Kalbinde huşu’ olsaydı, eli de kalbi gibi olurdu.”buyurdu.

            Namazda huşuu’yu ve huzuru tamamlayan altı şey 

            Rivayete göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

 “ Namaza duran iki kişi görürsünüz. Rükuları ve secdeleri aynidir. Ama ikisinin namazı yerle gök arası kadar fark vardır.” ( Tenbihül Gafilin Sayfa  710 )  Buna benzer İhya-i Ulüm’i’-Din titabıın 2/498 sayfasında  İbnil muhberç ( veya mihber ) rivayet etmiş “ Akıl “ Bahsinde Ebu Eyyüb-ül Ensâri’den benzerini rivayet etmiş mevzu olduğunu da kayıt edmiştir.

                  Biri bütün kalbi  ile Yüce Allah’a dönüktür. Öbürü ticaret, şehvet, oyun ve oyalama vesvese içindedir, huşu içinde değildir.

            1-  Kalb huzuru : Yalnız meşgul olduğu namazı ve okuduğu ayetleri düşünmek, Allah’tan başkasından kalbi ayırmak, tamamen meşgul olduğu namaza) ve okuduğu Kur’ân’a kalbini bağlamak.

            Bu durumda ilim, söz iş ( namaz ) ile birleşirse. Düşünce bunlardan ayrılmaz ne zaman gönül bu ve başka düşüncelerden ayrılır içerisinde bulunduğu ibadetten gaflet etmezse, yalnız O’nu düşünürse, o zaman namazda kalb huzuru meydana gelir.

            2- Tefehhum :  Okuduğunu, söylediğini anlamak. Bu kalb huzurundan sonra gelir.

108-Namazda Kalp Huzuru

            Çünkü: çok defa kalb, söz ile hazır olur, fakat mânâsını düşünemez. Burada Tefehhumdan maksat, okuduğunun manasını düşünmek ve anlamaktır. Bu insanların farklı bulunduğu makamdır. Zira insanlar Kur’ân ve tesbihlerin mânâsını anlamakta ayni değildir. çünkü bir insanın namaz esnasında anladığı öyle ince mânâlar olur ki, başka zaman hatırına bile gelmez. İşte namaz fuhuş ve bütün kötülüklerden menetmesi bu yöndendir. Zira namaz, o anda öyle mânâlar anlatır ki o mânâlar çaresiz insanı fenalıklardan alı kor. 

            Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Sana vahiy olunan kitabı güzel, güzel oku! Namazı kıl. Namaz çirkinlik ve günahı alıkoyar. Muhakkak ki Allah’ın zikri, en büyük iştir. Allah her ne yaparsanız bilir.”(Ankebû 45)

            3-  Ta’zim : Anladığına saygı göstermek demektir. Ta’zim, kalb huzuru, ve tefehhumdan sonra gelir.

            4 – Heybet : Saygı ile korkmak. Bu Ta’zim’den sonra gelir. Heybet kötü şeylerden, kötülüklerden olan bir korku değil saygıdan doğan, saygıyı içine alan bir korkudur.

            5-  Reca  - Ümit beslemek  : Cenab-ı Hak’kın azabından korktuğu gibi, kıldığı namazla da Allahu Teâlâ’dan sevap ümit etmektedir. Bunun sebebi Cenab-ı Hak’kkın lütfünü, nimetinin genişliğini san’atını inceliklerini namaz kılanlara Cenneti va’d ettiğini, verdiği sözde durduğunu bilmektedir.

            Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır.

            “ Özellikle Namaza devam edenlerle zekât verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar yok mu, işte onlara yarın büyük bir mükafat vereceğiz.” ( Nisa süresi ayet 162 )

            6 – Hayâ / Utanmak  : kusur ve hatayı anlamak. İbadetteki kusurunu bilmek, Allah’a hakkıyla kulluk edemediğinden doğar. ( İhyau Ulumi’d-Din 1/340 )

                Huşu Namazın sırrı ve ruhudur. Mümin namazını huşu ile kılmaya büyük önem göstermeli belki de bu son namazıdır demeli, tam ve mükemmel namaz kılamadığı için mahçub olmalı, acaba kıldığım namaz kabul olunmaz mı? diye korkmalı.

            Hadis No : Ebu Hüreyre (r.a) den rivayetle;

            “ Biriniz kalkıp namazda durduğunda Rabbiyle konuşuyor. O halde O’nunla nasıl konuştuğunu iyi düşünsün.” ( Hakim’in Müstedri’kinden, C. Sağıir 2/ 581 )

            Mutarif, (r.a ) babasından şöyle naklediyor:

109-Namazda Kalp Huzuru

            “ Resulüllah (s.a.v.) namaz kılarken gördüm: göğsünde ağlamaktan meydana gelen ve tıpkı değirmen sesine benzer bir inilti vardı.”

                Nesâi’nin rivayeti şöyledir.

            “ Resulüllah (s.a.v.) namaz kılarken gördüm. içinde tıpkı kaynayan tencerenin sesi gibi ses duyuluyordu. Yani ağlıyordu: ( Ebu Davud, Nesâi )

            Hz. Ali (r.a.) anlatıyor.

            “ Bedir savaşında İçimizde Mikdat’ dan başka suvari yoktu. Ben sahabeler olarak hepimiz uyuyup, Resulüllah (s.a.v.) sabaha kadar uyumayarak bir ağacın altında namaz kılarken ve ağlarken gördüm.” ( İbn. Hüzeyme.

            Şeyh Abdulkadir-i  Geylani Hazretlerinin Gunyet’üt Talibin kitabının 952-ve953. sayfaların da geçen konumuzla ilgili yazının bir kısmını aynen yazıyorum.  

            Namazda huşu; kalb huzuru, hudu ( takva ) sahibi Yüce Allah için ingin gönüllü olan, kimse, Yüce Allah’ın rahmetine nail olsun.

            Yüce Allah’tan çekinen O’nun emirlerine kulak veren, O’nun huzuruna koşmaya hevesli, içi titreyen, O’ kırmaktan korkan kimse Allah’ın rahmetine nail olsun.

            Bu öyle bir kimsedir ki: Çoğunlukla arzusu namazdır (ibadettir ); Yüce Rabbının huzurunda durmaktır.

Bu kimse, daima Yüce Rabının huzurunda durup onunla münacat etmek ister. Kalkması oturması, secdesi ve rükü hep O’nun içindir

.           O kimse kalbini ve özünü anlatılan ibadet için her yersiz şeyden arındırmıştır. Bütün gayreti ile farzların edasına gitmektedir.

            Şunun için ki: Bilemez, bu namazdan sonra bir daha bir başka namaz kılabilir mi? belki de, bir başka namaz daha kılmadan, eceli gelir.

            İşte bu endişe ile, Yüce Rabbın huzurunda durur. Hüzünlüdür. Korkar ve kabul ümidini de besler.

            Namazının ( ibadetinin ) red edilmesinden de korkar.

            Şayet kıldığın namaz kabul edilirse.. mes’ud olur;  red edildiği taktirde şaki olur. ( müslüman bunun bilinci içindedir öyle olmalıdır.)

            Ey İslam nuru ile süslenen mümin, gerek bu namaz içinde gerekse diğer tüm ibadetlerinde senin için tehlike ne kadar büyük! Çok çok dikktatlı olmalısın.

110-Namazda Kalp Huzuru

Allah’ın sana farz kıldığı ibadetler arasında senin için pek yerinde olur ki,  işe ( ibadetine ) önem veresin.  Hüznü ve korkuyu elden bırakmayasın.

            Zira sen hiçbir şekilde bilemezsin :  Kıldığın namaz yaptığın diğer ibadet ve iyilikler mükbülmudur, yoksa değil mi? işlediğin günahlar hatalar, bağışlandı mı, yoksa bağışlanmadı mı?

            Senin şu durumuna gelince: Gülmektesin, şensin,, halinden gafilsin, geçim işlerine dalıp gitmektesin.

            Yüce Allahü Taâlâ şöyle buyuruyor.

            Sizden her kes, mutlaka oraya ( Cehenneme ) varacaktır.” (Meryem süresi Ayet : 71 )

            Hemen ayni süredeki bir sonraki ayette :

            Yüce Allahü Taâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Sonra takva sahiplerini kurtarırız ve zalimleri düz üstü bırakırız.” (Meryem süresi ayet 72 )         

                ( Biz takva sahibi olup olmadığımızı bilmiyoruz, eğer zalimlerden isek halimiz nice olacaktır:)

            Bu durumda senden gelecek en geçerli şey : Çokça göz yaşı dökmektir, çok çok hüzne dalmaktır, (Nesüh tövbesi yapıp bol tefekkür etmektir) ki: Yüce Allah Taâlâ senin ibadetini tövbeni kabul buyura.

            Bütün bunlar bir yana, akşamdan sabaha çıkacağını bilemezsin, sabaha çıktığında akşam etmeyebilirsin.

            Yine bilemezsin :  Cennetle Müjdeli misin, ( yoksa cehennemlik misin ) 

            Dikkat et, çoluk, çocukla ( dünya menfaat ) ve  ma’la feraha, refaha,  lükse dalmayasın! Gafil olmayasın, şu hadisi de unutmamalısın. “ Öyle çalış ki, hiç ölmeyecekmişsin gibi, öyle ibadet etki, yarın ölecekmişsin gibi.

            Ne kadar şaşılacak bir dururumdur ki: Eğer ilâhi emirlere uymuyorsak, çok çok gaflet içindeyiz, bu büyük sınav da büyük yanılma ve yanılgı içindeyiz. Lokman süresi ayet:  33’ü oku.

            Unutma ki, sen sür’atlı bir şekilde bir pazara sürülmektesin. Hemen her gün ve her gece böylesin, her saate her göz açıp kapadıkça ilerlemektesin, her an, ecele biraz daha yaklaşmaktasın.                     

111-Namazda Kalp Huzuru

            Bu büyük tehlikeden gafil olmayasın: Zira (ölüm ) üstüne gelmektedir. Bir Ayet’te Rabbimiz şöyle buyuruyor”  Her canlı ölümü tadacaktır.”  Sen de mutlaka ölümü tadacaksın ve ölümle karşılaşacaksın.

                 Allah rahmet eylesin Salih bir Zat şöyle demiştir.

            Cehennem azabından ;  Yani ondan kaçan nasıl uyuyabiliyor (gülebiliyor.)

            Cennet için dahi ayni şekilde Hayretteyim : O’nu isteyen nasıl uyuyabiliyor, ( nasıl zamanını boşa harcayabiliyor.)

            Allah adına yemin ederim ki: Şayet sen cehennemden kaçmıyorsan; Cenneti de istemiyorsan, sen açık bir “ helak “ içindesin. Şekavetin de pek büyük.. yarın hüznün ve ağlaman da pek büyük olacak, hem de azap gören şakilerle beraber olacaksın.

            Şayet kendini hem cehennemden kaçan: Hem de cenneti isteyen biri gibi görmekte isen dikkatli ol;  boş ümitler seni aldatmaya, zira içinde bulunduğun hal biraz şaşırtıcı gibi.

            Ciddi bir gayrete gelmeli; Çaba harcamalısın, nefisten ve şeytandan, sakınmalısın.

            Şeytanın ve nefsin hile yolları pek incedir. Onların zorlu sıkıntıları vardır. çok kötü tuzakları vardır.

            Dünyadan da sakın : Seni zineti ile kandırmasın. Boş şeyleri ile seni aldatmasın. Yalanları ile seni kandırmasın. Tatlı tazeliği ile seni kendine çekmesin.

            Peygamberimiz bir hadisi şerif te: şöyle buyuruyor.

            “ Dünya aldatır, acı verir zararlıdır.”

            Allaü Teâlâ dahi şöyle buyurdu:

            “ Dünya hayatı sizi aldatmasın; Garur, Allah adıyla sizi kandırmasın. 31/ 33 )          

            Burada anlatılan    G A R U R   “ 31/33

            Şeytandır. Hem de racim olan şeytan.. Bütün bu işlerde Yüce Allah’tan korkmak gerek.            

            “ Helâke “ gitmekten düşük işlere kapılmaktan sakın.

112-Huşu namazı

            Namaza diğer farz emirleri yerine getirmeye dikkat et.

            Yasakların tümünden kaç. Günahların gizlisini ve aşikaresini bırak.

            Senin hakkında ve diğerleri hakkında, kaderin hükmü ne ise.. ona teslim ol.

            Rabbın sana yapman veya yapmaman gereken işlere dair nasıl bir emir vermiş ise.. onu yerine getir. Bu bab da boyun eğ..   ( telsim ol )

            Sana yasak ettiği şeyleri irtikap suretiyle Yüce Allah’tan kaçmayasın.

            Yüce Hakkın, seni idare şeklini, O’ndan hoşnutluğunu bırakıp itiraz etmek sureti ile O’nu darıltmayasın, bilhassa sana kısmet olarak ihsan eylediği şeyleri beğenmeyerek.. O’nun işlerine itiraz ederek (bir yanlışlığa girmeyesin.)

            Her halükarda Allah’a Hamd ve şükür etmeliyiz, avamlığı bir yana bırakıp takva sahibi ve müttaki olmalıyız. Bol tefekkür edip, helal lokma ve kazanç için ince eğirip sık dokumalıyız.  

            Yakında o işlerin pek faydalı yanları sana açılacak onun güzel semerelerini göreceksin,

            Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Bir şeyi, kötü görürsünüz; ama o şey hakkınızda hayırlı olabilir. Sevimli gördüğünüz bir şey dahi, sizin için kötü bir sonuç verebilir. bunların hiç birini tam olarak siz bilemezsiniz; Allah bilir.” ( Bakara 216 ) 

            Yüce mevlâ’ya itaatkar ol.. onun hükmüne razı olup boyun eğ.. ondan gelecek belayı sabırla karşıla, O’nun nimetlerine şükür etmesini bil. O’nun isimlerini vesile edip duâ et. Nimetlerine  ve varlığına delil olan ayetleri oku. O’nun işlerine ve arzusuna uy.

            Taa, ölünceye kadar anlatılan hal üzere ol.

            Vefat ettiğin zaman temizler (Salihler ) arasına katılırsın. Peygamberlerle beraber dirilirsin. Nimetlerin sahibi Yüce Zat’ın cennetlerine girersin. İnşallah,  İnşallah …Gunyet’üt Talibin sayfa 952, 53-54,55 )

            Allah’ın Resulü şöyle buyuruyor.

            “ Namazına başladığın zaman geri kalanlara veda eden bir kimsenin namazı gibi namaz kıl,” ( ( İbn Mâce, Hadis N0: 4171 )   

Namaz dinin temeli direği, mü’minin pratik imanı ve kurtuluşun vesilesidir. Ondaki fayda ancak namaz “ huşu namazı “ olduğu zaman meydana gelir.

Cenab-ı Hak buyuruyor.

113-Namazda huşu

“ Namazda huşu içinde olan mü’minler saadete ermişlerdir.”Mü’minün süresi ayet 1-2 )

Burada en önemli husus, namazını zamanında ve adabı ile kılınmasıdır. Cenab-ı Hak, “Namaza dikkat edin ( adabına uyun)    ( Bakara  Süresi ayet 238)  Namaza dikkat etmekten maksad, insanın namaza zarar verecek bütün  günlük şeylerden ve vesveselerden alıkoymasıdır.

( Namaz vakitlerinde okunan ezan) Allah’ın çağrısından ziyade nefsi havalarına olan yenilginin açık bir göstergesidir. İnsanlar Rab’leri önünde dizildikleri bir anda, başka şeylerle meşgul olanlar Allah’ın zikrinden habersiz gafil insanlardır.

Özellikle Kur’ân’ın  “ Şuhud “ ( şahitli ) olarak isimlendirdiği sabah namazını kılmayan, Allah’ın bildirdiği tehlikeye aldırmayandan Allah yardımını çeker.  Sığınabilecekleri yardım dileyebilecekleri bir merci kalmaz. Kendilerini nefisleriyle baş başa şeytanın pençesinde bulurlar.  

            Yüce Allah Teâlâ İsrâ süresi ayet : 78 de şöyle buyuruyor.

“ (belirli vakitlerde ) namaz kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.”

            İlahi çağrının yankıları çınladığı zaman, ihtiyarlığın tehdidi ile baş başa kalmış kamburlaşmış yaşlı fanilerin dışında kimsenin gelmediği görülür. Diğer yandan dünya hayatına olan bir çağrı insanların büyük çoğunluğunu cezb eder. Tüccar ticaretine, memur dairesine, işçi işine, çiftçi çiftine, doğru yönelir.

            Cenab-ı Hak buyuruyor.

            “ Onların ardından, namazı bırakan, şehvetlerine uyan bir nesil geldi. işte bunlar azgınlıklarının karşılığını göreceklerdir.” ( Meryem süresi ayet: 59 )

            İnsan huşuu ile namaz kıldığı zaman Allahu Teâlâ’ya yaklaştığını hisseder . Cenab-ı  Hak  Alak süresinin 19. ayetinde şöyle buyuruyor.

            “ Secde et ve Yaklaş. “ yaklaşma namazı olarak bilinen  “ Huşu Namazını “ kelimelerle ifade etmek mümkün değildir.   

            Huzur ve kalb huşuunun namazda şart olduğunu gösteren pek çok deliller vardır. Bunlardan bazıları şu ayetlerdir.

            “ Beni hatırlamak için namaz kıl.” ( Taha süresi ayet 14)

                (Bilmemiz gerekir ki.) Gaflet zikre karşıdır. Bütün namazı gaflet içinde geçen bir insan, namaz da Allah Teâlâ’yı nasıl hatırlamış olabilir.

            Bir ayet’te ise.

114-Sarhoş olduğunuz halde, söylediğinizi bilip anlayıncaya kadar namaza yaklaşmayın

“Sarhoş olduğunuz halde, söylediğinizi bilip anlayıncaya kadar namaza yaklaşmayın,” ( Nisa süresi ayet 43 )

            Bazı müfessirler bu ayetteki sarhoşluk kelimesine, dünya meşgalesi ve dünya sevgisi ile sarhoş olduğunuz vakitte de namaza yaklaşmayın manasını vermişlerdir.

            Vahb İbni Münebbih diyor ki: bu ayette yalnız içki değil, dünya meşgalesinin sarhoşluğuna da tenbih vardır. Çünkü Cenab-ı Hak illeti açıklayarak, “ Ta ki dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” Buyurmuştur.

            Nice namaz kılanlar vardır ki içki içmemişler, fakat namazda ne okuduğundan haberi yoktur. zira dünya meşgalesi ( içki ) içmeden onu sarhoş etmiştir.

Mükerrer olsa bile, daha önce bu bölümü yazdığım halde yeri gelmiş iken tekrar okumanızı tavsiye edeceğim.

 Sahabe neslinden sonraki ilk müfessir sayılan, Mukaatil bin Süleyman ( Ölm. 150/676)  Nisa 43 ayeti tefsir ederken  “ Ne dediğinizi anlayıncaya kadar “ ifadesini “ Namazda okuduğunuzu anlayıncaya kadar.” Şeklinde tefsir ediyor. ( bk. Mukaatil,Tefsiru’l-Hams Mie,143)Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün Maun Katabından )

Yine ayni konuya deyinen İstanbul Vaizlerinden Abdullah Aydın, Aydın yayın evi 1. cilt 348. sayfadaki bu konu ile ilgili tercümesini aynen yazıyorum.

( Nisa süresi ayet 43) Ayeti-i Celilesidir.Bu sarhoşun namaza yaklaşmamasının illetini göstermektedir. Tamamen dünya düşünce ve vesvesesiyle namazını kılan kimse de ayni hükümdedir. Çünkü o da gaflet ile ne söylediğini, hattâ kaç rekât kıldığını bile bilemez.”

            Anlatıldığına göre; Hz. Alinin oğlu, Hz.Hasan :AllahTeâlâ o’ndan razı olsun Abdest alacağı sırada, yüzünün rengi değişirdi, sararır, vücudu titrerdi:  Kendisine bunun sebebi sorulunca da; şöyle derdi.

            “ Çünkü ben cebbar ile Melik’in ( yani Allah Teâlâ ’nın ) huzuruna çıkacam, namaz kılacam. Tabiki rengim saralıp solacak.”diye cevap verirdi.

            Yine Hz. HasanMescit kapısına varınca şöyle der ( ağlar ) ve içeri girerdi:

            “ Allah’ım kulun kapını geldi. Ey iyilik sahibi,  günahkar kulun Sana geldi. Sen bizim aramızdaki kötüleri iyilere bağışlamalarını emrettiğine göre;  işte şimdi Sen iyilik sahibisin ve bende günahkar bir kulum. Buna göre; Sen’deki kerem sayesinde benim çirkinliklerimi bağışlayı ver,” diye Allah’a duâ ederdi.  

115-O bir kapıp kaçmadır, şeytan onunla kulun namazından bir miktarını kapıp kaçar

İbni Abbas Hazretleri diyor ki: “ Manasını düşünerek huzur ve huşu ile kılınan iki rekât namaz, gafil kalple akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır.”buyurmuştur.

            Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde:

            “ İnsan namazını kılarken sağa, sola bakmadığı müddetçe Allah Te’alâ hep ona yönelir. Yüzünü kıbleden çevirdiği zaman da Cenab-ı Hak ondan yüz çevirir.” ( Ebu Davud, Hadis no 909 )

                Hz. Âişe (r.anha.) Resulüllah’a Namazda başını sağa sola çevirmenin hükmünü sordum, şu cevabı verdi:

             “ O bir kapıp kaçmadır, şeytan onunla kulun namazından bir miktarını kapıp kaçar.” Buyurdu.( Namazda gözlerini yukarıya dikmek, gerinmek, esnemek, ağzı tamamen kapatmak, elbise veya vücutla oynamak, elbiseyi çekmek, buna benzer hareketler âdaba aykırıdır.)  

            Hadis No: 6301  İbnu Ömer (r.a.)  anlatıyor. Resulüllah (s.a.v.) buyurdular ki:

            “ Gözlerinizin hızla kör olmaması için, namazdayken onları semaya kaldırmayın.” ( Kütüb-i Sitte Cilt 17. Sayfa 31 )                                                                                                         

                AÇIKLAMA :

             Gözün namaz esnasında sağa sola, semaya kayması hüşü’yu bozar. bu şiddetle yasak edilmiştir. Yasaktaki şiddete binaen bunun haram olduğu hükmünü çıkaran da olmuştur. ama dört mezhebe göre bu mekruhtur. Namazın adabına aykırıdır. 

            Hz. Ebu Bekir’ (r.a. )in Hanımı Ümmü Rüman anlatıyor.

            “ Ebu Bekir (r.a.) namazda sallanırken beni gördü.  Öyle azarladı ki, neredeyse namaz dan çıkacaktım. Sonra şöyle dedi. Resulüllah (s.a.v.) şöyle derken işittim.

            “ Sizden biriniz namaza durduğu zaman her tarafı sakin olsun, Yahudiler gibi sallanmasın. Zira bütün organların sakin olması, namazın tamam olmasındandır.”  ( ( Ruhu’l Meani Tefsiri: 18/3 )

Bir Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğu anlatılmıştır.

            “ Bir takım kimseler, şartlarına riayet etmeden namaz kılarlar; bunlara namazdan bir nasip yoktur.”  ( Gunyet’üt Talibin , 917 )

Hakem b. Uyeyne – Allah O’ndan razı olsun. diyor ki:

116-Namaz kılarken sağında ve solunda kimin olduğunu düşünen kimsenin namazı namaz değildir

“ Namaz kılarken sağında ve solunda kimin olduğunu düşünen kimsenin namazı namaz değildir.

Süfyan-ı Servi der ki : “ Namâzı huşu ile kılmayanın namazı doğru olmaz.”

 

Süleyman Darani diyor ki:  “ İki rek’ât namazla Cennet arasında tercihe davet edilsem, namazı seçerdim. Çünkü cennet’te  benim rızam, namazda ise Allah’ın rızası var.” 

Müslim b. Yesar. --- Allah ondan razı olsun., ev halkına; “ Ben namazdayken siz konuşunca dediklerinizi duymuyorum.” Derdi.

Anlatıldığına göre: Yakup Kari Hz. bir gün namazdayken yankesicinin biri gelerek paltosunu çaldı, yankesici paltoyu götürüp arkadaşlarına gösterince diğer yankesiciler o paltonun Yakup Kari’nin olduğunu anladılar. Ve arkadaşlarına; “ Bu paltoyu götür sahibine ver.  o temiz bir adam olduğu için bedduasından korkarız.” Dediler. Bunun üzerine yankesiciler paltoyu geri getirip Yakup Kari’nin sırtına giydirdi ve yaptığından pişman olduklarını söyleyip gittiler.

Hz. Yakup Kari namazını bitirdikten sonra  oradaki görgü şahidi, kendisine olup bitenleri anlatınca; “ Ben paltomun ne üzerimden çıkarılışının ve ne de tekrar sırtıma giydirilişinin farkında değilim.”  dedi

 

Sahabilerden ebu Umâme mescitte secde edip ağlayan birini gördüğünde ona şu dersi vermiştir. “ Eğer bunu halkın içinde değil de evinde yapmış olsaydın seni takdir ederdim.

 Hz. Ali’nin (r,a.) ayağına ok  atılmış, o okun çıkarılması gerekiyor, hekim gelmiş oku çıkarmak istemiş Hz. Ali bir türlü o ameliyatın acısına dayanamamıştır. Hz. Ali (r.a.) Hekim başına şöyle demiş, ben namaza duracağım o sırada sen ayağımı ameliyat et oku çıkar. Ancak öyle olur yoksa ben bu acıya dayanamam, demiş. Nihayet namaza durmuş hekim başı ayağını ameliyat etmiş oku çıkarmış gerekli dikiş ve pansumanı yaptıktan sonra ayağını sarmış, Hz. Ali namazı bitince ben size söylemedim mi namaz da dururken ayağımdaki oku çıkarın,

Hekim başı bizde öyle yaptık, Ya, Ali  sana geçmiş olsun derler.

İşte namaz böyle kılınır.

            Çünkü biz hep dünyalık için uğraşıyoruz Tabi ki, biz avam tabakasının kıldığımız namaz da havas takımının namazına asla benzemez.

            Bilakis biz avam tabakası Namazda ne dediğimizi bilmiyoruz, üç rekat mı, dört rekat mı, beş rekat mı kıldık bilmiyoruz, namazda durunca yüzlerce vesvese

117-Hikaye

kalbimizden geçiyor. Şeytani lane bir o taraftan dürtüyor, bir diğer taraftan dürtüyor sanki onun oyuncağıyız veya uşağıyız gibi bizimle oyun oynuyor.

Başka Hadis de: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

“ Çok kimseler var ki kıldığı namazın altıda, hatta on da biri de kendisi için yazılmaz. Ancak bilerek huzur ile kıldığı kısmı yazılır.”( Nura doğru 1/349 )

Başka bir hadis de: Ebu Yaser (r.a.) rivayet ediyor.

“İçinizde namazı tam kılan, yarı kılan, üçte bir kılan, dörtte bir kılan hatta onda bire kadar eksik kılan var.” ( Nesai  Ebu Yaser’in  ismi,  Ka’b b. Ömer es-Sülemi dir. )

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  kıldığı bir namazda bir ayet atlatmıştı. Namazdan çıkınca, “Ne okudum “ diye sordu ve her kes süküt etti kimse bilemedi. Bunun üzerine peygamber Efendimiz, Ubey İb.n Kâb’a sordu. Ubay filan süreyi okudun ve filan ayeti atladın, âyet mensuh mu oldu yoksa kaldırıldı mı bilemedik, dedi.

Peygamber Efendimiz : “ Senin aklın başında sen bildin ya Ubey” Sonra diğerlerine dönerek: “ Ne oluyor bir kavim ki namaza hazırlanır saflarını düzeltirler de  Peygamberleri önlerinde okuduğu halde onlara Allah’ın kitabından ne okuduğunu bilmezler.” İşte İsrail oğulları da böyle yaptı ve Allahu Teâlâ  Peygamberlerine vahyetti  ki, Ümmetine söyle bedenleriniz ile hazırlanır ve dilleriniz ile okursunuz fakat kalpleriniz başka tarafta bu yaptığınız batıldır.  

                        Bir Kıssa Hikaye :

            Ermiş bir  kişi mescide gidiyor,  orada namaz kılan bir müslümana  Esselamunaleyküm diye, selam verir. namaz kılan adam içinden selam verene çok kızar, nihayet namazını bitirir ve o adama sen hala namaz kılanlara selam verilmez bilmiyor musun?  Veli adam, vakurlu ve olgun bir eda ile kardeşim namaz kılana selam verilmez bunu çok iyi biliyorum ama; sen namaz kılmıyordun ki,

                        Namaz kılan adam, ya ben ne yapıyordum diye sorar

                        Veli, senin aklın iş yerindeydi kaç müşteri geldi, çocuklar kaç lira kazandılar diye, sen onun hesabını yapıyordun.

                        Namaz kılan adam Vallahi aynen öyleydi. Sen doğru söylüyorsun, veli adam o müslüman kardeşimize şu tasfiyeyi yapar.  Bundan böyle sakın gafil olarak namaz kılma Yüce Allah’ın bize ve ibadetimize ihtiyacı yoktur, bizim her nefeste her saniye ve seliste bizim Allah’a ihtiyacımız vardır. tövbeni yap hiç olmazsa  bundan böyle namazlarına dikkat et huşu içinde ve bilinçli namaz kıl der.

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

118-Hikaye

“ Yazık o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının şuurunda değildirler.” ( Mâun Süresi ayet 5 )

Allahu Teâlâ’nın azametinin kalbine yerleştiği kimse, Allahu Teâlâ’nın kendisine baktığını bilir ve bütün vücudu huşu içinde olur ve hareketsiz durur.

Ebu’l As’ın oğlu Osman (r.a.) Allah Resulüne gelerek, “ Ya Resulüllah! Şeytan benimle namazın ve okuyuşum arasına  girip gerilmiş ( namazda kalp huzuru ve huşu mu bozuyor.) zihnimi karıştırıyor ve beni şüpheye düşürüyor.” Dedi.

Allah Resulü  “ o kendisine hinzap adı verilen bir şeytandır. Bunu hissedip sezdiğin zaman, ondan Allah’a sığın ve üç kere hafifçe sol tarafına tükür.” Buyurdu.

Bende onu yaptım. Cenab-ı Hak bunu benden giderdi. ( Müslüm Hadis no: 2203 )

Resulüllah (s.a.v. Efendimiz.

“ Yüce Allah’ı görür gibi ibadet et, sen O’nu görmesen dahi, O seni görür.”

Âmir b. Abd-i Kays şöyle anlattı: Ben namazda iken omzuma hançerlerin batırılması; bana göre dünya ya dair bir şey düşünmekten daha iyidir.

Allah rahmet etsin Zühri,  huşunun manasını şöyle anlattı:

İnsanın namazda sükün bulmasıdır.

Bir başkası huşuyu şöyle anlattı: İnsan namazda iken sağındakini ve solundakini bilmeyişidir. Zira o bütünüyle kendisini namaza vermiştir.

Utbe Gulam : Namaza kalktığı zaman, kendisinden terler boşanırdı. Hem de kış günlerinde.

Bu durumu kendisine sordukları zaman şöyle anlattı:

Allah Teâlâ’dan utandığım için böyle oluyorum.

Şöyle anlatıldı.

Müslim b. Yesar  namazda idi evine ateş düştü o da o evin bir odasında idi bütün Basra halkı, koşuşup geldiler, yangını söndürdüler.

Ancak, Müslim’in bundan haberi olmadı,  namazdan çıktıktan sonra yangının çıktığını ve söndürüldüğünü anladı.

Yine ayni zat, Müslim Allah kendisinde razı olsun. Namaza başladığı zaman, hiçbir şey duymazda, ne ses nede başka bir şey zira,, o hep namazla meşgul du ve Allah korkusu ile kaplı idi.

119-Kırmızı İp

Rabia b. Heysem şöyle anlatıldı: Nafile namaz kılıyordu, yanında on bin dirhem değerinde  bir atı vardı. bu sırada hırsız geldi; atın yularını çözüp atı alıp götürdü. Halk geçmiş olsun dediler o gelenlere şöyle dedi:

Sanki ben atı götüreni görmedim mi?  gördüm ama, ben ondan daha iyi bir işte idim; bu bana daha sevimli idi.

Sonraki aylarda çalınan at, gelip yanında durdu.

 

Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz “ Kırmızı ipli bir kilim üzerinde namaz kılıyordu.”

Namazdan selamla çıktıktan sonra şöyle buyurdu:

“ Bu kırmızı ip namazda huzuruma engel oldu.” (Gunyet’üt- Talibin 912 )

Bilmiş ol ki, Huşu; İmanın meyvesi, özü ve Allahu Teâlâ’nın azametini ve kendi kusurunu idrakin neticesidir. Bunu anlayan, namaz da,  namaz haricinde, yalnız iken hatta ayak yolunda bile huşüdan ayrılmaz. Çünkü huşu nerede olursan ol, Allah Teâlâ ‘nın sana muttali olduğunu ve onun azametini ve kendi kusurlarını bilmeyi gerekli kılar.

Asıl huşuu bu bilgilerden doğar. Bunun için huşuu yalnız namaza bağlı değildir. Hatta Allahu Teala’dan hayâ ve huşuundan kırk sene başını göklere kaldırmayanlar olmuştur. (Nura doğru , 1 / 353 )

Rebı İbn Heysem gözünü o derece korur ve etrafına bakınmazdı. Ki bazıları onu kör bile zan etmişlerdir.  ( Bu zat ) Yirmi sene İbni Mes’udun ( arkadaşı idi ) onunla düşer kalkardı. Hatta ibni mesud’un cariyesi  onu görünce, İbni Mes’ud’a, kör dostun geliyor derdi. İbn Mes’ud da, onun bu sözlerine gülerdi. Çünkü onu içeri almak için kapıyı açtığı zaman gözlerini kapamış ve başını yere eğmiş görünürdü. İbni Mes’ud ona bakınca şu ayeti okurdu:

“Tevâzu ile yalvaranları müjdele.”(Hac süresi ayet : 34) bu ayeti okuduktan sonra, “ Vallahi Peygamber Efendimiz seni görse sevinirdi..” (diğer  rivayette seni severdi, diğer  rivayet te de güler di derdi )

Amr İbn Abdullah da huşu ile namaz kılanlardan birisidir. Hatta kendisi namaza durduğu zaman kızı evde tef çalıp kadınlarla konuştuğu halde kendisinin haberi olmazdı. Namazda bir şey aklına gelir mi diye soranlara, evet, Allah huzurunda muhasebe göreceğim gün ile cennetlik veya cehennemlik olacağım korkusu, diye cevap vermiştir. 

120-ÇEŞME AKIYORKEN TESTİYİ DOLDUR

ÇEŞME  AKIYORKEN TESTİYİ DOLDUR

Ey müslüman çeşme akıyorken testiyi doldur,

Dikkat edin, gençliğin havası boldur

İnanın Kur’an yolu en doğru yoldur

Çeşme akıyorken testiyi doldurun.

 

Güvenme pazuna, kasına kuvvetine

Doluyor her gün bir bak, günah defterine,

İstemesekte, gideceğiz ölüm seferine

Çeşme akıyorken testiyi doldurun.

 

Şeytani laneye sakın sakın kanmayın,

Allah’ın ve peygamberin emrinden çıkmayın,

Aman cehennemi değil cenneti yakalayın

Çeşme akıyorken testiyi doldurun.

 

Sağlığın sıhhatin kıymetini çok iyi bil,

Fırsatı değerlendir iki cihan için ol ehil,

Su boşuna akıyorsa dikkat et olursun sefil,

Çeşme akıyorken testiyi doldurun.

 

NAMAZ’DA TİTİZİLİK VE HUŞU İÇİNDE OLMAYANLAR .

Rivayet edildiğine göre; Peygamberimiz Salât ve Selam üzerine olsun.

Bir defasında namaz kılarken sakalı ile oynayan birini görünce ;

121-TA’DİLİ ERKÂN

“ Eğer kalbinde korku olsaydı, organlarında korkardı.” Buyurdu: Tenbihül Gafilin s. 708-709 )

Ebu’l-Leys Semerkani Hazretlerinin Tenbihu’l –Gafilin kitabının 712. sayfasında Namaz karşısında insanlar iki kısma ayrılır.

1- Seçkinler/ Evliye/ veli /Âlim. ( Havas  ): bunlar namaza hürmetle gelirler, kesin inanç ve korku içinde namaza durarak onu saygı içinde kılarlar, arkasında da ümit ve endişe arası bir duygu içinde dönüp giderler.

2- Sıradan Halk ( Avam ) : Bunlar gaflet içinde namaza gelirler, cehalet içinde namaza dururlar. Nefsin ve şeytanın kuruntuları arasında kılarak emin bir edâ ile dönüp giderler.”

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Yazık o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının şuurunda değildirler.” ( Mâun Süresi ayet 5 )

 “ Biz seçkinler denmiyiz, sıradanmıyız şuurlu mu namaz kılıyoruz, şuursuz mu namaz kılıyoruz .” İki dakika ferdi kişi olarak tefekkür edelim! sonra yine konumuza devam edelim!

Selman-ı Farisi—Allah ondan razı olsun. diyor ki,

“Namaz ölçüdür Kim dürüst ölçerse Allah’tan karşılığını tam olarak alır. kim ölçüde hile yaparsa, Yüce Allah’ın hileli ölçü tutanlar hakkında ne buyurduğunu biliyorsunuz.”(Tenbihül Gafilin 708 )

Anlatıldığına göre bir defasında: Huzeyfet-ül Yemani Allahondan razı olsun, Rükuları ve

secdeleri tam yapmayarak namaz kılan birini görünce Adama;

“ Eğer bu durumda ölseydin yaratıldığından başka bir canlı olarak ölürdün!”

 

             Hadis No: 9014. İbni Abbas (r.a.) rivayetle :

            “ Namazı kendisini hayâsızlık ve kötülüklerden alıkoymayan kimse bu namazla Allah’dan sadece uzaklığını arttırmış olur.” ( Teberâni’nin Kebirinden 4/1601 )

             TA’DİLİ ERKÂN

                Yüce Allah şöyle buyuruyor.

122-TA ’DİLLİ ERKAN

“ Namazı  ( noksansız olarak ) tam erkanıyla kılın.” ( Nisa süresi ayet 103 )

            Dikkat ederseniz Namazda her rek’atta beş yerde ta’dili erk’an vâciptir.  

            1-  Rükûda ,

            2-  Rükûdan doğrulunca,

            3-  Birinci secdede,

            4- Birinci secdeden sonraki oturumda,

            5- İkinci Secdede; bunların her birinde sallantısız birer tesbih okuyacak kadar durmâk vaciptir.

            A’maş, Şakik b. Seleme yolu ile gelen rivayette: İbn-i Mes’ud (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır.

            “ Bir kul namazını ilk vaktinde kılar ise.. o namaz semaya yükselir. Pek nurludur. Taa.. arşa kadar yükselir.

            Bu namaz, orada sahibine kıyamet gününe kadar istiğfar edip şöyle der:

            Sen beni nasıl

 Allah-ü Teâlâ’da seni korusun.

            Başkası da namazını vaktinde kılmaz ise, o da semaya yükselir ama nursuzdur.

            Ubade b. Samit yolu ile gelen rivayette Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğu anlatıldı.

            “ Bir kimse abdestini güzelce aldıktan sonra kalkar (Niyet getirip ) namaza dururda ; rüküunu, secdesini kıratını tam olarak okur ise.. namaz şöyle der:

            Sen beni nasıl koruduysan, Allah Teâlâ’ da seni öyle korusun.

            Bundan sonra semaya yükselir. Nurlu ve aydınlıktır, onun için sema kapıları açılır. Taa.. Yüce Allah’ın huzuruna kadar yükselir. Orada sahibine şefaatçı olur.

            Şayet namaz kılarken; ( niyetini ) rüküunu, secdesini kıratını eksik yapmış ise.. o zaman namaz şöyle der:

123-Namazla ilgili, Erkan, şart vacip ve edepler

Sen beni nasıl düşürdüysen, Allah  Teâl’da seni düşürsün. 

             Bundan sonra semaya çıkar; ama onda bir zulmet vardır. Taa.. semaya kadar varır. Ne var ki, sema kapıları ona kilitlenir.

            Bunun üzerine, eski bir elbisenin dürüldüğü gibi dürülür;  sahibinin yüzüne çarpılır.

            Allah Teâla şöyle buyuruyor.

            “ Namazlarını düşürdüler; Şehvet yollarına tabi oldular; bunlar yakında  GAYYA kuyusuna düşeceklerdir.” ( Sure 19 ayet 59 )

                Bir hadisi şerifte  ta’dili erkânsız namaz kılan bir arabiye, git yeniden namaz kıl! Sen namaz kılmadın. İkinci defa tekrar namaz kıldırmış, üçüncüde, ârabinin ricası üzerine kendisine namaz tarifinde bulunmuştur.

            Bu hadisi şeriften ta’dili erkânsız namaz kılanın hiç namaz kılmamış sayıldığı anlaşılmaktadır,

            Buna çok dikkat etmeliyiz dünya işlerimizin, yerli yerinde olması, güzel olması için gerekli para ve hapis cezası veya tabiri caiz ise fırça / azar,  yemememiz için çok ağır ağır ve dikkatle özenle işimizi görevimizi, hizmetimizi yaparız.

            Ama ne hazindir ki, bazı müslüman kardeşlerimiz öyle acele acele namaz kılıyorlar ki, inanın belki, ashabeler  savaş meydanlarında onlar kadar acele namaz kılmazlar,

            Demek ki, ahiret amelinde acele etmek şeytandandır. 

            konuyla ilgili şu hadisi okuyalım.     

            Ebü Hüreyre (r.a.) den rivayetle Peygamber Efendimiz  ( s.a.v.) şöyle buyurmuştur.        

             “ Nice namaz kılanlar var ki, kıldığı namaz karşılığında eline yorgunluk ve uykusuzluktan başka bir şey geçmez.” ( Tenbihü’l Gafilin Ebu Ley’s Semerkandi Kitabından sayfa 18 )

                Ta’dili erkansız kılınan namaz yeniden kılmak vâciptir. Kılınmazsa tekrar günahkar olur. Ta’dili erkanı terk etmenin zararlarından;  Rızık darlığına sebep olması, günahlı şeyde başkalarına örnek olduğundan günahının artması namaz hırsızı sayılması,  (gafil olması namazı hafife alması önemsememesi ) böyle namazın kabul olunmamasıdır.( Amentü Şerhi , 164-165 ) .

 

Namazla ilgili bazı erkan/ emir, vacip, rükün, şart ve edeplerini bize bildiren ayet ve hadisler

124-Namazla ilgili, Erkan, şart vacip ve edepler

özeti:

àNamazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükü edenlerle birlikte sizde rükü edin!.Bakara,Ayet :43

àEy müminler belaya karşı; sabırla ve namazla yardım isteyiniz.Mutlaka Allah sabırlı kimselerle beraberdir.   Bakara .Ayet:153 –Namazda içten ahlayıp, ohlamamak ve bu çeşit sesler çıkarmamak, H.Ş.

àNice erler ki, ne ticaret nede alışveriş kendilerini Allah’ı anmaktan namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamaz. Nur süresi Ayet:37– Beni zikretmek için namaz kıl.” ( Tâhâ Süresi ayet 14 )

àNamazınızı muntazam olarak eda edin. Hele orta namazına  (ikindi) dikkat edin.Allah’a itaat ederek namaz kılın.Ayet 2/238,”Bir takım kimseler, şartlarına riayet etmeden namaz kılarlar, bunlara namazdan nasibi yoktur.hş, Namaz mü’mini Allah’a yaklaştıran bir vasıtadır. H.Ş.

àTahratı olmayanın abdesti olmaz.Abdesti olmayanın namazı olmaz.namazı olmayanın imanı olmaz.H.Ş.

àAllah’tan korkunuz, Allah’tan korkunuz, Allah’tan korkunuz, bilhassa namaz ibadetinde.H.Ş.

àAllah’ü Teala hem kalbi, hem de bedeni ile namaz da hazır olmayan kimsenin namazına bakmaz.H.Ş.

àEğer namaz kılan o esnada kiminle konuştuğunu bilseydi, yüzünü kıbleden çevirmezdi. H.Ş.

à Yedi kemik üzerine secde etmekle emrolundum. Alın, iki el, iki diz, ve iki ayak (secde de ayaklar yere dik tutulur).  (Alın burun ile birlikte yere değecektir.). H.Ş..Namazda dilini ağzında gezdirip yiyecek kalıntısı aramamak, H.Ş..

àKim namazı terk ederse Allah’a , kendisine kızgın olduğu halde kavuşur.H.Ş.

àKim kasten namazı terk ederse dinden çıkar.h.ş..Hesap yerinde önce namaza sonra ibadete bakılır.H.Ş..

àGöklerde ve yerde ibadete layık olan yalnız O Allah’dır. (En’âm süresi Ayet :3.

àNamaz müminlere vakitleri belli bir şekilde farz kılındı. Nisa süresi ayat: /103

àDikkat ediniz namazı bilinçli kılınız.H.Ş.Kur’an-ı Kerim’i daima anlayarak okuyunuz.H.Ş.Bizimle kafirler arasında belli başlı fark namazdır.H.Ş. Allah’la konuşmak istiyorsan namaz kıl. H,Ş.

125-Namazla ilgili, Erkan, şart vacip ve edepler

à Allah seninle konuşmasını istiyorsan Kur’ân oku.”.Rüküa giderken kafanızı eğmeyiniz(düz tutunuz) H.Ş.

àTavukların yem yemesi gibi secde yapmayınız.secdeye giderken dirseklerinizi yere yapıştırmayınız.h,ş..

àNamazdayken gözlerinizi secde yerinden ayırmayınız.H.Ş.. namazda gözlerinizi kapatmayınız.H.Ş.

àHer rükü da namaz dışı üç hareket yapanın namazı bozulur.H.Ş.

àCemaatle kılınan namazın fazileti 27 kat daha fazladır.H.Ş..Besmele çekmeyenin abdesti olmaz, H.Ş..

àEy iman edenler çok zikir edin.Ayet 33/41.àNamazı dosdoğru devamlı olarak kılarlar.Namaz kötü işten uygunsuzluk dan alı koyar.Ayet 29/45

àAllah’ı sabah akşam tesbih edin ve Yüceltin (Ayet: 33/ 42 Namazlarını yanılgı ile kılanlara yazıklar olsun. 107/ 6

àEvinde güzelce Abdest alıp camiye giden kimse Allah’ın ziyaretçisidir. Ziyaret edene Allah ikramda bulunacaktır. H.Ş. namazda sağa, sola bakmaktan sakın, zira o helak olmaktır. H.Ş.

à. Dünyadan az sonra ayrılacakmışsın gibi namaz kıl.H.Ş.   İslamın sembolü namazdır. H.Ş.

à.  Hz.Ali elimde olsaydı sağ ayak baş parmağımı yere çivilerdim.

àVay o namaz kılanların haline ki namazlarından gafildirler.Ayet 107/5

àEn büyük hırsız namazdan çalan hırsızdır”.Ashap sorunca “.Rükü ve secdelerini eksik yapar.” H.Ş.

àDinde namazın yeri, beden başın yeri gibidir.H.Ş. namazda, bir şeyi işaret etmemek, (ima etmemek) H.ş.

àAllah’ı görüyormuş gibi ibadet et. Sen onu göremezsin O seni görür.H.Ş.

àNamaz dinin direğidir.Namazınıza önem veriniz./. secde ederken kollarını yanına yapıştırmamalıdır. H,Ş,

àCamiye namaza giderken geç kalsanız dahi koşmayınız.h,ş Namazı olmayan kimsenin İslam da payı yoktur, H.Ş.

àNamaza giderken vakurlu adımlarla yürüyünüz.h.ş. .Sağ adıma on sevap yazılır.sol adıma 1 günah silinir,biliniz.h.ş. kul’un Allah’a en yakın olduğu an

126-Namazla ilgili, Erkan, şart vacip ve edepler

secde ettiği andır. h.ş.. Cennetin anahtarı namazdır.H.Ş. Namaz mümin kulun kabrinde lambasıdır. Hş.

àAyakta veya oturarak secde yerine bakarken çenenizi göğsünüze yapıştırmayınız.H.Ş.

àNamaz’da,Esnemeyiniz,kasten,öksürmeyiniz,sümkürmeyiniz,balgam çıkarmayınız,hıçkırmayınız.H.Ş.

àMisvak’li kılınan namazın fazileti 70 kat daha fazladır.Dikkat ediniz.H.Ş.

à Kulla şirk arasında sadece namazın terki vardır. onu terk etimi şirke düşmüş demektir..H.Ş.

àAile fertlerine namazı emret, sende sabırla ona devam et.   (Süre 20 Ayet :132.

àDua ibadetin, abdest namazın, namaz cennetin anahtarıdır.H.Ş.

-- Şunlar namaz kılmazlar, 1- Çocuklar, 2, Deliler, 3- Hayvanlar, 4- Ölüler, 5- Kafirler.

àBazı nafile namazlarınızı evde kılın.Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz.H.Ş.

àNamazı olmayanın dine bağlılığı yoktur, biliniz.H.Ş. sağa, sola bakmak namazı bozar. H.Ş.

àOnlara hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı,zekat vermeyi vahiy ettik.Ayet 21/73

àNamaz ilk vaktinde kılmak  Allah’ın rızasını, Orta vaktinde kılmak Allah’ın rahmetini kazandırır.Son vaktinde Allah onu affeder.h,ş,Secdelerde göğsünü dizlere yapıştırmayınız.”,İmamdan evel hareket etmeyiniz.H,Ş.

à2 rekat sabah namazı Dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır.h,ş.namazda dişlerinizi karıştırmayınız,H.Ş. “ Secdelerde ölçülü / düzgün durunuz.. H.Ş.

>Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gecenin yarısını ibadetle geçirmiş olur. Kimde sabah namazını cemaatle kılarsa, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş olur. H.Ş.Namaz mümin kulun kabrinde lambasıdır. Namaz şeytanı ürkütür. H.Ş.

Ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.”(Nisâ Süresi ayet 43 )          

            Şöyleki:

            Namaz Resulüllah (s.a.v.)Efendimize ilk farz olan ibadettir.

            Namaz Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin ümmetine ilk farz olan ibadettir.

127-Riya yapanlar

            Namaz Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin, ümmetine en son yaptığı vasiyetidir.

            Namaz İslâm’dan en son gidecek ibadetidir.

            Namaz  Kıyamet günü, ilk sorguya çekileceği ibadettir.

            Namaz  İslâmın direğidir. Namaz gittikten sonra ne din kalır; ne de İslâm.                       

Not:   H.Ş. Anlamı :  Hadisi Şerif .    Hadisi Şerifin anlamı: Şerefli sözler

 

Yukarıdaki son iki saifede yer alan ayet ve hadislerin Kaynakları:

--------------------1.Kur-an’ı Kerim 2.Tergip ve Terhip Hadis kitaplarından  3. Câmiü’S-Sağir Hadis Kitaplarından 4. Riyazüs-Salihin Hadis Kitaplarından 5. Kütüb-i Sitte Hadis kitaplarından 6-Günyat-ül Talibin  7-Tenbühü’l-Gafilin.8. İhyau Ulumi’d Din 9- Şafii İlmuhali ,10-  Sahih-i Müslim Hadis kitapların dan  11- İslam İlmuhali İslami Ansiklopedi ve nhura doğru  dini kitaplarından.

Başka bir hadisi şerifte yine Gunyet’üt Talibin kitabının 917 sayfasından alındı.

                        “ Namaz her Peygamberin ümmetine yaptığı son vasiyettir. Onlar, dünyadan çıkarken, ümmetlerinden en son namaz üzerinden söz almışlardır.”

                        Bir Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurduğu anlatılmıştır.

            “ Bir takım kimseler, şartlarına riayet etmeden namaz kılarlar; bunlara namazdan bir nasip yoktur.”

 

 

                        Riya yapanlar :

                         Riya “nedir:

            Riya : Özü –sözü  bir olmamak, inandığı gibi hareket etmeyerek, iki yüzlülük etmek, halka gösteriş olarak yapılan her hareket ve ibadet riyadır.           

            Yüce Allah Teâlâ Kehf süresinin 110. ayetinde şöyle buyurmuştur.

            “ Kim Rabbine kavuşmayı arzu ediyorsa Salih amel işlesin ve yapmış olduğu ibâdete hiç kimseyi Rabbine ortak etmesin.”

128-Riya yapanlar

            Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyuruyor :

            >>Allah’ da iki ilah edinmeyin, O, ancak tek bir ilahtır.   Yalnız benden korkun.<< (En Nahl süresi  Ayet: 51 )

            Peygamber Efendimiz  (s.a.v. )

“ Sizin için en çok korktuğum küçük şirktir.” Buyurdu. Küçük  şirk nedir ?  Yâ Resulüllah sualine cevaben de : “ Riyadır. Buyurdu.

Teyâlisi, Ahmed bin Hanbel, Taberâni, Hakim ve Beyhaki’nin rivayetine göre;

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

            “ Kıldığı salata ( namaza ) riya bulaştıran kişi  şirke girmiştir. Tutuğu oruca riya bulaştıran kişi şirke girmiştir. Verdiği sadakaya riya bulaştıran kişi şirke girmiştir.” Heytemi , ez- Zevâcir, 1/68 )                                                                                                                                                                                                  

            Peygamber Efehndimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

             “ Ameller ancak niyetlere bağlıdır. İnsan neyi niyet ederse onu elde edebilir.”(Tenbihü’l- Gafilin )

            Sahabelerden biri bir gün Peygamberimize :

            “ Ya Resulüllah yarının kurtuluşu nerededir ?” (Yani nasıl davranırsak ahiret’te kurtuluşa erebiliriz. ) diye sordu:

            Peygamber Efendimiz O sahabenin bu sorusuna :

            “Yarın kurtuluşa erebilmek istiyorsan Allah’ı aldatmamalısın “şeklinde cevaplandırdı.

Soruyu soran sahabe : “ Ya Resulüllah ! Allah’ı nasıl aldatırız ? “  diye sorunca Peygamber Efendimiz sözlerine şöyle devam etti :

            >> Allah’ın size emrettiği amelleri işler ve fakat bu amellerle Allah ’dan başkasının teveccühünü  beklerseniz ,Allah’ı aldatmış olursunuz. Riyadan korkunuz. çünkü riya, Allah’a ortak koşmak demektir. kıyamet günü her kesin önünde riyakara şöyle seslenilir :  “ Ey kafir, ey facir, ey gaddar ey müflis, Amelin yok olmuş ve ecrin iptal edilmiştir. Bu gün eline geçecek hiçbir nasip yoktur. Ey aldatıcı, şimdi  ecrini (sevaplarını ) uğrunda amel işlediğin kişilerden iste ! <<     ( Tenbihü’l- Gafilin .Ebu’l-leys Semerkandi )

            E v s   o ğ l u   Ş e d d a d  (r.a. ) Resulüllah (s.a.v. ) şöyle buyurduğunu işittim dedi :

129-Riya yapanlar

>>Gösteriş yaparak namaz kılan, gösteriş yaparak oruç tutan ve gösteriş yaparak sadaka veren, Allah’a şirk koşmuş olur.<<(Tergib ve Terhib

 

            İbn Mes’ud diyor ki,

                              Bunlar Allah ile adeta alay eden kimselerdir.”  Yalnız kılarken Allah’ın kendini devamlı olarak görüp kontrol ettiğine kulak asmayıp alel acele namaz kılar ancak insanların göreceği zaman yavaş, yavaş düzenli olarak ( çok takvalı çok sofuymuş veya bir evliye gibi namaz )  kılar. 

            E b u  S a i d  e l  . H u d r i   ( r. a . ) Şöyle dedi :

      Biz mesih ve deccal hakkında konuşuyorken, Resulüllah (s.a.v. ) yanımıza geldi ve şöyle buyurdu :

>>Bence  M e s i h    ve  D e c c a l ‘ dan daha korkunç bir şeyi size haber vereyim mi ? biz :

              “ Evet ver. Ya Resulüllah “ dedik.Resulüllah  ( s.a. v. ) da :

“ Gizli şirktir. o da kişinin namazı kılmaya kalktığında başka bir şahsın nazarında iyi görünmesi için namazına özenmesidir. “ buyurdu .(Tergib ve Terhib)

             Ahmet Hanbel,ve Hakim  Zeyd oğlu Abdulvahid  tarikiye ubade b.Nesiyi’in

             Hadisi şöyle anlattığını rivayet ettiler:

      “ E v s   o ğ l u  Ş e d d a d  ( r. a. ) nın yanına girdim Namaz kıldığı yerde  ağlıyordu “ :

             “Y a  E b a   A b d u r a h m a n  !  seni ağlatan şey nedir ? “ dedim. O da :

             Resulüllah (s.a.v ) dan duyduğum bir hadisi şerif “diye cevap verdi.

             “O hangi hadisi şeriftir ? “ diye sordum.

             Resulüllah (s.a.v ) :

            >>Ümmetimin yapmasından korktuğum şirk ve gizli şehvettir.<<buyurdu:

             “Senden sonra ümmetin şirk koşacaklar mı ?  diye sordum:

       “Y a   Ş e d d a d  !   Onlar güneşe, puta ve taşa tapmazlar. Fakat amelleriyle insanlara gösteriş yaparlar. “ Cevabını verdi .

130-Riya yapanlar

            Ya Resulüllah ! Riya da mı şirktir ? “ dedim.

            Evet “ diye cevap verdi .

             “Gizli şehvet nedir ? “  diye sordum : Resulüllah  (s.a.v . )

       Onlardan biri oruçlu olarak  sabahlar ve dünya lezzetlerine kendini kaptırarak  orucunu bozar.” ( İşte bu gizli şehvettir.  ) buyurdu       (Tergib ve Terhib )

            Ebü Hüreyre (r.a.) den rivayetle Peygamber Efendimiz  ( s.a.v.) şöyle buyurmuştur.        

             “ Nice oruçlular var ki, tutuğu oruca karşılık eline açlıktan ve susuzluktan başka bir şey geçmez. Nice namaz kılanlar var ki, kıldığı namaz karşılığında eline yorgunluk ve uykusuzluktan başka bir şey geçmez.” ( Tenbihü’l Gafilin Ebu Ley’s Semerkandi Kitabından sayfa 18 )        

                        Yani tutulan oruç ve kılınan namaz Allah rızası için olmadığı taktirde böylesine bir namaz ve oruç karşılığında hiçbir sevap elde edilemez. Korkarım tam aksine ona savab yerine ceza gelmesinden korkulur.

            Nitekim ehl-i hikmetten bir zat şöyle demiştir.

            “ Gösteriş ve şöhret uğruna ibâdet işleyen kimse, para kesesine çakıl taşı doldurarak pazara çıkan kimseye benzer.”  Kendisini görenler, “  Bu adamın ne dolu kesesi var!” derler ama, bu durum ona halkın bu sözlerinden başka bir şey kazandırmaz. Nitekim, bir şey satın almak isterse, şişkin kesesindeki taşlarına karşılık kendisine hiçbir şey vermezler.

            Tıpkı bunun gibi, şöhret ve gösteriş uğruna amel işleyen kimsenin ameli de halkın (gösterişçi) hakkındaki  poh, pohlayıcı sözlerinden başka kendisine fayda sağlamaz. Yani ahirette hiçbir sevâp elde edemez. Nitekim.

           

 

 

 

            Yüce Allah şöyle buyuruyor.

            “ İşledikleri her amelin önüne geçerek onu havaya saçılmış toz zerreciklereçevirdik.”   ( Furkan Süresi ayet  )                                                                                                                                                                                      

                        Mâun süresinde Yüce Allah şöyle buyuruyor.

            “ Fakat veyl o namaz kılanlara ki, ( çünkü) onlar Namazın gerçek anlamını bilmekten uzak kalmış gafillerdir. Onlar ( namazlarıyla ) insanlara gösteriş yaparlar.”( Mâun 4-5 )

131-Riya yapanlar

“ Veyl “ çok ağır azap anlamına geldiği gibi, şu şekil de de yorumlanmıştır.  Veyl Cehennemde bir vadidir. İçerisinde dağlar yürütülse hararetinin şiddetinden eriyiverirler. Burası, namaza aldırış etmeyen namaz vakitlerini geciktirenlerin meskenidir. Buradan ancak  Allah’a yönelip kusurlarını tövbe etmekle kurtulabilirler.

            Bu ayet gerçekten çok sarsıcı, çok düşünmemiz gereken, bu ayetin şiddetinden uyku uyumamalı, ta ki, bilinçli gecikmesiz ve riyasız / gösterişsiz namazlarımızı ve diğer ibadetlerimizi ihlâsla yerine getirmeliyiz kulluk görevimizi yapmalıyız,  gafil olmamalıyız, yalnız Allah için bilinçli olarak ibadet etmeliyiz, riya’ya / gösterişe, ihmale ve gaflete  asla geçit vermemeliyiz.

            Allah Teâlâ Şöyle buyuruyor.

 “ Her zaman münafıklar Allah’a hile yapmaya çalışırlar Allah da hilelerini başlarına geçirir.  Namaza kalktıkları vakit istemeye, istemeye kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı pek az anarlar.” ( Nisa 142 )

“ Namaza ancak üşene, üşene gitmeleri ve mallarını Allah uğrunda harcarken isteksiz davranmalarıdır.”( Tövbe . 54 )

            Yukarıdaki ayetler üzerine ”Beş dakika tefekkür edelim mi ? 

            Yukarıdaki ayetlerden sayılan, vayl o namaz kılanlara, çünkü onlar namazın gerçek anlamını bilmekten uzak kalmış gafillerdir. Onlar namazlarıyla insanlara gösteriş yaparlar.

            Riya ile ilgili yukarıda ayet ve hadisleri okuduk, riyanın ne kadar tehlikeli olduğunu öğrendik, ibadet ile ilgili her türlü riya, şirktir. Ben bundan şöyle anlıyorum.  “ Allahuâlem, bir adam riya yaparak namaz kılarsa, namaz kılmaması daha yerinde olur, çünkü riya yaparak namaz kılan dinden çıkar kâfir olur. Fakat; namazı  inkar etmeyip de namaz kılmayan bazı din adamlarımızın görüşüne göre günahkar olur. “(geniş bilgi için  Bakınız. Feza Yayıncılık İslam fıkhı Ansiklopedisi  cilt 1- sayfa  388 )

            Yine ayet de geçen üşene, üşene namaza kalkarlar / kılarlar, işte bu konu da da çok dikkatli olmalıyız,

 İsterseniz bu konuyu biraz örneklerle açalım.

            Ezan okuyunca işimizi, gücümüzü hemen bırakmıyoruz, alışverişlerimiz devam ediyor, biraz sonra, yok şunu da yapayım, yok bunu da yapayım, dur bir çay daha içelim,  bayan ise el işlerine devam eder biraz daha, bu işi yapayım, şunu da

132-Riya yapanlar

yapayım, veya sohbet güzel sohbeti bölmek istemiyor, veya, sular savuk iki abdest almak istemeyen, veya abdestini tutamayan   öğle namazı vaktinin son dakikalarına öğle ile  ikindi namazını bir arada kılması için bir abdest, akşam ile yatsıyı da bir araya denk getirmesi için bir abdest de o zaman almak ister, namaz zamanı/ vakti hayli daraldığı halde umursamıyor, namazı kaza ederim diyor, sabah namazı uykusunu bölmek istemiyor veya beş dakika daha, biraz daha uyuyayım diyor, uykuyu  ve  dünyevi işlerini boş sohbetlerini  maneviyattın üstünde tutunca üşene, üşene, isteksiz, isteksiz  / cansız / sanki zorla, yaptırıyorlar gibi

abdest almayı namaz kılmaya giderse işte bu  gibi hareketler hiçbir müslümana yakışmayan hareketlerdir bu nedenle;  ihmal ve önemsememekten dolayı, namazı veya diğer ibadetler de, de ayni şekil sorumsuz davranıyorsak yukarıdaki ayet’e muhatap kişi oluyoruz. Kendimizi yoklayalım eğer, ezan okumadan veya okuyunca hemen abdest alıp camiye namaza gidiyorsak, işimizi gücümüz bırakıyorsak, namaz zamanı tüm işlerimizi askıya alıp, namazımızı kılmadan hiçbir iş yapmıyorsak, bir askerin komutanından aldığı bir emri,  işçinin patronundan, memurun bakanından aldığı bir emri nasıl hiçbir engel tanımadan en kısa acele olarak verilen görevi eksiksiz yerine getiriyorsa bir müslümanın da en azından öyle olması gerekir, ilahi emirleri anında ve zamanında derhal yerine getirilmesi gerekir, işte o zaman vallahi o ayetin muhatabı biz değiliz, ama, tersini yapıyorsak yukarıdaki tembellik, üşengeçlik sorumsuzca bölümü açıklamaya benziyorsak vallahi o ayetlere biz de dahiliz.  Kendimize oldukça yazık ediyoruz yukarıdaki şiir de geçen mısrada yazıldığı gibi. Vah, vah, vah, bize. Biz âsi kullara ki, biz gafiliz, üşene, üşene isteksiz olarak ibadet yapıyoruz,

            Şimdi, Ayeti tekrar okuyalım.

Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ ….veyl o namaz kılanlara ki, ( çünkü) onlar Namazın gerçek anlamını bilmekten uzak kalmış gafillerdir. Onlar ( namazlarıyla ) insanlara gösteriş yaparlar.”( Mâun 4-5 )

                                   İ b n  M e s ‘ u d , (r.a. ) Resulüllah (s.a.v. ) şöyle buyurduğunu söyledi :

>>Bir kimse insanların gördüğü yerde namazı güzel kılar da yalnızken namazı önemsemezse, Rabbini de önemsememiş olur.<<

(Tergib ve Terhib  buna benzer  Hadis, C. Sağir 4 / 1529 mevc uttur. Ebü Ya’la’nın Müsned’i ve Beyhakinin Şuabü’l İman’ından) )

Bu hususta iki dörtlük şiirimden yazalım mı?

133-Riya yapmayanlar

İyi düşün, Senin halkla ne alacağın vereceğin vardır,

Bilmişler veya bilmemişler sana ne faydası vardır,

Kimseye derdini açma melekler bile bilip yazmasın,

Şeytanda bilip, sana  vesvese verip riyaya dönüştürmesin,

ALLAH  seni biliyor ya, başkasının bilmesine sana ne faydası vardır.

 

Yol mezarda bitmiyor gittiğinde mutlaka görürsün.

Burada kulluk görevini yapmazsan orada pişman olursun

Burada bir defa ölürsün ama orada her gün ölürsün.

Sakın Kimseye derdini açma melekler bile bilmesin.

ALLAH  seni biliyor ya, başkasının bilmesine sana ne faydası vardır..

Yüce Allah bütün Müslümanları riyadan / gösterişten/ münafıklıktan korusun. Yalnız Allah için gerçek ibadet eden kullarından eylesin.( Amin )

                  (  Çok geniş bilgi içi Bak. bu kitabın  Riya bölümüne: )                                                                                                            

                        Riya Yapmayanlar :

                        Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

                        “ Rabbine kavuşmayı uman,  barışa/ hayra yönelik iş yapsın, ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O’na ortak koşmasın.” ( Kehf süresi ayet 110 )

 

                        Hadis no: 2066 Hasan Basri’den rivayetle Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

            “ Kul hem insanlar arasında namaz kıldığında güzel kılar, kimsenin görmediği yerde

( de ) güzel kılarsa Allah, “ İşte bu benim gerçek kulumdur” buyurur. (İbni Mâce zühd 20,  C.Sağir 2/ 555 )

134-Riya yapmayanlar

Hz. Ali şöyle buyuruyor : “İnsan, Allah katında niyetiyle elde edeceği ödülü ameliyle elde edemez. Çünkü niyette riya söz konusu değildir” ( Heytami, ez- Zevâcir, 1/69 )  

            Oysa bu dünya zevk ve nimeti geçicidir, biz kalıcı nimetleri önemsemiyoruz, geçici nimetlere dört elle sarılıyoruz.

            Yukarıda namazın mükafatı ile ilgili bir çok ayetleri tekrar gözden veya zihninizden geçirin, aradaki farkı

  Mü’min namaz kılanlar müstesnadır. Onlar namazında devamlıdırlar.”( Meariç 22-23 )

“Amel(lerin)’in Allah’a en sevimli olanı hangisidir?” sorusuna.Peygamber Efendimiz (s.a.v)

“ Vaktinde kılınan namazdır. “ Hangisi daha faziletlidir?  Sorusuna ise yine;

“ Vaktinde kılınan namazdır.” Cevabını vermiştir.

Hz. Ali şöyle buyuruyor : “İnsan, Allah katında niyetiyle elde edeceği ödülü ameliyle elde edemez. Çünkü niyette riya söz konusu değildir” ( Heytami, ez- Zevâcir, 1/69 )

  Ayetlerle, Hadislerle, Namazın mükâfatı  ( Fazileti ) :

Aşağıdaki ayetleri çok öz olarak yazdık sizler mutlaka bu ayetleri tek, tek inceleyip okuyunuz ki. namazdan haz alasınız.              

            Yüce Allah TeâlâNamaz kılanlara ;  Merhamet ( Tevbe, ayet 71; Nûr 56 )  bağış ve tükenmez rızık( Enfal  ayet: 3-4 ) ,  ,( Ra’d Ayet 19-23,; Mü’minûn 1-2,9-11),  Büyük mükâfat ( Nisâ, 162), ve kendi rızasını

( Tövbe ayet 72 ) va’detmiş, namaz kılan mü’minlerin müjdelenmesini istemiştir.  ( Hac34-35; Neml 2-3 )  çünkü namaz, mü’minin hayatına çeki düzen verir; onu her türlü çirkinliklerden  haram ve yasakları işlemekten men eder.  ( Ankebut ayet 49 )

                Kur’ân’da namazını huşu ile eda eden ( Mü’minün ayet 2 ) ve “ muselli “ olmanın gerektirdiği inanç, söz, fiil ve davranış içerisinde olan ve namazı hayatına hâkim kılan mü’min doğru yolu bulmuş ve kurtuluşa eren  ( Lokman  ayet 4-5 ) kimseler oldukları ifade edilmektedir.

            İman, namaz ve diğer ibadetler, kul ile Allah arasında manevi bir ticarettir. Bu ticareti yapanlar, asla zarar etmezler. ( Fâtır süresi ayet: 29-30 ) İman edip Salih ameller işleyen, beş vakit

namazı dosdoğru kılıp servetinin zekâtını verenlerin mükâfatları Allah katındadır.. onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. ( Bakara 277 )          

135-Riya yapmayanlar

“ Rabbiniz Allah’a karşı gelmekten sakınınız. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Malınızın zekâtını veriniz. Âmirlerinizin ( Allah’a isyanı olmayan) emirlerine uyunuz. Rabbinizin cennetine girersiniz. Müjdesini vermiştir.” ( Tirmizi, Cihad, 29NO: 1759 IV,209 Müslim İmare , 38 11, 1469 )

            Hadislerle devam ediyoruz:

            Ebu Seleme’den gelen rivayette; Ebu Hüreyre (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı.

            “ Görmüş olasınız ki, sizden birinin kapısı önünde bir ırmak akıyor. O kimse dahi, o ırmaktan her gün beş defa yıkanıyor.

            Durumu anlatıldığı gibi olan bir kimsede, kir namına bir şey kalır mı?

            İşte beş vakit namazın misali budur. Allah-ü Teâlâ, beş vakit namaz kılan kimsenin hatalarını siler.”

            Osman b. Affan (r.a.) bir yere oturdu. Sonra su istedi ve abdest aldı. Bundan sonra şöyle dedi.

            Resulüllah (s.a.v.) Efendimizi gördüm benim aldığım abdest gibi abdest aldı. Sonra şöyle buyurdu:

            “ Bir kimse benim abdest aldığım gibi abdest alır da, kalkar öğlen namazını kılar ise.. sabah namazı ile bu namaz arasında işlediği ( küçük ) günahlar bağışlanır.

            Sonra kalkıp ikindi namazını kıldığı taktirde; öğlen namız ile bu namaz arasında işlediği ( küçük ) günahları bağışlanır.

            Sonra kalkar akşam namazını kılar ise, bu namaz ile akşam namazı arasında işlediği (küçük ) günahlar bağışlanır.

            Daha sonra yatsı namazını kılar ise bu namazla akşam namazı arasındaki ( küçük )  günahları bağışlanır.

            Bundan sonra o kimse yatıp uyur, sonra kalkar da, sabah namazını kılar ise,  yatsı ile bu namaz arasındaki, ( küçük ) günahları bağışlanır.

             Cafer b. Muhammed, babası ve dedesi yolu ile gelen rivayete dayanarak Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlattı:

            “ Namaz, Yüce Rabbı  C.C. ve melekleri hoşnut eden bir ibadet olup, peygamberlerin de sünnetidir.

            Namaz, marifet nuru, imanın aslı, duâ edilmesine amellerin makbul olmasına, rızıkta berekete, bedenin rahata kavuşmasına sebeptir.

136-Riya yapmayanlar

Namaz, düşmana karşı silahtır; şeytanı ürkütür.

            Namaz, kılan kimse ile semaların sahibi arasında şefaatçıdır.

            Namaz mümin kulun kabrinde lambasıdır.

            Namaz, mümin kulun kıyamet günü, yanında dayanak, münkir ve nekirin sorgu suâline cevap olur.

            Namaz mümin kulunun kabrinde yalnızlığını giderir, kendisini ziyaret eder. Taa, kıyamete kadar.

            Kıyamet günü geldiği zaman:  Namaz onun baş ucunda bir gölgelik başında taç, bedenine giysi, yürürken önde nur, cehennemle arasında perde olur.

            Namaz müminler için Yüce Rabbin huzurunda imanlarına bir delil, mizanı ağırlaştıran olur.

            Namaz sıratı geçirir, cennetin kapısına da anahtardır.

            Namaz tesbih, tahmid, takdis, tanzim, kıraat, duâdır.

            Tümden amellerin en faziletlisi, vaktinde kılınan namazdır.

            İbn-i Ömer(r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle dinlediğini anlattı.

            “ Beş vakit namaz dinin direğidir. Allah-ü Teâlâ imanı ancak namazla kabul buyurur.”

Enes b. Hakim Dabi, Ebu Hüreyre’nin (r.a.) şöyle dediğini anlattı.

Ailenin yanına vardığım zaman ; Benim Resulüllah (s.a.v.) den şöyle dinlediğimi anlattı.

“Kulun kıyamet günü hesaba çekilecek ilk şey namazdır; şayet tamam olur ise, kurtulur.

Şayet beş vakit namaz tamam değil ise, bakılır: Nafile ibadeti var ise, onunla tamamlanır.

Kalan amelleri için dahi, ayni işlem yapılır.” A.Kadir Geylen’i Gunyet’üt Talibin sayfa 906-907)

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

“Beş vakit namaz ve iki Cuma, bu vakit aralarında yapılmış (ağır azaba götürücü ) “kebair “ den başka günahlara kefaret olur. “( onları siler. )  ( Müslim Tirmizi )

137-Riya yapmayanlar

            Başka bir Hadis’te

            Hiç bir  ( mümin ) kimse yoktur ki; farz bir namazın vakti girince güzelcene abdest alır, rükü ve huşu ile namazı kılarsa, ( bu namaz ) içlerinde çok büyükleri olmayan, bütün geçmiş günahlarını silip yok etmesin. Bu hal ( mü’minin ) ömrü boyunca böyledir.”

            Başka bir hadis de :

            “Bir müslüman eksiksiz abdest alır, sonra ne okuduğunu bilerek namaz kılar ise mutlaka annesinden doğduğu günkü gibi günahlarından tertemiz olur.” ( Ukbe b. Amir , benzeri Müslim, diğer kitaplarda yer almıştır)

            Metindeki hadislerin ruhundan kolayca anlaşılacağı gibi namaz, Yüce Allah ile kul arasında önemli sözleşme maddesidir. Yani her kulun onu yerine getireceğine dair Yüce Allah’a söz vermiş olduğu bir farzdır. bu farzı titizlikle yerine getirilenlerin cennetlik olacağını da Yüce Allah vaat etmiştir. Yüce Allah’a verdiği sözü titizlikle yerine getirerek beş vakit namaz borcunu kusursuzca ödeyen kullar,  Yüce Allah nezdinde en üstün derecelere ulaşmaya hak etmişlerdir.

            Buna karşılık Yüce Allah’a karşı verdiği sözde durmayarak namaz borcunu ödemeyen kulların durumu  Yüce Allah’ın rahmetine ve adaletine kalmıştır.

            Yüce Allah, dilerse bu nembel kullara ödemedikleri borçların cezasını çektirir; dilersede günahlarına göz yumarak onları yine cennetine koyar. Peygamberimiz (s.a.v.) şu sözleri de ayni gerçeği dile getirir. “ Allah’dan korkar, beş vakit namaz borcunuzu öder. Ramazan ayında orucunuzu tutar, malınızın zekâtını vererek başınızdaki büyüklere itaat ederseniz cennete girmeyi hak kazanırsınız.” ( Yukarıdaki hadis dahil Nura doğru Cilt1, sayfa 324 kitabında

            Peygamberimiz buyuruyor ki:

            Namaz kılarken ( en az ) on âyet okuyan kimse gafillerden yazılmaz.”( Zübdet-ül Vaüizin )

            Ebü Hüreyre (r.a)  Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki:

            “ Beş vakit namaz ve Cum’a namazı, gelecek Cum’aya kadar ve Ramazan orucu gelecek Ramazana kadar, yapılan günahlara kefaretdirler. Büyük günah işlemekten sakınanların küçük günahların afvına sebep olurlar.   (Hakikat kitab evi Namaz kitabı sayfa 122 )

138-Riya yapmayanlar

Aradan işlenmiş olan küçük günahlardan kul hakkı bulunmayanları yok ederler. küçük günahları afv edilerek bitmiş olanların büyük günahları için olan azablarının hafiflemesine sebep olurlar.

            Büyük günahlarının afv edilmesi için tövbe etmek de lazımdır. Büyük günahı yok ise, derecesinin yükseltmesine sebep olurlar. Bu Hadisi şerif  ( Müslim) de  yazılıdır.

            Beş vakit namazı kusurlu olanların afv olmasına. Cuma namazları sebep olur.  Cuma namazları da kusurlu ise, Ramazan oruçları sebep olur.

            Ebü Zer-i Gaffari  diyor ki, Son bahar günlerinden birinde Resulüllah (s.a.v.) ile beraber sokağa çıktık,  yapraklar dökülüyordu. Resulüllah bir ağaçtan iki dal kopardı. Bunların yaprakları hemen döküldü.

            “ Ya Ebâ Zer!  Bir müslüman Allah rızası için namaz kılınca, bu dalların yaprakları döküldüğü  gibi, günahları dökülür.” Buyurdu. ( İmam –ı Ahmed

            Başka bir Hadiste de : Zeyd Bin Hâlid cüheni haber veriyor. Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki:

            “Bir müslüman, doğru olarak ve huşü’ile iki rekat nâmaz kılınca, geçmiş günahları afv olur.” ( İmam-ı Ahmed )

                Yani Allahü Teâlâ onun bütün küçük günahları hepsini afv eder. 

            Abdullah bin Amr- İbni Âs rivayet ediyor Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu.

            “ Bir kimse namazını eda ederse, bu namaz kıyamet günü nur, ve bürhan olur. ve cehennemden kurtulmasına sebep (vesile ) olur. namazı muhafaza etmezse nür ve burhan olmaz, ve necât bulmaz. Kârün ile, Fir’avn ile, Hâmân ile ve übey bin Halef ile birlikde bulunur.”

            Görülüyor ki bir kimse, namazı farzlarına vaciplerine sünnetlerine ve edeblerine uygun olarak kılarsa, bu namaz kıyamat de nür, içinde olmasına sebep olur. böyle namaz kılmağa devam etmezse kıyamet günü yukarıda adı geçen kafirlerle beraber olur. (Hakikat kitab evi Namaz kitabı sayfa 124 )

                        Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır.

            “ Özellikle Namaza devam edenlerle zekât verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar yok mu, işte onlara yarın büyük bir mükafat vereceğiz.” ( Nisa süresi ayet 162 )

Abdullah İbni Ömer (r.a.)  rivayet ediyor.

139-Riya yapmayanlar

“ Namazların vakitleri gelince hemen kılanlardan Allahü Taâlâ razı olur. vakitlerinin sonunda kılanları da  afv eder.” ( Tirmizi )

            Abdullah bin Amr’den merfu olarak rivayet edilen bir hadis şerif de şöyledir.

            “ Kul namaz kılmak için kalktığı zaman, günahları ile gelir. Günahları başının üzerine veya boynunun üzerine konur. Her rükü ve secde de bunlar düşerler.” ( İbni Hıbban  İslam fıkhı Ansiklofedisi )

Yani inşallah hiçbir şeyi (günahı ) kalmayıncaya kadar günahları dökülür. 

                               Muaz  b.  Cebel ‘r.a.) den Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet edildi.

            “ Kim sabah namazını kıldıktan sonra on defa: > Lâ ilâhe İllalâhu vahdehü lâ şerike lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü bi yedihi’l- Hayri vehüve alâ külli şey’in kadir.” Derse kendisine yedi şey verilir.

 

            1-  Allah ona on sevap yazar,

            2 – On günahını siler,

            3-  Mertebesini on derece yükseltir,

            4-  On köle azat etmiş sayılır,

            5-  Şeytana karşı muhafaza eder,

            6-  Hoş olmayan hallerden onu korur,

            7-  Şirk’ten başka o gün işlediği günahlar bağışlanır, 

                Kim de bu tesbihleri akşam namazını kılınca söylerse o gece ( de ) kendisine yukarıdaki yedi şey verilir. ( Allah’ın himayesinde olur.)”  ( İbni Ebid’dünya ve Tabarani )       

Muaz  b.  Cebel ‘r.a.) Den Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet edildi.

                “Kim sabah ve ikinde namazlarından sonra üçer defa – Esteğfirullâh ellezi lâ ilâhe illâ hüve’l-Hayyu’l-Kayyume ve etübu ileyhi derse günahları deniz köpükleri kadar da olsa silinir.” ( İbn’s Seniy Tergib ve terhib 1/ 447 )                

                Harıs b. Müslim  et-Teymi  (r.a.) der ki: Bana Resulüllah (s.a.v.)  dedi ki:

                “ Sabah namazı kılınca, dünya kelamı konuşmadan  önce yedi defa :

140-Riya yapmayanlar

Allahümme ecirni mine’n-nâr ( Ey Allah’ım! beni ateşten koru ) diye dua et, o gün ölürsen Allah  ateşe karşı seni himayesine alır.

            Akşam namazını kılınca dünya kelamı konuşmadan yedi defa: Allahümme ecirni min’e-nar diye dua et o gece ölürsen Allah ateşe karşı seni himayesine alır.”

( Nesâi, Ebu Davud da Haris b. Müslim’den, o da  Ebu Zera ve Ebu Hatem Er-Razi de böyle söylemiştir.

            Ebu Ümamme (r.a.)’den    Resulüllah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğu rivayet edildi:

            “Kim sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra gün doğuncaya kadar oturarak Allah’ı zikreder, sonra kalkar iki rekât ( kuşluk/ işrak /  namazı ) kılarsa bir hac ve ümre sevabı olarak evine döner.” ( Teberâni )

            Enes (r.a.)’in Merfu olarak rivayet ettiği hadis de Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu dedi.

            “ Benim mescidimde kılınan bir namaz on bin namaza denktir. Mescid-i Haramda kılınan bir namaz yüz bin namaza muadildir. Askeri karargahta kılınan namaz iki milyon namaza eşittir.  Bütün bunlardan daha çok faziletlisi kulun gece yarısı sırf Allah- azze ve cele-ın katında olan sevabını dileyerek kıldığı iki rekat namazdır.” ( Ebu’ş-Şeyh İbn Hıbban- Kitabu’s Sevep rivayet etmiştir. Tergi. 2/ 45 )

 

            Hadis no : 7669 Ebü Übeyde ‘den (r.a.)den rivayetle;

            “Namazlardan hiç biri Cuma günü cemaatle kılınan sabah namazından daha faziletli değildir. bu namaza katılan kişinin günahlarının mutlaka bağışlanacağını ümid ederim.” ( Tabarani’nin Kebirinden Camiü’s-Sağir 4/ 1454)

            Muaz b. Enes el-Cüheni (r.a.) rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.)

            “ Kim  > Kul huvellâhu ahad < süresini on defa okuyup bitirirse, Allah kendisine cennette bir köşk yapar.”

 Bunun üzerine, Ömer b. Hattab:

“ Ya Resulüllah! çok okumak istersek? diye sorunca:

“ Allah rızası için çok oku ve güzel yap.” Buyurdu.  ( Ahmed)

            Hadis No: 3426  Cabir (r.a.) rivayet ediyor.

            “ Üç şey vardır ki, kim imanlı olduğu halde onları yerine getirirse cennete dilediği kapısından girer ve istediği yerde hurilerle evlendirilir. Ölmeden önce katilini affeden, üzerindeki kimsenin bilmediği borcu ödeyen ve

141-Riya yapmayanlar

her farz namazdan sonra on defa ihlas süresini okuyan.” ( Ebü Ya’la’nın Müsned’inden Câmiü’s-Sağir hadis kitabı 2 / 852

            Hadis No: 3671 Osman (r.a.) rivayet ediyor:

            “ Yatsı namazını cemaatle kılan gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibidir. Sabah namazını cemaatle kılan kimse bütün geceyi ibadetle geçirmiş gibidir.” ( Müslim, Mesacid: 260 Buhari, ezan: 34: Tirmizi, selat 51; İbni Mâce, Mesacid 18,             )

            Hadis No: 3724 Ebü Ümmame’den (r.a.) rivayetle) :

            “ Her farz namazdan sonra Âyetü’l-Kürsi’yi okuyan kimsenin cennete girmesi için

ölümden başka yoktur.” ( Nesâi ve İbn Hıbban )bir engel

            Hadis no: 725 ‘Aişe (r.a.) ‘dan Peygamber (s.a.v.)

                        “ Sabah namazının iki rekat nafilesi, dünya ve dünyanın içerisinde kilerinden daha hayırlıdır.” buyurmuştur.( Sahih-i Müslim  1/ 364 ) 

Namazın İnsana kazandırdıkları :

            Namaz kulun Allah Teâlâ’ya yakın olmasına sebeptir. Bir ayette şöyle buyruluyor.

            “ Ben insan ve cinleri yalnız bana ibadet etmeleri için yarattım.” ( Zâriyat Süresi ayet: 56 )  

             Allah Teâlâ  bir ayette şöyle buyuruyor.

            “ Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz namaz, huşu sahipleri dışındaki insanlara ağır gelir. “ ( Bakara 45  )

            Nitekim Allah Teâla bir ayette şöyle buyurdu ki:

            “ Namazı kıl. Çünkü,  namaz fuhuştan ve kötülüklerden alı kor.” ( Ankebut 45 )            

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

“ Bu beş vakit namaz, bir kimsenin evinin önünde akan berrak bir su gibidir. O kimse günde beş def’a bu suya girse, üzerinde kirden eser kalır mı? Ashab-ı Kirâm hayır, kalmaz ya Resulüllah, dediler. Tekrar buyurdu ki:  “İşte beş vakit namaz da, suyun kiri temizlediği gibi günâhları temizler.”   ( Nura doğru, Cilt 1 sayfa 332

            İslâm’ın beş temel esasından biri olan, beş vakit namazı kılanın hayatta en az beş kazancı vardır.               

142-Kısa, Kısa Hadis özeti

Birincisi               :Namaz, doğruluk ve emin olma faziletini geliştiren inzibati, amelî bir mekteptir. Kötülükler-den alı kor.

 İkinci faydası      :   Ruhu ve iradeyi kuvvetlendirmesidir.

            Üçüncü faydası       :Allah Teâlâ’ya ibadet sebebi ile güç kazanmak, (takvada )üstünlük elde etmektir.

            Dördüncü faydası :  Dünya dan ve dünyanın tezahürlerinden yücelmektir.

            Beşinci faydası      :   Dünyanın zevklerinden ve dünyevi şehvetlere dayalı nefsani arzulardan uzaklaşmak, diğer insanlar katında nefis için, tatlı olan rütbe, mevki, mal ve saltanat gibi şeylerden uzak olmaktır.  

                        Namaz kılan , Allah’a ve Peygambere itaat etmiş ve en faziletli ibadeti ifa etmiş olur.

                        Kısa, kısa hadis özeti :

            Namaz ; ilk defa farz kılınan, ahirette ilk sırada hesabı sorulacak olan ibadettir. çünkü namaz dinin direğidir. Ve imanın alameti, ve amellerin en faziletlisi ve Allah’a en sevimli olanıdır.” ( Nesai, Salât, 9,1, 231. 233, Acluni, keşfü’l-Hafa, II ,39- 40. )

                        “Ameller)in Allah Teâlâ‘ya en sevimli olanı hangisidir? “  sorusuna,

                        Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “ Vaktinde kılınan namazdır.” Buyurmuştur.

           Yüce Allah şöyle buyuruyor. 

            “ Namazı dosdoğru kılın, .” (  Bakara 43 )

            Rivayete göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

            “ Namaza duran iki kişi görürsünüz. Rükuları ve secdeleri aynidir. Ama ikisinin namazı yerle gök arası kadar fark vardır.” ( Tenbihül Gafilin Sayfa  710 )  Buna benzer İhya-i Ulüm’i’-Din titabıın 2/498 sayfasında  İbnil muhberç ( veya mihber ) rivayet etmiş “ Akıl “ Bahsinde Ebu Eyyüb-ül Ensâri’den benzerini rivayet etmiş mevzu olduğunu da kayıt edmiştir.

                  Biri bütün kalbi  ile Yüce Allah’a dönüktür. Öbürü ticaret, şehvet, oyun ve oyalama vesvese içindedir huşu içinde değildir.          

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: 

“Kalbin hâzır olmadığı namâza Allahü Teâlâ bakmaz.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

143-Namaz günahlara kefarettir

“ Allah, namaza devam edene beş hasletle ikramda bulunur. a) geçim sıkıntısını giderir. b) Kabir azabını kaldırır.  c) kitabını sağından verir,  d) bu kimse sırattan şimşek gibi geçer. 

Ebu Ümmame (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti.

“Kim her namazın sonunda  -- Ayete’l-Kürsi’yi , okursa Cennete girmesinde ancak ölüm engeller. Ölünce mutlaka cennete girer.” (Nesâi, Teberani, Ebu’l Hasan, İbni Hıbban )

Tabarani Bu Hadis Şerife – Ayetü’l Kursi’ye , Kul huvellahu ehad-ın da ( okunmasını) ilave etmiştir. .

Hz. Ali oğlu Hz. Hasan (r.a.) Resulüllah (s.a.v.)in şöyle buyurduğunu rivayet etti.

“ Kim her farz namazın sonunda – Ayete’l –Kürsi’yi okursa, diğer namaza kadar Allah’ın zimmetinde ve güvencesinde olur.” ( Teberanni )

 

Namaz Günahlara Kefarettir

Cenab-ı Hak buyuruyor.

“ Gündüzün iki tarafında ( Sabah öğle ve kinde ) Gecenin de yakın saatlerinde (Akşam ve yatsı ) Namazı kıl. Çünkü iyilikler (İbadetler )  kötülükleri  ( günahları ) Giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere güzel bir hatırlatmadır.” ( Hud süresi ayet 114 )

Ayetin iniş sebebi şöyledir: Ashabtan Ebu’l Yeser (r.a.) anlatıyor. Hurma satın almak için bana bir kadın geldi. evde bundan daha iyi hurma var dedim. Benimle beraber eve girdi. Eve girince ona sarıldım ve onu öptüm. Sonra Ebu Bekir’e (r.a.) gittim, olayı ona anlattım. Ebu Bekir: “Tövbe et, kimseye haber verme kendini  rezil etme.” dedi. bu durum beni rahatsız etti, sabredemedim. Resulüllah (s.a.v.)’in huzuruna gittim. Durumu ona arz ettim.

Allah Resulü şöyle buyurdu:

“Karısına böyle davranarak Allah yolunda cihada çıkan bir gazinin yerini böylemi tuttun.” Bunun üzerine Ebu’l Yeser kendisini cehennemlik zan ederek, “ Ah! Bu ana gelinceye kadar keşke İslâm-ı kabul etmemiş olsaydım.” Diyerek çok üzüldü. Allah Resulü uzun zaman başını eğdi, sonunda yukarıdaki ayeti Allahü Teâlâ’nın indirdiğini haber verdi. Ebu’l Yeser bunun üzerine Resulüllah’ın huzuruna vardım, Allah Resulü bu ayeti bana okudu. günahımın af olduğunu müjdeledi.

Ashab, “ Ya Resulülla! Bu müjde özel olarak Ebe’l Yeser için mi, yoksa genel olarak insanların hepsi için mi?“ diye sordu. Allah  Resulü, “Hayır genel olarak insanların hepsi içindir.”  buyurdular.

144-Namaz günahlara kefarettir

Ebu’l Yeser hiç kimsenin görmediği bir yerde bu günahı işlemişti. Buna rağmen kendisi bunu açıklamıştır. Günümüz insanının anlayışına göre akla sığmayan bir cesaret ve pişmanlık göstererek bu günahın çaresini bulsunlar ve kendisini cehennem azabından kurtarsınlar diye önce Hz. Ebu Bekir’e, sonra  Allah Resulüne müracaat ederek cezasının verilmesini ısrarla istemiştir. ( Namaz Mucizeleri sayfa 66---69 )

Ebu Hüreyre (r.a.) Rivayetye resulüllah Efendimiz (s .a.v.) şöyle buyurduğunu riv ayet ediyor:

“ Size günahları silip süpüren, dereceleri yükselten bir şeyi haber vereyim mi? zor şartlarda abdest almak, uzak yerlerden mescidlere gitmek ve namazı kıldıktan sonra diğer namazın beklentisi içinde olmaktır. işte bu bir cihattır, bu bir cihattır, bu bir cihattır.” ( Buhâri,Vuzu’b; Müslim, Tahare 34,41, Tirmizi Tahare; 39; Nesei, Zekat 1; Tahare,102; İbni Macce, Tahare 5,49; Mesacid 14 Tabarani, Sefer 55 Dâriri: Vudu30 <9           

            Hadis No: 6260 Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayetle:

            “ Günahların kefareti sağuk ve sıcak gibi sıkıntılı anlarda güzelce abdest almak, camiye gitmek için yolu adımlamak ve bir namazı kıldıktan sonra diğerinin beklentisi içinde olmaktır.”  (Müslim, Tahare,41;Tirmizi: 39 Tefsir-i Süre38: Tahare 180, İbni Mace, Tahare, 49, Mesacid,: 41, Müsned, 1368 2,235 )

Bu Hadis-i şeriften beş vakit namazın, küçük günahlar hakkında tövbe yerine geçeceği anlaşılmaktadır. 

Allah’ın Resulü,

Büyük günah işlemedikçe beş vakit namaz, Cuma namazı, diğer Cumaya kadar aralarında ki günahlara kefarettir.” Buyururlar.

Yine, 233 nolu hadis-i Şerif de

Büyük günahlardan kaçınıldığı zaman beş vakit namaz. Cuma namazı diğer Cumaya kadar ve Ramazan orucu öbür Ramazan’a kadar aralarındaki günahlara kefaret olur.” buyuruyorlar. ( Müslim,H.N:233 )

Ebu Umametu’l Bahili anlatıyor:

“Allah Resulü ile beraber oturuyorduk. Bu sırada adamın biri gelerek Peygamberimize, “ Ya Resulüllah! Ben had cezasına çarptırılmayı gerektiren bir günah işledim. bana had cezasını uygula.“ dedi. Peygamberimiz adama hiç cevap vermedi. Adam ayni sözleri tekrarladı. Peygamberimiz ona yine cevap vermedi. Bu arada namaza kalkıldı. Namazdan sonra adam, Peygamberimizin peşine düştü. Bende başına ne geleceğini merak ettiğim için gözlerimi adamdan ayırmıyordum.

Bir ara Peygamberimiz adama,  “ S öyle bakalım buraya gelmek üzere evinden çıkmadan önce güzel abdest almıştın değil mi?” adam ‘ Evet aldım, Ya

145-Mescid-i Harem de kılınan namaz

Resulüllah!’ dedi. Peygamberimiz “Sonra da geldin, bizimle birlikte namaz kıldın, değil mi?“  diye sordu? Adam bu soruya da ‘ Evet Ya Resulüllah’ diye cevap verdi. bunun üzerine, Peygamberimiz sözlerini şöyle bağladı.

“ O halde Yüce Allah senin had cezanı affetti.” ( Buhâri, Müslim, Ebu Davud )

İsterseniz az önce okuduğumuz Müslim’in rivayet ettiği 233 nolu hadisi tekrar okuyalım!

                   Mescidi Haram’da kılınan Namaz

İbn-i Ömer’in Allah ondan nazı olsun – rivayet ettiğine göre; Peygamber efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“ Benim Mescidim de kılınan bir vakit namaz, Mescid-i Haram dışında kalan diğer mescitler de kılınacak bin vakit namaza denktir.

                        Ayni konu ile ilgili diğer bir hadis de şöyledir.

            “Benim Mescidimde kılınan bir vakit namaz, Mescid’i Haram dışında kılınan kalan diğer Mescit’lerde  kılınacak bin vakit namazdan daha üstündür. Mescid’i Haram da kılınan bir vakit namaz diğer mescidlerde kılınacak yüz bin vakit namazdan daha faziletlidir. Allah yolunda savaşırken kılınan bir vakit namaz ise diğer zamanlarda kılınacak iki yüz bin vakit namazdan daha hayırlıdır.

Dikkat ediniz!  Size bundan da daha faziletlisini söyleyeyim. Bu da her hangi bir kimsenin karanlık bir gecede sırf Allah’ın vereceği sevabı kazanmak amacı ile yatağından kalkarak güzel bir abdest aldıktan sonra kılacağı iki rekat  namazdır.” ( Tenbihü’l-Gafilin )

Enes b. Malik  (r.a.) Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor.

“ Benim mescidimde aralıksız kırk namaz kılan kimse için Cenennemin kurtuluş beratı, azaptan kurtuluş beratı yazılır ve nifaktan kurtulmuş olur.”    ( İmam Ahmat, Teberanni Evsat’ında rivayet etmişlerdir.)

Bir Hadisi şerifinde Resulüllah Efendimiz şöyle buyurduğunu anlatıldı.

“ Bir namaz kılan vardır ki, onun dört yüz namaz sevabı olur. 

Bu dört yüz rikât namaz sevabı olan şu kimsedir. Namazını Beyt-i  (Kâbe’de) kılar hem de cemaatle ve imamla ilk tekbiri almayı kaçırmadan.

Bir namaz vardır ki, onun iki yüz namaz sevabı vardır.

İki yüz namaz sahibi olan şu kimsedir. “İnsanlara imam olmuştur amma namazın hükümlerini bilerek (kılmıştır ).

146-Mescid-i Harem de kılınan namaz

 Bir namaz kılan vardır ki, onun yüz elli namaz sevabı vardır.

Yüz elli namaz sevabı alan kimse şudur : M ü e z z i n ..

 

“Bir namaz kılan vardır ki, onun yetmiş namaz sevabı vardır.

 Yetmiş sevap alan şu kimsedir ki, Namaza başlarken, misvâk kullanır. Abdestini güzel alır. Namazını da camide cemaatle kılar..

 

Bir namaz kılan vardır ki, onun yirmi yedi namaz sevabı vardır.

Yirmi yedi namaz sevabı alan şu kimsedir. Namazını mescide cemaatle kılar abdestini de güzel alır,  ilk tekbiri de kaçırmaz..

 

Bir namaz kılan vardır ki onun on namaz sevabı vardır.

On namaz sevabı alan şu kimsedir ki, Namazını cemaatle kılar; ama ilk tekbiri kaçırmıştır.

 

Bir namaz kılan vardı ki, onun bir namaz sevabı vardır.

Bir namaz sevabı alan şu kimsedir ki: Tek başına cemaate gitmeden namaz kılar.    

(Namaz kıldığı halde) hiç namazı olmayan o kimse ise şudur. Tavuğun yerden tane topladığı gibi yatıp kalkar; rükünü secdesini tamamlamaz( Ta’dili erkana ve adaba uymaz) bu son anlatılan o kimsedir ki namazı dürülüp bükülür, eski paçavra gibi yüzüne atılır.

Ve kendisine şöyle denir:

Namazını korumadığın için, Allah da seni korumasın.” ( Gunyetüt Talibin 922-923 )

Peygamber Efendimiz (s.a.v. ) şöyle buyurdu :

            “ Allah hiçbir kula kıldığı iki rekattan daha değerli bir ibadet emretmedi ve ( namaz ) kılan kullun üstüne namaz kıldığı müddetçe, Allah’ın ihsanı yağar.”  (Nura doğru 1/325)

147-Namaz Hikmetleri

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            ”Gündüzün iki tarafından ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl! Çünkü iyilikler. Kötülükleri giderir. Bu, algılaması olanlara bir öğüttür.” ( Hüd süresi ayet 114 )

        Namazın Hikmetleri  ( Namaz ve Sağlığımız  )

            Müslüman, namazı Allahü Teâlâ’nın emri olduğu için kılar. Rabbimizin emirlerinde bir çok hikmet, fâide vardır. yasakların da da  bir çok zararların olduğu muhakkaktır.  Bu faide ve zararların bir kısmı bu gün tıp mütahasıslarınca tespit edilmiş durumdadır. İslamiyet’in sağlığa verdiği önemi, hiçbir din ve düşünce vermemiştir. Dinimiz ibadetlerin en üstünü olan namazı, ömrümüzün sonuna kadar emir etmiştir. Namazı muntazaman kılan, sağlık için olan faidelerine elbette kavuşur. namazın sağlık yönünden sağladığı faidelerden bazıları şunlardır. 

            1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz, ve günün muhtelif saatlerin de olduğu için devamlı dinç tutar.

            2- Günde ortalama başını seksen def’a yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hâfıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bu gün tıpta sıkça rastlanan “ Demens senil “ denilen bunama hastalığına uğramazlar.

            3- Göz merceklerinin dinlenebileceği en rahat mesafe bir buçuk metreye bakmaktır. Göz merceklerimiz ancak kas ılmadan bu mesafeyi gördü zaman rahatlar. Namaz kıla, secde yerine baktığında göz merceklerini dinlendirmektedir. Günde kırk defa hesabıyla bu dinlenme takriben bir saat tutar ki, bu nimet göz için bulunmaz bir sağlık reçetesidir.

            4- Namaz kılmaktaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolaysıyla safra kesesinin birikinti yapmamasına, pankrestaki enzimlerin kolayıca boşalmasına yardımcı olacağı gibi kabızlığın giderilmesin de de rolü büyüktür. böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır.

            5- Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılmayan adale ve  eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçleme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutmalarını önler.

            6- Vücut sağlığı  için temizlik muhakkak lazımdır. Taharet, Abdest ve gusl, hem maddi hemde manevi bir temizliktir. İşte namaz temizliğin ta kendisidir. Zira hem bedeni hemde ruhi temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusl bedeni temizliği sağlar ibadet görevini yerine getiren bir kimse, Allah’ı hatırlar ve zikir etmektedir. Allah’ı zikretmek olan namaz, insanın hem bedenine, hem de ruhuna şifadır.

148-İki Dakika Teffekür edelim mi?

            Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Onlar inanmışlar, kalpleri Allah’ı zikirle huzura kavuşmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah-ı zikir etmekle huzura kavuşur.” ( Ra’d süresi ayet 28 )

                7- Koruyucu hekimlikte  muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir. 

            8-  Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hatta vücuda da biriken statik (durgun) elektiriklenme, secde yapmakla topraklama yapmış olur. böylece vücüd tekrar zindeliğe kavuşur.

            Namazın bu faidelerine kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte temizliğe çok yememeye ve yenilen gıdaların helal ve temiz olmasına da dikkat edilmesi da lazım. 

            Peygamber Efendimiz ( s.a.v.) şöyle buyuruyor.

            “ Namazda şifa vardır. “ “ ( Ahmed İbn-i Hanbel 2/390 )

            Namaz, Fransız Doktorlarına Göre Büyük Romatizma İlacı :

            Günaydın gazetesi 5.8.1983 tarihinde şöyle bir başlık atmıştır.“Fransızlara göre romatizmanın ilacı beş vakit namaz”            

            Fransız doktorlar, romatizma, bel ve sırt ağrılarından şikayet eden hastalarına müslümanlar gibi namaz kılmalarını tavsiye ediyorlar. Günde beş vakit namaz kılmanın romatizma ağrılarına çok iyi geldiğini belirten doktorlar, namaz  kılarken yapılan hareketlerin en iyi jimnastik hareketleri olduğunu söylüyorlar.

            Fransız doktorlar, namaz sırasında yere doğru eğilip kalkmanın diz kapaklarındaki ağrılarını giderdiğini, secde etmenin ise bilhassa sırt kaslarını geliştirmekte büyük fayda sağladığını savunuyorlar. ( Günaydın Gazetesi 5.8.1983 )

            İki Dakika Teffekür edelim mi?

Biz müslümanlar namazı haşa bir jimnastik yapalım hareket yapalım diye namaz kılmıyoruz.

Biz müslümanlar namazın Allahü Teâlâ’nın emri olduğunu kesinlikle biliyoruz ve her müslümana günde beş vakit farz namazı ve sünnetleri eda etmek,  Allahü Taâlâ’nın emrini yerine getirmek için namaz kılıp ibadet ediyoruz.

                        Yüce Rabbimiz, haşa  kimseye eziyet ve zülüm etmez, Allahü Teâlâ “ Namazı dosdoğru kılın, .”buyurmaktadır (  Bakara 43 )    Bunda elbette

149-Namaz kılma bir rica değil bir emirdir

bizim bilmediğimiz bir ilahi hikmet bir sır bir mucize vardır,  namazla ilgili belki yüzlerce ayet mevcuttur. Biz müslümanlar Allahü Taâlâ’nın emrine uyma mecburiyetindeyiz. Çünkü  O bütün kainatın Rabbi olduğu gibi bizimde Rabbi’mizdir.

                        Kısacası biz Müslümanlar olarak, Allahü Taâlâ’nın emri olan ve  islamın beş şartından biri olan “ Namaz kıl “ emrini, diğer emirleri gibi  kayıtsız ve şartsız olarak yerine getirmeye mecburuz çünkü Rabbimiz bize emir etmiştir,  namazı da farz kılmıştır. Namazımızı kılacağız. diğer emirlerini de yerine getireceğiz.

                        Rabbim ise namaz kılanlara hareketlerinden dolayı  vücutlarında bazı rahatlamalar (faydalar) verir veya vermez.  Ahiret için de, az veya çok, sevap verir veya vermez, kulluk görevlerini yapıp da  namaz kılanların dualarını kabul eder veya etmez,  Cennete gönderir veya Cehenneme gönderir. Haşa kimse Allahü Taâlâ’dan pazarlık yapamaz hesapta soramaz kimsenin hakkı da değil, haddi değildir. Taktir yalnız ve yalnız. Yüce Allahü Taâlâ’nındır. Biz Allah-ü Taâlâ’ya iman etmişiz.

                        Ama, Yüce Allah Taâlâ’ya kulluk edenlerin, namaz kılanların ve tüm ibadetlerini yapanlara bu dünya da vücutlarına bir rahatlama bir fayda getirirse, Allahü Taâlâ , namaz kılanları ve  tüm emirlerine uyanları, yani kulluk görevini yapanların,  dualarını kabul edip onlara bol sevap verip günahlarını af ederse, Ahirette ( Kıyamette de cennet ile onları ödüllendirirse, bu Yüce Rabbimizin, gerçek kulluk görevini yapanlara, ekstra bir lütfü bir ikramı bir ödülüdür. Taktir yalnız ve yalnız, Yüce Allah’ındır  

                        Haşa hiç kimse O’ndan hesap soramaz. O herkesten hesap sorar.

 

           

    Namaz bir rica değil bir  emir olduğu gibi, ayni zaman da bir ölçüdür.                

Selman-ı Farisi—Allah ondan razı olsun. diyor ki,

“Namaz ölçüdür Kim dürüst ölçerse Allah’tan karşılığını tam olarak alır. kim ölçüde hile yaparsa, Yüce Allah’ın hileli ölçü tutanlar hakkında ne buyurduğunu biliyorsunuz.”(Tenbihül Gafilin 708 )

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

Eksik ölçüp tartanlara yazıklar olsun.” ( Mutafiffin süresi ayet 1 )

150-Namazı Terk etmek veya Kılmamanın hükmü

Abdullah b.Ali veya  Ali b.Şeyban (r.a) Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurduğunu anlattı.

“ Bir kimse, rükûunda ve secdesinde belini düzeltmez ise.. Allah-ü Teâlâ onun namazına bakmaz.” ( Gunyet’üt Talibin sayfa 949 )

                        Allah Reasulü başka bir hadiste:

            “ Farz namaz meselesi, terazi mes’elesine benzer. Kim onu doğru tartarsa ayni muamele ile karşılaşır.” ( Yezid Er-Rekkaşi İhya-i Ulüm’id-Din /496 )

            Enes b. Malik (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti.

            “Dikkat ediniz, bir kimse yatsı namazını kılmadan yatar ise melekler şöyle derler:

            Gözüne uyku girmesin; gözün aydın olmasın, sen bizi, nasıl bağladıysan, Allah cennetle cehennem arasında seni bağlasın…”( A.K. Geylani, Gunyet’üt Talibin 918 )     

Yani: Sen bizi, nasıl hapsettiysen, Allah da seni öylece, cennetle cehennem arasında hapsetsin.

                        Namazı Terk etmek veya  Kılmamanın hükmü :

                        Allah Teâlâ Şöyle buyuruyor.

                        “ Allah’a itaat ederek namaz kılın.” ( Bakara 238)                

            Yukarıda ilk sayfa da namaz anlamında okuduğumuz gibi “ Salat’  Namaz’ın bir adı da, “zikir “ dir.

                        Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

                        Kim Rahman olan Allah’ın zikrinden göz yumarsa, biz ona şeytanı musallat ederiz.” ( Zuhruf süresi ayet 36 )

Bütün alimler namazın farz olduğunu inkar eden kimsenin kâfir ve mürted olduğunu hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü namazın farz oluşu Kur’ân sünnet ve icmadan kesin delillerle sabittir. Tembellik ve  umursamazlık sebebiyle namazı kılmayan kimse günahkardır,  fasıktır.”                ( İslam fıkıhı ansiklopedisi 1/387 )

İsterseniz, çok özetle “ Fasık  “’ın anlamını yazalım!

Fasık, dini vecibeleri (emirleri ) bildiği halde, yani farz, vacip, sünnet, nafile ibadetleri bildiği ve inandığı halde, tembellik, umursamazlık, ihmalık yaparak ibadetini erteleyenlerdir veya yapmayanlardır.

151-Namazı Terk etmek veya Kılmamanın hükmü

Yüce Rabbim bizleri münafıklıktan, riyakarlıktan ve fasıklıktan korusun. Gerçek mü’minlerden eylesin, mümin olarak yaşatsın, mümin olarak öldürsün, mümin olarak da diriltsin.

Namaz kılmamak hem dünya, hem de ahiret azaba uğramayı gerektiricidir. Ahiretteki azap ile ilgili ayet ise;

 

 Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Mücrimlere soracaklar ki, sizi cehenneme koyan şey nedir? “ Biz Namaz kılanlardan değildik diyecekler.” ( Müddesir. 43 )

Başka ayette: “ Namaz kılıp da namazlarından gafil olanlara azap vardır. (Mâün süresi ayet 4 ) 

Yine başka birn ayette :   Onlardan öyle bir nesil geldi ki, namazı kılmadılar ve şehvetlerine uydular.” Onlar yakında gayya kuyusuna gireceklerdir.” ( Meryem süresi ayet 59)

Hz. Peygamber  Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdu. “ Bilerek namazı terk eden kişiden, Allah ve Resulünün zimmeti uzaktır ( Bu Hadisi Ahmed isnadı ile Mekhul’den rivayet etmiştir. )

Başka Hadis de.“Bir Kavme benzemeye çalışan onlardandır.”(Ebu Dâvud, Libâs 4; Müsned 2:50 )

AÇIKLAMASI :

 Biz kimi örnek alırsak kime benzemeye çalışırsak onlardanız, hani Hz. Ali’ye birisi sormuş ben kimim. Hz. Ali (r.a.) şöyle cevap vermiş, sen arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim.

Bu güzel sözü ferdi olarak biraz tefekkür edersek,  demek ki, bizim arkadaşımız, kabilemiz parti, derneğimiz ve en çok sevdiğimiz  arkadaşımız neyse hangi fikir ve ahlaktan ise bizde onlardanız ve onlardan yanayız, bunun başka izah tarzı yoktur. yani kısacası iyi arkadaşlar kişinin iyiliği, kötü arkadaş da kötülüğünün işaretidir. bunun için arkadaşlarımızı iyi seçmeliyiz,

Başka bir hadis de “ Kiminle isen onunla haşır olacaksın,”

Yine başka Hadis de : Hadis no: 8585 İbni Abbas rivayet ediyor:

152-Hikaye

“ Kim bir namazı terk ederse, Allah’ın huzuruna Allah kendisine gazap etmiş olarak varır.”( Teberani’nin Kebirinden C. Sağir 4/1556 )

Başka bir Hadisde; İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor.

“ Güvenirliği olmayanın kâmil imanı yoktur. Temizliği olmayanın namazı yoktur. Namazı olmayanın dine bağlılığı yoktur. Dinde namazın yeri bedende başın yeri gibidir.” ( Teberâni’nin Evsafından C. Sagir. 4/1636 )

Namaz kılmamanın dünyadaki cezasına gelince: tembelliğinden veya umursamazlığından dolayı kılmayanlar haklarında fakihlerin farklı görüşleri vardır. konuyla ilgili detaylı bilgi için.Bakınız. Feza Yayıncılık İslam fıkhı Ansiklopedisi  cilt 1- sayfa, 388

Hadis No: 3170 Câbir’den rivayetle : Efendimiz (s .a.v.) şöyle buyurmuştur.

“ Kişi ile şirk ve küfür arasındaki perdenin kalkması namazı terk etmektir. Namaz Küfre ve şirke engeldir.” ( Müslim, İman:134; Tirmizi, İman:9 İbni  Mâce, ikame: 77; Dârimi, Salat, 29; Müsned, 3:370,390, Ceamiü’S-Sağir cilt 2 sayfa 801 )

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

“ Münafıklarla bizim aramızdaki ahid namazdır.; şu halde her kim, namazı terk ederse muhakkak küfretmiştir.

Başka bir hadiste : Muhakkak namazı terk eden insan, küfür ile inkar arasındadır ve insanı şirk ve küfre götüren bir davranıştır.”Nura doğru Cilt 1,sayfa 327

            Bu arada, Cübbeli Ahmet hocanın sohbetinden aldığım bir Hikayeyi okuyalım mı ?

            H İ K A Y E

            Bir gayri müslüm adam bir Kurban ( veya adak ) kesmek istemiş, bilenlerden sormuş, kurbanı sen kesemezsin sen gayri müslimsün, kurbanı bir müslümanın kesmesi lazımdır.

            Adamda her nasılsa bir güçlü kuvvetli bir Müslüman bulamayınca hasta ve çok yaşlı bir Müslüman bulmuş, yaşlı Müslüman demiş ki, ben yaşlı ve hastayım bu hayvanı yüzemem ama kafasını koparır sana teslim ederim, demiş, adamda kabul etmiş.

153-Hocanın verdiği Fetva

            Yaşlı Müslüman zar zor hayvanın kafasını kesiyor, benim işim bitti deyip gidiyor.

            Gayri Müslim adam eline bıçağı alıp, hayvanın derisini soymak istiyor biraz derisini soyunca, her tarafı kan ravan içinde kalıyor. Bu iş benim işim değil, gidip bir Müslüman bulup gelsin derisini yüzsün, eti parçalasın bana versin onun el emeği ücreti neyse öderim diyor.

            Eli bıçaklı her tarafı kan  olmuş eli bıçaklı olan gayri Müslim,  hemen yanı başında bulunan camiye gidiyor. Cami cematı da vakit namazını kılmış dışarı çıkmak üzeredirler.

            Küçük bir belde olduğu için Müslümanlar,  o gayri müslümü tanıyorlar, o gayri müslümü eli kanlı her tarafı kan ravan içinde görünce, Müslümanlar soruyorlar hayır ola bu ne haldir ve camiye neye geldin.

Gayri müslüm şöyle der. Ben bir Müslüman arıyorum, her kes imama bakar ve imamı işaret ederler, gayri müslüm imama (hocaya)  gider ve şöyle der.

Hocam ben bir Müslüman arıyorum? Hoca gayri müslümin o eli bıçaklı, üstü hep kanlı görünce onu katil olarak yanlış anlar ve kısacası  hoca çok korkar.

Hoca şöyle der. İki namaz kılmakla Müslüman mı olunur.

 

Konu hakıkında biraz tefekkür edelim mi?

            Bu tefekkürün cevabını esasen hoca zaten veriyor. Tekrar okuyalım hoca diyor ki  iki namaz kılmakla Müslüman mı olunur.

            Yani her türlü kötülüğü yap, her türlü günahları işle namaz kılmayada devam et, tabi-i  ki, namazımızı kılacağız namaz farzdır farz ibadetlerimizi eksiksiz  yerine getireceğiz ama, yüce Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerimde “ Namaz kötülüklerden alıkoyar “ eğer bir Müslüman namaz kılıyorsa o namazda onu kötülüklerden ayırmıyorsa demek ki kıldığı namaz kabul olmuyor demektir. Hocanın dediği gibi iki namaz kılmakla Müslüman mı olunur. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

 

Düştük dünya zenginlik ve geçim derdine,

Maneviyatını da ihmal etme hemen gel kendine,

Bak yüce Allah’ın hikmetine, yaratılan beynine,

Çeşme akıyorken testiyi doldurun.

154-Hocanın verdiği Fetva

Kıl namazını, tut orucunu, ver zekatını,

Kelime-i Şahadet hep söyle, yap Hacc’ını,

Allah’ını peygamberini Kur’an’ını iyi tanı,

Çeşme akıyorken testiyi doldurun.

 

Hazreti Ebü Bekr-i (r.a.) buyuruyor ki:Beş namaz vakitleri gelince, melekler der ki: ( Ey adem oğulları kalkınız! İnsanları yakmak için hazırlanmış olan ateşi namaz kılarak söndürünüz.)

Bir Hadisi şerif de:“Mümin ile kâfiri ayıran fark namazdır.) buyruldu.. Yani mü’min namaz kılar, kafir kılmaz, münafıklar ise ba’zen namaz kılar bazen kılmaz. Münafıklar cehennemde çok acı azab göreceklerdir.   ( Hakikat Kitab evi  Namaz kitabı Sayfa 120)

İsterseniz, namaz ile ilgili  iki Hikaye okuyalım:

Birinci Hikaye  :            

Dünya malınca çok zengin bir iş adam varmış, o kadar dünya işleri ile meşgulmüş ki, namaz kılma zamanı ve imkanı yokmuş,

Bu zengin iş adamı, bütün din adamlarına haber göndermiş, işlerimin çokluğundan bir dakika dahi boş zamanımın olmayışımdan dolayı, namaz kılamıyorum. Namaz kılmamam için bana  “fetva“  verin hediyenizi de benden isteyin

Aylar geçmiş, hiçbir din adamı  bu zengin adamın veya iş adamın namaz kılmaması için bir türlü fetva verememişler, nede böyle bir fetva verenleri duymuşlar, emsal bir örnek fetva dahi bulamadılar. Nihayet çok meşhur bir din adamı o zengine haber gönderir gelsin ben onun namaz kılmaması için fetva vereceğim der.

Zengin kişi, hemen arabasına atlar yüzlerce Km. yollardan sonra fetva verecek din aliminin huzuruna gelir. Kendisini tanıtır, ve emirlerinizi ve vereceğin fetvayı sabırsızlıkla dinlemek ve öğrenmek isterim der.

Din adamı, zengin kişiye şöyle hitap eder, benim öğrendiğim kadarı ile sen çok zengin bir iş adamı olduğundan vakitsizlik ve zamanın olmayışından dolayı namaz kılamıyorsun ve namaz kılmaman içinde alimlerden fetva talep etmişsin, yıllardır sana hiç kimse fetva verememiş olduğunu da üzülerek öğrendim,

İş adamı doğrudur hocam der.

155-Hocanın verdiği Fetva

Senin namaz kılmaman için sana  “ beş “ fetva vereceğim, ama sen hangisine uyuyorsan onu sen karar vereceksin. Fetva benden karar vermek senden der.

İş adamı hocaya minnettarlığını bildirir övgü dolu sözlerle hocayı onura eder. sonuçta hocam senin vereceğin fetvaları dinliyorum der.     

Hoca sözlerini tekrarlar, fetva benden hangi fetva bölümüne/ kısmına giriyorsan o’na sen karar vereceksin karar senden. 

Din adamı başlar fetva vermeye. Der ki, ey zengin kişi işte namaz kılmaman için sana  beş çeşit fetva veriyorum, bu sırada hocayla iş adamı arasında şöyle bir karşılıklı fetvalı konuşma geçer.

Hoca başlar fetva vermeye.

 1- Çocuklar namaz kılmaz ! İş adamı  :  Hocam ben çocuk değilim der. bunda kayıp ettim.

2- Deliler namaz kılmaz!     İş adamı:  Hocam ben deli de değilim der. bunu da kayıp ettim

 3- Hayvanlar namaz kılmaz !İş adamı:Hocam ben hayvan da değilim bunu da kayıp ettim.

 4- Ölüler namaz kılmaz !    İş adamı hocam ben ölü de değilim bunu da kayıp ettim.

İş adamı çok heyecanlanır inşallah beşinci fetvan beni ihya eder bana uyar ve ben bunca kilometre yolu boşuna gelmiş olmayacağım, inşallah istediğim fetvayı sevinçle alıp gideceğim der.

İş adamı heyecanla fetva beklerken,

Hoca şöyle der.

5 – Kâfirler namaz kılmaz !   İş adamı hocam ben kâfir de değilim bu fetvalar hiç birisi  bana uymadı,  Fetvamı alamadım, ama dersimi aldım der. demek ki, namaz kılmamanın hiçbir fetvası yoktur. ayrıca hocam size de çok teşekkür ederim. Gerçek fetva verdiğiniz için ve beni aydınlattığın için sana minnettarım der.

Hoca, son sözüne şöyle devam eder namaz kılmamanın yukarıdaki beş fetvanın dışında hiç bir fetvası yoktur. madem ki müslümansın, akıllısın sağlıklısın, baliğsin ve insansın, Yüce Allah Teâlâ’nın emri olan farz namazları da sünnet namazları da kılacaksın, Yüce Allah sana bunca zenginlik vermiş imkan vermiş sen vakitsizlik yüzünden veya ihmal yönünden namaz kılmaman kadar abes, yanlış olamaz v e böyle bir lüksün de yoktur.

156-Hikaye

            O, Hoca sonuç olarak şöyle der. fetva verildi gidebilirsin, git ama, Yüce Rabbine Nasuh tövbeni yap, namazlarını kıl, geçmiş namazlarını da kaza etmeye çalış, madem ki, kuluz ve  müslümanız Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyacağız kulluk görevimizi de eksiksiz yapacağız bunun başka hiçbir alternatifi yok, başka fetvası da yok, der.  

Bureyde (r.a. ) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyururken işittim.

“ Bizimle kâfirler arasında belli başlı fark, namazdır. Kim namazı terk ederse, kâfir olur.”   ( İmam Ahmed, Ebu Davud, Nesâi ve Tirmizi Tirmizi rivayet etmişlerdir. Tirmizi >Hasen, sahih hadis< demiştir. İbn. Mâce; İbn Hıbban > Sahi’inde; Hakim rivayet etmişlerdir. Hâkim sahihdir sıhhatına mani bir şey bilmiyoruz demişlerdir.)

Nura doğru Küllüyatın 1. cilt 333. sayfada şöyle yazmaktadır.

“ Namâzı kasten bile, bile terk eden kâfir olur.” 

 

İkinci Hikaye

Bir gün bir Müslüman ile bir Şeytan arkadaş olmuşlar, arkadaşlıkları şafak vaktiyle başlamış, gecenin geç saatlerine kadar sürmüş, ikisi beraber yemişler içmişler, gezmişler gülmüşler oynamışlar her neyse;

Akşam olunca, evlerine gelirler. Müslüman kanepeye uzanır, “ Şeytan’a“ şöyle seslenir, hey şeytan bana bir su versene; şeytanın tepesi atar ve su isteyen müslüman ’a şöyle hitap eder.

Bak, Müslüman olarak geçinen kişi, benle sen, bu gün şafakla birlikte, arkadaşlığımız başladı, sen sabah namazını kılmadın, öğle, kindi, akşam ve yatsı namazlarını da kılmadın ve Allah’ tan utanmadan da ben müslümanım diye de geçiniyorsun.

Ben ise bir defa Yüce Allah’ın Hz. Adem Peygamberin secde et emrine uymadım.“ Şeytan “ oldum sen ise günde beş defa Allah Teâlâ ‘nın emrine uymuyorsun, Şimdi sana söylüyorum ey ben 

            “ Müslümanım “ diye geçinen kişi şimdi  ben “ Şeytan “ isem  sen nesin “ kendini sınıflandır-sana sen kimsin “  ben seninle arkadaşlık yapamam deyip kapıyı sertçe kapatır gider.     

İki Dakika beraberce tefekkür edelim mi?

Bu iki hikayeden her kesin bir pay alması lazım hele, hela namazlarına devam etmeyen namazı ihmal edip de kılmayan kişi daha çok dikkat etmelidir, Nesüh tövbesi yapıp namazlarına başlamalıdır, ve yaşadığı sürece devam etmelidir.

157-Hikaye

Ölmeden önce uyanmalıyız kulluk görevimizi kusursuz yapmalıyız, yoksa ahirette eli boş Allah’ın huzuruna gidersek işimiz çok, çok zor. Düşünün insan  kısa bir sefere çıkarsa mutlaka, lazım ve ihtiyacı olan eşyaları  yanına alır, eğer uzun bir yolculuğa çıkarsa büyük valizlerle evinden ayrılır çünkü uzun bir sefere çıkacaktır, mesela bir aylık izne yurt içi ve  yurt dışına veya hacca , gidecekse hem gidiş hem de gelişleri büyük valizlerle yolculuk yapar, hiçbir kimsenin uzun yolculukta elini kolunu salaya, salaya gidip geldiğini ben görmedim ve duymadım. Peki bu dünyalık  kısa seyahatlerde bile eli boş gidip gelmiyorsak valizlerle yolculuk yapıyorsak, peki ebedi bir hayata bir daha dönüşü olmayan bir sefere çıkıyorsak eli boş olarak ne yüzle Rabbimizin huzuruna gideceğiz ne kulluk yaptık ki ne bekleyeceğiz ne umacağız, yani biz dünyada cehennemlik fiillerde bulunduk helal haram demeden, yedik içtik, hiçbir ibadet yapmadık Allah-ı bilmedik Peygamber-i Kur’ân-ı bilmedik cennet mi bekleyeceğiz, özel bir muamele mi bekleyeceğiz, kısacası dünyada ne ektikse ahirette onu biçeceğiz, haa.. tabi ki Allah’ın rahmeti çoktur büyüktür ama,

Yüce Allah Teâlâ Lokman süresinin 33 ayetinde şöyle buyuruyor.  “ Ey insanlar, Rabbinizden korkun ve öyle bir günü sayın (öyle bir günden ürperti duyun ) ki, baba çocuğundan ( taraf ) bir şey ödeyemez, evlat da babasından taraf bir şey ödeyecek değildir. muhakkak Allah’ın va’di gerçektir. O halda sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur ( şeytan ) sizi  Allah (ın affına ) güvendir(rerek aldatıp cehenneme sürükle)mesin.!”

Başka bir Ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Ve onlar ki, Rablerinin azabından korkarlar. Ve onlar ki Rablerinin azabından emin olmazlar. “ ( Meâric ayet 26-27 )

Yüce Allah Teâlâ bizi çok güzel uyarıyor ama bilene benim gibi köre ne,

Eğer bu dünyada  rüzgar ekmişsek orada fırtına biçeceğiz, yok kulluk görevlerimizi hakkıyla yapıyorsak, zaten korkulacak bir şey yok ki,

 

Yüce Allah  Teâlâ ;  Nisa süresinin 147.  ayet’te şöyle buyuruyor.

“Şükredip iman ederseniz, Allah size ne diye azap etsin?  Oysa Allah şükrü bilen bir bilendir.“  

Hadis No: 6307 Hz. Enes ibnu Malik (r.a.) anrlatıyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır.

“ Kulla şirk arasında sadece namazın terki vardır. onu terk ettin mi şirke düşmüş demektir.” Kütüb-i Sitte : Cilt 17 sayfa 34 )

Kur’ân ışığında şiir kitabımdan bir şiir okuyalım mı?

158-EY GAFİL Şiir

E Y     G A F İ L

 

Sirkin  Kendine gel geç kalıyorsun artık, uyan,

Görmüyor musun,insanları  her gün mezara kayan,

Ne zaman uyanacaksın, ister erkek ol ister bayan,

Ey gafil, sirkin uyan kendine gel artık yeter.

 

Yaradanın verdiği nimetlere hamt ve şükür etmesin,

Rabbin emirleri  sana  ağır’mı geliyor, namaz kılmazsın?

Oysa, bir hekimin tavsiyesine, aynen yüzde yüz  uyarsın,

Ey gafil, sirkin uyan kendine gel artık yeter, yeter.

 

Oysa, hekim  araçtır  şifa veren Rebulalemin,

Bu Dünyanın  boş ve fani olduğunu  bilirsin,

Kulluk görevini yaparsan, ALLAH seni niçin sevmesin

Ey gafil, sirkin kendine gel Rabbine ibadet etmeye başla artık yeter.

 

Neyine  güvenir Rabbine itaat etmezsin, behey  şaşkın,

Artık tövbe et, Bunca zamandır, hep yaptın taşkın,

Artık göster kendini ALLAH ’a ve emirlerine olsun aşkın,

Ey gafil, sirkin kendine gel ibadet etmeye başla artık yeter

 

Vallahi Her  kes gibi gideceksin dönüşü olmayan yola,

Dilerim isteyen mevlasını, isteyen belasını bula,

Sakın Kur’an dan sapmayın,ne sağa nede sola,

159-Namaz kılmayanlar hakkında fetva

Ey gafil, kendine gel Rabbine riyasız  ibadet et artık yeter

Bu şiirle ilgili faydalandığım ayetler

El ARAF    süresi  ayet , 205 Yunus, 7 --İbrahim   42)

Eshab-ı Kiramın meşhurlarından  Büreyde-i Eslemi (r.a.)  haber veriyor.

 Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki:

“ Sizinle aramızda olan ahd, namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.” görülüyor ki, namaz kılanın müslüman olduğu anlaşılır. Namaza ehemiyet vermiyen namazı birinci vazife kabul etmediği için kılmayan kafir olur. ( İmam-ı Ahmed, ve Tirmizi ve Nesâi  ve ibni Mâce bildirmişlerdir.  )

            Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyurmuştur.

            Ey Allah’ın Resulü, İslâm’da Allah’a en sevgili şey nedir? diye soran kimseye şu cevabı vermiştir.

            “ Vaktinde kılınan namazdır, kim namazı terk ederse onun dini yoktur. Namaz dinin direğidir.”  Kütüb-i Sitte cilt 7 sayfa 320 )

Nitekim Yüce Allah Müdessir süresi ayet 42-43- 44, de   şöyle buyuruyor.

Kafirlere sorarlar, sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir? Cehennemlikler, soranlara şöyle cevap verirler.  ( İlk cevaplar-ı ) “ Biz namaz kılanlardan değildik.” derler.

Askerdeyken bizim komutanımız bize böyle derdi. Oğlum barışta çok ter döken, savaşta az kan döker. Teşbihte hata olmasın, bu dünyada ilim öğrenirsen bilinçli ibadet edersen, ahirette çok faydasını ve sevabını alırsın, yok şeklen ibadet ediyorsak / kalkıp oturuyorsak, namazın adabına, huşusuna, ruhuna, Ta’dili erkanına uymuyorsak namaza önem vermiyorsak,  Allah Teâlâ’ya kulluk görevimizi yapmıyorsak. Ahirette havamızı alırız. Tabi ki Allah’tan ümit kesilmez, ama, Yüce Allah Teâlâ buyuruyor. “Hiçbilenle bilmeyen bir olur mu? “ Peygamber ( s.a.v.) Efendimiz de, Âlimin iki rekat namazı cahilin bin rekat namazından üstündür. Başka bir hadis de  “Âlimin uykusu cahilin ibadetinden üstündür.” buyurmaktadır  

 Resulüllah (s.a.v.) buyurdular ki: “Namaz kılmayanlar, kıyâmet günü  Allahü Taâlâ’yı kızgın olarak bulacaklardır.” 

160-Konuyla ilgili Gerçek bir Hikaye

Hadis imamları söz birliği ile bildiriyorlar ki:  bir namazı vaktinde kılmayan yani namazın vakti geçerken ( bile, bile ) namazını kılmadığı için üzülmeyen   “ kâfir “  olur. veya ölürken imânsız gider.

Ya namazı hatırına bile getirmeyenler, namazı vazife tanımayanlar ne olur? 

Konuyla ilgili Gerçek bir Hikayeyi okuyalım:

Bir vatandaşımız Almanya da yıllarca kalır eş ve çocukları ile birlikte orada yaşamaktadırlar, büyük çocuğu on üç on dört yaşına gelmiş, hala, camiyi bilmediği gibi dinini hiç bilmiyor, müslümanmıdır Hıristiyan mıdır onu da bilmiyor.  tek bildiği şey, okul veya sokak arkadaşları her Pazar kiliseye gidip dinlerine veya inançlarına göre ibadet yapıyorlar.

Çocuk bir gün babasına şöyle bir soru sorar. Baba benim bütün arkadaşlarımın babaları çocuklarının ellerinden tutup  Pazar günleri beraberce kiliseye ibadete gidiyorlar.

Peki baba ben on beş yaşıma yaklaştım, bir gün olsun sen ne kendin gittin nede beni kiliseye götürdün, sen ataistmisin senin dinin yok mu inancın yok mu? Sen Allah’a inanmıyor musun biz hangi dine mensubuz neden benden dinimi saklıyorsun veya gerçekleri uygulamıyorsun. Beni kiliseye götürmüyorsun?

Baba şaşkındır sanki dilini yutmuş, şaşı ördek gibi olmuş, ne diyeceğini lafa nereden  başlayacağını da bilmiyor.

Baba kendisini toparlıyor, çocuğuna şöyle sesleniyor.

Oğlum Elhamdülillah biz müslümanız, bizim Dinimiz islamdır,  Allah bütün alemin rabbi olduğu gibi bizimde Rabbimizdir. Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammeddir. Bizim kitabımız kur’ândır. Bizim ibadet yerimiz kilise değil camilerdir.

Bunu duyan çocuk şimdi şaşkınlık içinde nefes nefese kalmış babasına şöyle der.

Baba sana yazıklar olsun ben onbeş yaşıma geldim bu söz leri senden yeni duydum, o z aman sen beni neden camiye götürmüyordun, neden Allah’ı Peygamberi, Kur’ân’-ı bana tanıttırmadın beni bu yaşa kadar dinsiz imansız bıraktın.

Baba, bizim karnımızı tok etmekle giymek için bazı bazı paçavra almakla baba olunmaz, dünya malı ve zevki seni sarhoş ettiği gibi sende bizi dinsiz imansız büyüttün.   Baba diyiyorsun ki Elhamdülilleh biz müslümanız, ben on beş yaşına geldim seni camiye gittiğini görmediğim gibi bizide camiye götürmedin, lafla Elhamdülillah ben müslümanım demekle iş bitmiyor, icraat lazım baba?

Baba çok derinlere dalıyor  kendisini dünya nimetlerine dünya zevkine, dünya şehvetine kaptırdığını çocuğunun haklı olduğunu düşünüyor, düşünüyor…

161-Namazı hatırına bile getirmeyenler

 Bu düşünce bana şu fıkrayı hatırlattı.  Bu kitap çok, şiir, hikayeler makaleler yazıldı ama fıkra olarak ilk kez  bir fıkra yazıyorum ve sizinde hoş görüşünüze sığınıyorum.

Nasrattin Hoca : Bir gün bir pazarı gezince bakar ki, bir adam bir papağan satıyor. Hoca sorar bunu kaça satıyorsun!

Adam :  İki bin liraya, hoca hiç ses çıkarmadan evine koşar  evindeki  koca hindisini alıp gelir. Papağanın satıldığı mıntıkada durur, adamın birisi  hindiyi almak için fiyatını sorar hoca bu hindi beş bin liradır.

Adam   : Kahkaha atar sen öküz mü satıyorsun be adam. Bir hindiye bu kadar fahiş fiat olurmu?  Bu ne vijdansızlıktır.

Hoca der ki:  Karşıdaki yarım kiloluk papağan iki bin liraya satıyorlarsa, benim hindim yedi kilodur onun yedi katıdır ben beş bin lira istiyorum çok mudur?

Adam :   Güler. Behey hoca o papağandır konuşur onun için o kadar pahalıdır.

Hoca’da : Hemen peşin cevabınını verir. O konuşuyorsa, benim hindim’de çok düşünür der.

NOT:

        Konuyla ilgili yorum yapmayacağım ama bu sesleniş ve sezeriş Türkiye de bile binlerce örnekler vardır. her okuyucu kişisel olara iki dakika Tefekkür etsin gerçek olarak düşünsün bizi ve tüm kainatın mutlaka bir yaratıcısı vardır, haşa hiçbir şey kendi kendine olmaz. Bir arsaya bin ton demir ve bir o kadar da çimento kum ve diğer malzemeleri bırakın acaba kendi kendine bina olurmu, nasıl her şeyin bir ustası var ise bizleri ve tüm kainatı yaratan da bir Rabb var tabi ki o Rabb da Allah’tır

Hırıstiyan, Musevi Allah’a inanıp her pezer çocuğu ile beraber kiliseye gidiyor, biz müslüman olarak çocuğumuzu ibadete alıştırmıyorsak kendimizde ihmal ediyorsak  Tek cümleyle bize yazıklar olsun Allah islah etsin. Biz dinimizi yaşamadığımız gibi çocuklarımızada yaşatmıyoruz,

Yüce Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de çok ayetlerde hiç akıl etmezmisiniz, hiç düşünmezmisiniz, ne kadar da az düşünüyorsunuz.

Bütün ayetler olduğu gibi konuyla ilgili ( Allahualem )bu ayeti de okuyun ve inceleyin, tefekkür edin.

Yüce Allah Şöyle buyuruyor.

162-Kaza namazları

“ O gün yüzleri ateş içinde evrilip çevrilirken: “Eyvah bize:  Keşki Allah’a itaat etseydik, Peygambere itaat etseydik,” diyecekler.

“ (onlara uyanlarda): Ey Rabbimiz doğrusu bizler reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlarda bizi yanlış yola götürdüler.

Ey Rabbimiz onlara azabın iki katlısı ver ve onları büyük bir lânetle, lânetle, (rahmetinden kov)”  Ahzap süresi Ayet: 66-67-68. )

                        Fıkıh Âlimlerinden (İmamlarından) namaz kılmama konusunda ki görüşleri

İmâm-ı Ahmed İbni Hanbel, Hazretleri, İshak İbni Râheveyh, Hazretleri,  Abdullah İbni Mübarek Hazretleri,  İbrahim Nehai Hazretleri, Hakem Bin Utaybe Hazretleri,  Eyyüb Sahtiyani Hazretleri,  Dâvüd Tâi, Hazretleri, Ebü Bekr ibni şeybe Hazretleri, Zübeyr bin Harb Hazretleri.  Ve daha birçok büyük âlimler.

Bir namazı bile, bile kılmayan kimse kâfir olur dedi. o halde bile, bile namazı kaçırma ve gevşek kılma. Seve, seve kıl, Allahü Taâlâ kıyamet günü, bu âlimlerin ictihadlarına göre cezâ verirse halimiz nasıl olur çok düşünmemiz lazım.

Bazı müslüman kardeşlerimin mırıltısını duyar gibiyim, şöyle derler Allah Rahmandır Rahim’dir buna hiç şüphemiz yok, ama ;

Yüce Allah Taâlâ şöyle buyuruyor.   Muhakkak Allah’ın va’di gerçektir. O halda sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o mağrur ( şeytan ) sizi  Allah (ın affına ) güvendir(rerek aldatıp cehenneme sürükle)mesin.!” ( Lokman süresi ayet 33 )

                Yüce Allah Teâlâ Başka bir ayette şöyle buyuruyor.   “ Şükredip iman ederseniz, Allah size ne diye azap etsin. Oysa,  Allah şükrü bilen bir bilendir.” ( Nisa Süresi ayet 147 )

            Kaza  Namazlar :

Yüce Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Muhakkak ki, namaz, müminlere belirli zamanlarda farz kılınmıştır.” Nisa 103     

        Bir namazı vaktinde kılmayan “ eda “ etmeyen namaz vakti çıktıktan sonra o geçen  vakit namazlarına “ Kaza  namazı “ denir. Namazı bile bile, özürsüz olarak vaktinde sonraya bırakmak büyük günahtır.   namaz kaza edilmekle yerine getirilmiş olur. ancak vaktinden sonraya bıraktığı için Cenab-ı Hak’tan af dilemek lazımdır.

                        Ubade b.Samit (r.a.) rivayet etmiştir.

163-Namaz kılmayanlar hakkında fetva

Beş vakit namazı Allah Teâlâ kulları üzerine farz kılmıştır. Bunları yerine getirip hiç birini kaçırmayan, bu namazların hakkını hafife almayan kimseyi Allah Teâla  cennete koymaya söz vermiştir. Fakat bu namazları yerine getirmeyenler hakkında böyle bir sözü yoktur. dilerse azap eder dilerse bağışlar.” ( Ahmed Ebu Davud, Nesei, ve İbn Mace Neyl’ul Evtar,1,294.ve İslam fıkhı ansiklopedisi 1/389 )

Namaza vakit sebeptir. O vakte erişmenin şükrüdür, Mü’minin şanı namazı hiç terk etmemesi ve hatta vaktinde zamanında kılmasıdır. Kaza ancak zaruri bir surette uyanamamak, muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak veya unutmaktan olabilir. Bu üç hal namaz  “ kazası “  makbuldür. Yoksa bilerek namaz kılmamak ne kadar ağır günah ve küfür olduğunu hatta dinden çıkma tehlikesine girdiğimizi hep okuduk,

1-  Hanbeli Mezhebinde:   Bir namazı özürsüz kılmayan, mürted gibi katl olunur.  Yıkanmaz, kefenlenmez ve mezârı belli edilmez, dağda bir çukura konur.

2 – Şafii Mezhebine göre:  Namaz kılmayan kimse, mürted olmaz isede, cezâsı katldır.

3- Mâliki Mezhebinde :  Namaz kılmayan için Maliki mezhebinin hükümleri Şafii hükümlerinin aynisidir.

4-  Hanefi Mezhebinde:  Namaz kılmayanlar, namaza başlayıncaya kadar hapis olunur veya kan akıncaya kadar dövülür. ( Hakikat Kitab evi Namaz kitabı sayfa 120-121 )

Bu hususta İslam fıkhı ( Risalei zaman) ansiklopedisi cilt 1, sayfa 389,da aynen şöyle yazıyor.

Bir kimse namaz kılmamakla kâfir olmaz. Çünkü kâfir olmak inanmamakla olur. bu kişinin inancı ise sağlamdır. Eğer ( bu kişi ) namazın farz olduğunu inkar ederek kılmazsa  kâfir olur.

Bu âlimler, Hanbelilerin delil olarak illeri sürdükleri şu gelecek hadislerin namazı terk etmeyi, helâl kabul eden yahut kâfirlerin müstahak oldukları cezaya ( ki bu öldürmektir. ) çarptırılmayı hak eden manasına tevil etmişlerdir.

İmam Ahmet Hanbel şöyle demiştir. “ Namaz kılmayan kâfir olduğu için öldürülür.” Çünkü:          

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.   “ Haram aylar çıktığı zaman müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, bütün gözetleme yerlerinde onların yollarını kesin.  Eğer tövbe edip namazı kılar, zekatı verirlerse onları serbest bırakın.” ( Tevbe süresi ayet 5 )

Bu ayete göre namazını kılmayan serbest bırakma şartını yerine getirmemiş olur. dolaysıyla öldürülmesi  mübah olarak kalır. Namazını kılmayan kimse bu sebeple serbest bırakılmaz.     (el-Muğni, 442-447. ayrıca  İslami fıkıh ansiklopedisi Risale zaman matbaası 1/ 389 )

164-Kaza namazlarının kılınışı

Peygamber Efendimiz (s.a.v. ) şöyle buyuruyor.

“ Kişi ile küfür arasındaki fark namazı terk etmektir.“

Bu hadisi Buhâri Nesei hariç, Kütüb-i Sitte sahipleri ve İmam Ahmed rivayet etmişlerdir. Neylü’l- Ev tar, 1/291 ve  İslami Fıkıh Ansiklopedisi 1/389 )

Yukarıdaki Hadisin bir benzeri de Büreyde hadisidir.

“ Bizim ile sizin aranızda ki ahit namazdır. Namazı kılmayan kâfir olur.” ( Bu Hadisi beş imam ile ibni Hıbban, Hakim rivayet etmiş olup,  Nesâi ile İraki sahih demişlerdir. Bu konuda başka hadislerde vardır. Neylü’l Enbar 1,293 vd. ve  İslamı fıkıh 1/389)

İmam Şevkani bu görüşü tercih ederek şöyle demiştir. Gerçek olan, namaz  kılmayanın kâfir olduğudur. Namaz kılmayanın kâfir olduğu için öldürülür. Fakat, bazı küfür çeşitleri bağışlanmaya ve şefaata hak kazanmaya mani değildir.            

Ben ise birinci görüşe meylediyorum.o da namaz kılmayanın kâfir olmadığına hükmetmektir.  Çünkü kelime-i şehadet getirdikten sonra bir müslümanın cehennemde ebedi olarak kalmayacağına dair kesin deliller vardır. ( İslami Fıkıh Ansiklopedisi Risale zaman matbaası 1/389 )

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor. “Lâ ilâhe illallah” deyip Allah’tan başka tapılanları inkar edenin malı ve kanı korunmuştur. Dökülmesi alınması haramdır. Bu kimsenin hesabı Allah’a aittir. ( Müslim, Eşcai yolu ile tahriç etmiştir. Camiu’l-Usul.1,161. ve İslami Fıkıh Ansiklopedisi Risale Zaman  1/390 )

 Başka bir Hadisi şerifte ise şöyle buyrulmuştur.

“ Lâ İlâhe İllallah ! deyiup kalbinde bir arpa ağırlığı kadar hayır bulunan kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. yine kalbinde buğday tanesi kadar hayır bulunduğu halde “ Lâ İlâhe illallah” diyen kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. “Lâ ilâhe illallah diyen ve kalbinde zerre kadar hayır bulunan kimse de cehennem ateşinden çıkacaktır.” ( Bu Hadisi Buhâri Enes’ten rivayet etmiştir. İslami Fıkıh Ansiklopedisi Risale zaman1/390)

Kaza namazlarının kılınışı :

Hanefi mezhebine göre: Kaza namazlarının üç vakitte kılınmâsı câiz olmaz.

1-  Güneşin doğduğu esnasında ,

2-  Zeval vaktinde,

3- Güneşin batması esnasında.

Bu vakitler dışında sabah ve ikindi namazından sonra da kazâ kılabilirler.

165-Şu Beş şeyi yapmayan beş şeyden mahrum olur

Şafii mezhebinde ise :  Kazaya kalmış namazlar, nafilelerin kılınmasını yasakladığı vakitler dahil her vakitte ( kaza  namazı kılınabilir. Yani kaza namazı için kerahat vakti yoktur) ancak özellikle kastederek bu vakitlerde kılanların kıldıkları kazâ namazı sahih olmaz.  

Kazası ( geçmiş namazı  ) olan Nafile (sünnet )  namazı kılabilir mi?

Hanefi mezhebine göre: Zimmetinde kazâ namazı bulunan kimseler Nafile ( sünnet ) namazı kılabilir.

Şafii Mezhebine göre :  Zimmetin de acilen kılınması bir kazâ namazı bulunan kişinin, bu namâzı kazâ etmeden nâfile namazlarla meşgul olması haramdır. Bu nâfilelerin farz namazlara bağlı sünnetler ( revatip) olması veya diğer sünnetler ( Duha, evabin, teheccüt namazı vesaire gibi  ) veya mendup namazlar ( Teravih namazı vitir namazı gibi  ) olması bu hükmü değiştirmez. Bu kişi, zimmetinde kazâ namazları kalmadıktan sonra nafile namazlarını kılabilir.  ( Büyük Şafi ilmuhuli Mehmet keskin Din İşleri Yüksek kurulu üyesi

 Enes b. Mâlik (r.a.) “ Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)
”Kim, bir namazı kılmayı unutur veya uyuya kalırsa bunun kefareti namazı hatırladığın da (hemen )  kılmasıdır.”
buyurdu. demiştir.
( Sahih-i Müslim 1 / 349 )

Bu hadisten öğreniyoruz ki, namazı unutarak kılmamak veya uyuya kalmak dışında namazı kazaya bırakmak gibi bir şansımız veya lüksümüz yoktur. uyunduğumuzda veya namazı unuttuğumuzdan dolayı hatırladığımızda hemen namazımızı kılmalıyız, kaza namazının kefareti de budur.

Yüce Allah şöyle buyuruyor. “ Beni hatırlamak için namaz kıl.” ( Tâha süresi ayet 14 )

Ama biz ne yapıyoruz, bazılarımız ne uyumuşuz nede unutmuşuz hep ihmal ve gafilce namazlarımızı terk etmişiz veya kazaya bırakmışız  Yüce Rabbim bütün Müslümanları hidayet etsin gerçek ibadet edenlerden eylesin. 

Hadis no 783:  Hz. Âişe rivayet ediyor:

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

“ Yüce Allah’a en sevimli olan ameller – az da olsa devamlı olanlardır.” buyurmuştur. (Sahihi Müslim 1 / 387  

 

Şu Beş şeyi yapmayan beş şeyden mahrum olur:

1-  Malının zekatını vermeyen malının hayrını görmez,

2-  Uşrunu vermeyenin tarlasında kazancında bereket kalmaz.

3- Sadaka vermeyenin vücudunda sıhhat kalmaz.

166-Namaz her hâl ve şartta kılınmalıdır

4- Dua etmeyen arzusuna kavuşmaz.

5-  Namaz vakti gelince, kılmak istemeyen son nefes de kelime-i şahadet getiremez.

Bir Hadisi şerif te de buyruldu ki:

“ Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü Taâlâ on beş sıkıntı verir. altısı dünyada üçü ölüm zamanında üçü kabirde, üçü de kabirden kalkarken.

 

Dünyada olan altı azâb :

1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.

2- Yüzünde, Allahu Taâlâ’nın sevdiği kimselerin güzelliği sevimliliği kalmaz.

3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.

4- Duaları kabul olmaz.

5- Onu kimse sevmez,

6- Müslümanların iyi dualarının buna faydası olmaz.

 

Ölürken çekeceği azablar :

 1- Zelil kötü, kötü çirkin can verir,

 2- Aç olarak ölür,

3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

 

Kabirde çekeceği acılar  :

1- Kabir onu sıkar kemiklerini birbirine geçirir,

2- Kabri ateşle doldurulur,  gece gündüz onu yakar.

3-  Allahu Teâla kabrine çok büyük yılan gönderir dünya yılanlarına benzemez, her gün her namaz vaktinde onu sokar bir an bırakmaz.

Kıyamette çekeceği azablar :

167-Canlı bir Hikaye

1- Cehenneme sürükleyen, azâb melekleri yanından ayrılmaz.

2- Allahü Teâlâ onu kızgın olarak karşılar.

3- Hesabı çok çetin olup cehenneme atılır.” . ( Hakikat Kitab evi Namaz kitabı sayfa 121 )

 

          Namaz her hâl ve şartta kılınmalıdır :

            “ Namazı dosdoğru kılın, çünkü namaz mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.” ( Nisâ süresi ayet 103 )

            Başka bir Ayette;   ”Nice adamlar vardır ki, onları ne bir ticaret, ne bir alış-veriş  Allah’ı zikir etmekten (O’na ibadetten ve emirlerine uymaktan) dosdoğru namaz kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz. ” ( Nür suresi ayet 37 )

            Enes b. Malik (r.a.) yolu ile gelen bir rivayete göre:   biri Resulüllah (s.a.v.) Efendimize şöyle sordu. Ya Resulüllah, Allah-ü Teâlâ ne miktar namaz farz kıldı ?

            Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu .

             “ Beş vakit namazını farz kıldı “ 

            O kimse tekrar sordu:

            Bunun önünde ve sonunda başka bir şey var mı?

            “ Allah-ü Teâlâ, beş vakit namazını farz kıldı. Bunun önünde ve sonun da bir şey yoktur. “

            Bunun dinleyen o kimse, Allah adına yemin ederek şöyle dedi.

            Beş vakit namazına ne bir şey eklerim ne de ondan bir şey eksiltirim.

            Onu duyan Resulüllah (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurdu:

            “Şayet sözünde doğru olur ise cennete gider.”

           Ubade b. Samit (r.a.) der ki:  Parça parça edilseniz veya ateşte yakılsanız yahut çarmıha gerilseniz bile hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayın. Kasten namazı terk etmeyin. zira kim kasten namazı terk ederse, dinden çıkar. İsyan bayrağını açmayın. Çünkü o, Allah’ı gücendirir. “ ( Tabarani; Muhammed b. Nasr, )

 Namaz ve tüm ilahi ibadetleri yerine getirilmesi için dinimiz her türlü kolaylığı sağlamıştır.

Biz bazı Ayetlerin özünü yazalım sizler devamını ve tamamını Kur’ân da inceleyiniz.

168-Canlı bir Hikaye

“ Su bulmayanlar teyemmüm ederek,” ( Maide süreasi ayet 6 )

“Bir tehlikeden korkanlar yaya veya binit üzerinde.” (Bakara 239 )

“Savaş halinde nasıl güçleri yetiyorsa.” ( Nisâ süresi ayet 102) )

“ Ayakta durmaya güçleri yetmeyen hasta ve özürlüler oturarak, buna da güçleri yetmeyenler, yatarak namazlarını kılabilirler.” ( Âl’i İmrân süresi ayet 191 )

“ İman kalbine yerleşmiş ve gerçek mü’min niteliğini kazanmış bir müslümana namaz kılmak ağır ve zor gelmez.” ( Bakara 45 )

Bir Hadis : “ Yolcular, dört rekatlı farzları ikişer rekat olarak.”( kılarlar.)   Müslim Salâtü’l Müsâfirin, 4.1,478; Ebü Davud, Salât,27,II,7)        

            Tabi ki,  konumuz namaz olunca namaz kılma  kolaylığı ile ilgili bazı  ayetler ve hadisleri yazdım.

 

            Canlı bir Hikaye :

Bir akrabamın kızının düğün törenine katılmak üzere, Ankara / Çankaya / Bestekar sokaktaki bir düğün salonuna gittik,

Biraz oturduk,  arada akşam namazı vakti girdi, kimseye haber vermeden, hemen masadan kalktım, düğün salonu personellerine sordum salona ait mescit varmı? yetkililer hayır yoktur, yine sordum, bu semt de en yakın cami ve mescit nerede bulunur? Şöyle denildi. Ta.. Koca tepe camisine gideceksin,

Koca tepe camisi arabası olmayanlara çok uzak, ayakla en az bir emeklinin yol gidişi ile 35-45 dakikalık yol, camiye gidinceye kadar zaten akşam namazı zamanı zaten geçer,

Bu nedenle çok sıkıldım, çok, çok daraldım, nihayet Rabbim bana düşünce fırsatı verdi, düşündüm, bu semt de Oteller çok muhakkak her otelin bir Mescidi var ben de gidip orada namaz kılarım dedim.

1-   Çok lüks bir Otele gittim zaten o semt de bütün Oteller lüks ismini açıklamaya gerek yok, oradaki yetkiliye dedim ki, ben bu semtin yabancısıyım, misafir olarak düğüne geldik, akşam namazı vaktine girdik benim namaz kılmam gerekiyor. Bu semt de mescit yok  Otelinizin Mescidi veya namaz kılacak bir yeriniz var mı? bana yardımcı olun!

Yetkili beni hiç konuşturmadan, elinin tersi ile hayır, hayır burada mescit filan yok lütfen dedi.  yani tahmin ettiğiniz gibi, bizi meşgul etme burayı terk et, seninle uğraşamayız!

169-Birinci Örnek

2-  Başkaçok lüks bir otel resepsiyonu’na  gittim, buranın yabancısıyım, akşam vakti namaz zamanıdır, öğrendiğim kadarı ile bu semt de cami ve mescit yoktur. bu nedenle çok zor durumda kaldım ne olursunuz. Mescidiniz varsa namaz kılmak istiyorum mescidin yerini bana gösterin dedim.

Yetkili önüme dikilerek, bizim otelde mescit filan bulunmaz,

Dedim ki, bana bir anbar, bir kütüphane, bir oda tahsis edin ben orada namazımı kılarım.

Yetkili, yerimiz de yok namazlığımızda yok. oda da yok.  lütfen dedi.

3-  Yine çok lüks otel resepsiyonu’na gittim.ona da aynen yukarıdaki namaz kılacağım konusunu anlattım. 

.           Yetkili  şöyle dedi:  Bizim mescidimiz yok,

Bana bir ambar gibi depo gibi bir yer gösterin ben orada namazımı kılarım dedim.

Yetkili : namazlığımız yok dedi.

Ben ceketimin üstünde namazımı kılarım dedim!

Yetkili, çok acı sözü söyledi içim kan ağladı, kıble bilenimiz yok dedi. bu söz beni öldürdü kendimi başka bir devletteymişim gibi, Türkiye de müslüman bir memlekette değilmişim gibi, ataist bir devletteymişim  gibi geldi bana, ne hazin, ne hazin, ne hazin, oturup düşünmekten öte oturup ağlamamız lazım, neyse; o otelden de namaz kılamadan ayrıldım.

4-  Yine çok Lüks bir otele gittim, konumu yetkiliye anlattım, yetkili, güler yüzlü bir gençti, gülümseyerek,  dayı, aşağıya inin toplantı salonunun önünde bekle sana namazlık göndereceğim orada  namazını kılarsın, tamam dedim teşekkür ettim. aşağıya indim

Namazlık gelinceye kadar o kattaki yapıya baktım, o katta sinema vardı, sinema locaları vardı, lüks Resturant vardı, meyhane vardı bir lüks otelde ne varsa hepsi ve her şey vardı. ama ne yazık ne yazık ki gözüm hep mescit arıyordu, o aradığımı bir türlü bulamıyordum ve bulamadım.

Nihayet bir personel  elinde bir namazlık ile geldi, sen mi namazlık istemişsin evet dedim, namazlığımı verdi toplantı odasının kapısını açtı al burada namazını kıl dedi.

Personele dedim ki, peki kıble’nin yönü hangi tarafta, personel ben o kadarını bilmem, neyse kendisine rica ettim. yardımcı olmasını istedim. o zaman bekle ben dışarıdan öğrenip geleyim dedi.

Beş dakika sonra geldi işte böyle namazlığını ser ve namazını kıl dedi.

170-İkinci Örnek

Yüce Rabbime milyarlarca Hamd ve şükürler ediyorum  o günkü Akşam namazımı kaçırmadan eda edebildim. demek ki insan oğlu isterse Allah şöyle veya böyle bir kolaylık sağlar istediğini verir ve bana Rabbim yardımcı oldu tam namaz zamanı bitmek üzere iken namazımı eda edebildim.

Ve ayrıca o otel Resepsiyon yetkilisine / görevlisine de bana yardımcı oldukları için teşekkür ediyorum. Allah ondan razı olsun ve  hidayet etsin diye dua ediyorum.       

Bir otelde neden mescit yoktur diye otel sahiplerini fazla kınamıyorum esas otele giden müşterileri daha çok yermek istiyorum, çünkü; müşteriler üç beş on, on beş kişi mescit talebinde bulunursa otel sahibi en azından bir odayı mescit yaparlar, fakat halktan mescit talebi talep olmayınca otel sahipleri de dünden razı. Başka talepler çok ama, maalesef mescit talepleri yok ki otel otel aradım bir mescit bulamadım.

            İsterseniz buna bir benzer birkaç örnek verelim o zaman bana daha çok hak verirsiniz.

            Birinci Örnek  :  Ankara da bir büyük kamu kuruluşunun çalışanına ve o kurumdan emekli olanlara yemekli resepsiyonu vardı. bir arkadaşım da o kurumda çalıştığı için bana telefon açtı bizim kurumuzun Ankara’daki  misafirhanesin de resepsiyon var ne olursun beni kırmadan sende gel beraber gidelim dedi.

            Gittik, gelen davetliler gerçekten çoktu, yaklaşık yetkililerin dediklerine göre iki bin beş yüz kişi vardı, neyse akşam yemeğimizi yedik, o arada akşam namazının eda etme zamanı geldi. arkadaşıma mescide namaza gidelim dedim, tamam dedi.

            Mescide gittik iki gözlü WC ve  iki kişilik abdest alma yeri,  yirmi kişilik de Mescid orada yaklaşık on beş kişi yığıldık, bazı arkadaşlarımız yetkililere kızıyorlar, efendim olur mu böyle en az  on kişilik WC.  yirmi kişilik abdest alma yeri yüz kişilik mescit yeri olması gerekiyor.

            Ben o tanımadığım sabırsız müslüman kardeşlerime şöyle dedim, bütün suç bizde, arkadaş hemen sesini yükseltti niçin suç bizde olsun filan, bağırmaya başladı bak arkadaş bağırmana gerek yok beni bir dinle, buyurun dedi.

            Dedim ki bu resepsiyona kaç kişi katılmış iki bin beş yüz kişiye yakın biz kaç kişi buradayız on on-beş kişi  yani yaklaşık her üç yüz kişiden bir kişi gelmişiz, eğer bu gelenlerin yüzde ellisi bile namaza gelseydi, burası ana-baba günü olurdu, her kesin sesi yükselirdi yetkililer ihtiyacı tespit ederlerdi gelecek resepsiyona gerek WC: olsun gerek abdest alma yeri olsun, gerek mescit olsun ihtiyaca göre yapılır ve hizmete girerdi, şimdi ise on on-beş kişiye gerçekten yeterdir çok çok on dakika bekleyeceğiz, bütün suç namaz kılmayan müslüman kardeşlerimde; s iz dua edin bunları da iptal etmesinler üç yüz kişiden bir kişi bu ne demek?   

171-NAMAZIN ÂDABI

İkinci Örnek: Ankara Batı kent de bir gimsa iş merkezi var belki ankaranın en kalabalık iş merkezi, bu iş merkezinde  yedi kişilik mescit vardı iki kişilik Abdest alma yeri ve altı kabinlik de

WC, vardı.  gerek Mescid gerek, abdest alma yeri gerekse WC. yetersiz kalıyordu hem de çok yetersiz, tabi ki Gimsa yetkilileri konuyu çok güzel keşif / fark ettiler, halkın rahat ibadetlerini yapmaları için mescidi altı kat büyüttüler. WC: ve abdest alma yerlerini de sayısını hayli çoğaltılar şimdi her kes rahatlıkla hiç beklemeden panik yapmadan vaktinde namazlarını eda ediyorlar.

Eğer halk namaz kılmasaydı o önceki çok küçük yedi kişilik yer bile çoktu ama ihtiyaç olunca ister istemez ihtiyaca cevap verdiler. Müşteride memnun, iş yeri sahipleri de.

O Ankaranın Bestekar sokaklarındaki otellerin müşterileri mescit aramadıkları için sahipleri de gerek duymamış ve düşünmemişler bile. Allah Teâlâ islah etsin, İnşallah  Otelciler sesimizi belki duyarlar da en azından küçük bir mescit yaparlar.

                        Bir otel de akla gelen her şey varda neden mescit olmasın! Bu ne kadar büyük eksikliktir. İzahı bile mümkün değildir.

 

Peygamber Efendimizin bir Hadisinde şöyle buyuruyor.

“Bundan böyle benim ümmetim taşlardan, ağaçlardan, topraklardan yapılacak putlara tapmayacaklardır. Bir zaman gelecek benim ümmetim, şöhrete ve şehvete tapacaklardır.”

 

Korkarım o zaman bu zamanmıdır?

Temim-i  Dari (r.a.) yolu ile gelen rivayette,  Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır.

“ Kulun kıyamet günü hesaba çekileceği ilk ibadet namazıdır. Şayet namazını tamamlamış ise… diğer ibadetleri de temam olur. Şayet onun namazı tamam değilse, Aziz Celil Allah Teâlâ şöyle buyurur:

Hele bir bakın, bu kulumun nafile namazları varsa, farzını onunla tamamlayınız buyurur.

Ebü Derda (r.a. ) diyor ki Çok sevdiğim bana dedi ki:

“Parça parça parçalansan, ateşte yakılsan bile, Allahü Taâlâ’ya hiçbir şeyi şerik (ortak) yapma! Farz namazları terk etme!  Farz namazları bile, bile

172-Namazda kusurlu kimse

terk eden,  Müslümanlıktan çıkar. Şarabı içme! Şerap, bütün kötülüklerin anahtarıdır.” (İbni Mâce )

Görülüyor ki, farz namazlara aldırış etmeyip terk eden, kâfir olur.  tenbellikle terk eden, kâfir olmaz ise de  büyük günah olur. ( Hakikat kitab evi Namaz kitabı sayfa 124 )

          NAMAZIN ÂDABI

Allahu Teâlâ  şöyle buyuruyor.

“ Namazlarınızı Muntazam olarak eda edin.”( Bakara 238 )

Namazın edepleri şunlardır.

1- Erkekler iftitah tekbiri alırken ellerini yenleriden çıkarmak.

2- Namaz kılan ayakta iken secde edeceği yere, rukûda ayaklarının üzerine secdede burnunun iki kanadına, otururken kucağa ve selam verirken omuz başlarına bakmak.

3- Güce yettiği kadar öksürüğü kesmek. Eğer özürsüz olarak öksürür ve bundan harfler meydana gelirse namazı bozar. geğirmekte öksürük gibidir.

4- ( Sakın mümkün olduğu kadar namazda esnemeyin Allah Teâlâ’ya saygısızlıktır.) Esnemeği tutmak mümkün olmadığı  halinde ağzını dudakları ile tutmak, bu mümkün olmadığı taktirde sağ eli ile ağzını kapatmak.

5- İkamet getirilirken  “ Hayye ale’l-felâh “ denildiği zaman cemaat ve imamın namaz için ayağa kalkması.

6- “ Kad kametiselâh    denilirken imamın namaza başlaması ( kamet bittikten sonra imamın namaza başlamasında bir sakınca yoktur.) ( Diyanet İslam ilmuhali,  Sayfa 134 )

Siz  En Güzel Amelle Meşgul Olunuz.

Yine ehli hikmetten bir zatın belirtiğine göre; “ Her kes şu altı şeyle meşgul olurken, siz de şu diğer altı şeyle meşgul olunuz.

1- ( Bazısı dünya ile amelle meşgul olurken, Siz de en güzel amelle meşgul olunuz.

2- Herkes nafilelerle meşgul olurken, Sizde farzları eksiksiz bir şekilde yapmakla meşgul olunuz.

173-Hata gizli kaldığı zaman ancak sahibine zarar verir

3- Herkes görüntüsünü düzeltmekle meşgul olurken, Sizde iç âleminizi düzeltmekle meşgul olunuz.

4- Herkes başkalarının kusurlarını irdelemekle meşgul olurken, Siz de kendi kusurlarınızı düzeltmekle meşgul olunuz.

5- Herkes dünya hayatını  geliştirmekle meşgul olurken, Siz de Âhireti’nizi memur etmekle meşgul olunuz.

6- Herkes yaratılmışların takdirini kazanmakla  meşgul olurken, Siz de Allah’ın rızasını kazanmakla meşgul olunuz. “Doğrusunu Yüce Allah bilir.

Namazda kusurlu kimse :

Bir kimse namazda kusurlu birisini görebilir. Mesela, o kimse: namazın rükünlerinden, vaciplerinden, edeplerinden birini yapmamıştır.; ( o )  hatalıdır.

Böyle bir durumdaki kimseyi görene düşer ki: o hatalı kimseyi (Nazikçe/ kırmadan bir köşeye çekip, güzel bir üslupla anlayacağı lisanla  ) ona yanlışlarını söylemesi ve o yanlışları düzeltip doğruyu da öğretmesi gerekir.

Hatalı kimseyi görüp de, onun hatalarını düzeltme yoluna gitmeyen kimse, günahta ve vebalde ona ortak olur.

 

Bir Hadisi Şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

“ Cahilden dolayı, âlime helâk gelir. Zira, bildiğini ona belletmez.”( Gunyet’üt- Talibin 946-947 )

Cahile, bildiğini öğretmek ilim sahibine vacip olmasaydı; Resulüllah (s.a.v.) yukarıdaki hadiste “ Helâk ..”

Tabirini kullanmazdı. Susup öğretmediği için, böyle sert bir emir vermezdi.

Zira sert emirlere müstahak olan kimse; ancak vacibi ve farzı terk edenlerdir. Nafile ibadeti terk edenlere böyle bir sert emir gelmez.

Bilâl b. Saad yolu ile gelen bir hadis-i şerifte, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur.

“ Hata gizli kaldığı zaman ancak sahibine zarar verir. ancak hata açıktan işlenir de düzeltilmez ise.. umuma zararlı olur.”

Bir rivayette , İbn. Mes’ud’un (r.a.) şöyle dediği anlatılmıştır.

174-Senin görevin ancak tebliğ etmektir

“ Bir kimse namazda yanlış harekette bulunan birini görüp de onu düzeltme yoluna gitmez ise… onun günahına ve ayıbına ortak olur. lain şeytana da muvafakat etmiştir.

Zira şeytanın istediği odur ki: o manada bir söz edilmeye.. iyilik ve takva üzerine yardım olmaya.” ( Gunyet’üt Talibin Sayfa 947 )

Halbuki Allah-ü Teâlâ müminlere şu emri vermiştir:

“ İyilik ve takva üzerine, yardımlaşınız. “ ( Mâide süresi ayet 2 )                    

Nasihat çekmek, müminlere vaciptir. Birbirlerinin hatalarını düzeltme yoluna gitmelidirler. Şeytanın arzusu, dini silmek ve islâm’ı götürmektir. Halkın tümünü günaha sokmak ister.

halbuki, akılı başında olan bir kimseye hele hela bir mümine, bir müslümana asla ve asla şeytana baş eğmek doğru olmaz . 

            Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor.

“ Ey adem oğulları, şeytan nasıl ki, anne babanızı cennetten çıkardıysa, sakın sizi de belaya uğratmasın. Biz o şeytanları imana gelmeyenlerin dostları kılmışızdır.”( Â’raf Süresi ayet 27 )

 

Diğer bir aye-i Kerimede ise, Allah-ü Teâlâ şöyle buyurdu:

“ Çünkü hakikaten Şeytan size düşmandır; sizde onu düşman edinin. Çünkü o, etrafına toplanan avanesini, ( Taraftarlarını )  ancak cehennemlik olsunlar diye çağırır.” ( Sebe süresi, ayet 6 )

 

                        Bilesin ki,

 Namaz da zekâtta, bunlardan başka tüm ibadetlerde yapılan kusurların meydana gelmesi: İlim ve fıkıh bilginlerinin susmasındandır. Onlardan ayrı durmaları, onlara nasihat öğretmeyi, terbiye etmeyi bırakmalarıdır.

Bu hatalı işler önce cahillerden gelir. Sonra ilim sahipleri de ayni havaya kapılır. Bu hatalı işlerde ilim sahipleri de cahillerle beraber olur.

Din adamı ilim adamı Emr’ül-bilmaaruf nahy’münker yapmazsa( iyilikleri emir edip kötülüklerden sakındırmazsa, ) tabi ki Allah yanında, Allah-u alem, günahkar duruma, suçlu duruma düşer.. 

         “(O peygamber) onlara ma’rüfu  (iyiliği ) emreder ve onları kötülükten alıkoyar.” (A’râfsüresi ayet: 157 )

175-Vaktinde kılınan Namaz ve Ön saf

Bilindiği gibi, iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak Peygamberlerin temel görevidir.

Peygamberler, Allah ’tan aldıkları emirleri olduğu gibi kendi toplumlarına iletmek ve duyurmakla görevli olduklarına göre ümmetlerde ayni görevi üstlenmiş olmaktadırlar.

 Yüce Allah Peygambere hitaben :“ Senin görevin ancak tebliğ etmektir. “ ( A’li İmran süresi ayet: 20 )

Tebliğin özünü, “ Emr-i bil- ma’rüf ve nehy-i ani’l-münker “ oluşturur. Bu gerçeği vurgulamak üzere büyük İslam bilgini İmam Gazâli şöyle der:

“ Şayet tebliğ ortadan kaldırılıp, ilim ve amel de ihmal edilseydi, Peygamberlik adalete çöküntüye uğrar, ihtilaflar çoğalır, sapıklık yayılır cehalet ortalığı kaplar, fesat her tarafı etkisi altına alırdı.

Bundan dolayıdır ki, iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak, ilâhi emir ve yasakların insanlara iletilmesi en önde gelen dini görevlerden birisidir. Yüce Allah bu görevin yerine getirilmesini, “Müslümanlara farz kılmış ve onları, bundan sorumlu tutmuştur.” ( Diyanet Başkanlığı kürsüden öğütler S. 312- 313 )

Kur’ân-ı Kerim de;                          

“ İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten men eden bir topluluk bulunsun, işte kurtuluşa erenler onlardır.”Âl-i İmrân ayet : 104

Bu hususta geniş bilgi için Emril Bil-maaruf’, bölümüne  bakınız   

            Şunu iyi biliniz ki, kıyamet günü, pek çok insanların namazı olmayacaktır. Bunun sebebi de  imamdan evvel rükûa varmaları, secdeye gitmeleri ve ondan ( imamdan ) evvel eğilip doğrulmalarıdır.

 Efendimiz (s .a.v.) bir Hadis ’de şöyle buyurmuştur :

            “İnsanlara bir zaman gelecek; onlar namaz kılarlar ama namaz kılmış sayılmazlar.”

            Korkulur ki; o zaman bu zamanımız ola…

            Çünkü: Pek çokları imamdan evvel hareket ederler. Namazın rükünlerini yerine getirmezler vaciplerini sünnetlerini yapmazlar. Tamam olması için gereken şartları yerine getirmezler. (Talibin 946)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

“ Allah-ü Taâlâ, hem kalbi hem de bedeni ile namazda hazır olmayan kimsenin namazına bakmaz.”( Günyet’üt Talibin 921 )

176-Eşitliğin En Güzel Örneği Cami ve Namaz safları

                        Vaktinde kılınan Namaz ve Ön saf :

            Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadiste şöyle buyurmuştur.

            Ey Allah’ın Resulü, İslâm’da Allah’a en sevgili şey nedir? Diye soran kimseye şu cevabı vermiştir.

“ Vaktinde kılınan namazdır, kim namazı terk ederse onun dini yoktur. namaz dinin direğidir.”   Kütüb-i Sitte cilt 7 sayfa 320 )

                        Abdullah b. Mesud (r.a.) der ki: Resulüllah (s.a.v.) ‘a

                        “ Yüce Allah katında hangi amel daha sevimlidir? “ dedim.

                        “ Vaktinde kılınan namaz, “ buyurdu:

                        Sonra hangisidir?  dedim.

                        “ Anne babaya itaat” diye cevap verdi.

                        Daha sonra hangisi?  diye sordum.

                        “ Allah yolunda cihad” buyurdu ( Buhari, Müslim, Tirmizi ) .     

                        İbn. Ömer (r.a.) ‘den Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edildi.

                        “ Namazın ilk vaktinin son vaktine olan üstünlüğü ahiretin dünyaya olan üstünlüğü gibidir.” ( Ebu Mensur el-Deylemi )

                        Ebu Hüreyre (r.a.) ‘den Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet etti.   İnsanlar, ezan okumakta ve birinci safta bulunmakta ne kadar sevap olduğunu bilseler, bunun için birbirleriyle mücadele etseler sonra kura çekmekten başka çare bulmasalar kura çekerlerdi. Namazı erken kılmakta ne kadar sevap olduğunu bilselerdi, ona koşarlardı. Sabah ve yatsı namazını cemaatle kılmanın ne kadar sevap olduğunu bilselerdi, dizleri üstünde emekleyerek de olsa gelir cemaatle kılarlardı.”( Buhari ve Müslim  )

            Yine Ebu Hüreyre (r.a.) ‘den Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi:

            “ Saflardaki boşlukları dolduranlara Allah rahmet eder. melekler istiğfar ederler. bir kul safı sık tutarsa, Allah onu bir derece yükseltir. Melekler de üzerine bol nimet ve bereket indirir.” ( Teberâni )

            Numan b. Beşir (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyururken işittim. dedi.

177-Gerçek Bir Hikaye

“ Ey Allah’ın kulları, Ya saflarınızı düzgün tutarsınız, ya Allah yüzlerinizin şeklini değiştirir.” ( İmam Malik, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi, İbni Mâce )

 

                        Eşitliğin En Güzel Örneği Cami ve Namaz safları      

            Cemaatle kılınan namazda amir ile memur, patron ile işçi siyah ile beyaz, paşa ile er yan yana dururlar (veya kim önce gelmişse o ön safta durur.) Hiç birinin diğerine karşı öne geçme ve üstünlük hakkı yoktur.

            Namazdan başka yerde böyle bir eşitlik asla yoktur. Camide müslümanlar eşit saflarda namaz kılmak için omuz omuza dururlar. Hepsi Allah’ın kullarıdır,  Allah Teâlâ’nın evinde toplanıp, O’na kulluk görevini yerine getirmeye çalışırlar. Bu hususta Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor.

“ Şüphe yok ki bütün mescidler Allah’ındır  Allah ile birlikte başka hiç kimseye dua edip yalvarmayın.”  ( Cin süresi ayet 18 )

            Dünyanın hangi eşitlik sistemi, namazın getirdiği bu eşitlik sistemine ulaşabilir?

            Camide birinci saf, ( Cumhurbaşkanı Başbakan, veliler evliyalar ) ve Bakanlar için,

İkinci saf  Milletvekilleri ve (Paşalar ) için, üçüncü saf  Genel müdürler ve (hacılar ) için,

                       dördüncü saf, Zenginler için, beşinci saf beyazlar için altıncı saf siyahlar için en son saf

fakirler ve sakatlar içindir.) diye bir ayırım yoktur. orada her kes bir tarağın dişleri gibi eşittir.

Makamı, mevkii, sosyal durumu, iş ve mesleği ne olursa olsun, kim camiye daha erken

giderse o kimse isterse ilk ön safta yerini alır. hiç birinin diğerine üstünlüğü yoktur.

Önde duran  imam ”yat kalk diye bir komut veremez. O zaman insanın hakimiyeti söz konusu olurdu. İmam  Allahü Ekber = Tekbüyük Allahü Teâlâ”dır deyince cemaat de en  “ Tek Büyük Allahü Taâlâ’dır “  derler. ( Namazın mucizeleri 135-136 )

Allahü Taâlâ’nın ne kadar güzel ve eşit adaleti var insanoğlu düşününce büyük tefekkür etmemek elde değildir!  bütün müslümanlar camide / Mescid de eşittirler.

Yeri gelmiş iken şahit olduğum bir gerçek hikayeyi anlatacağım.

178-Cemaatle namaz kılmanın önemi

Gerçek  Bir Hikaye  :

Yurdumuzun bir bölgesine tatile gitmiştim, tesadüfen bir arkadaşımın yakınlarının düğünü vardı, düğün açık havada U şeklinde sandalyeler düzenlenmiş iki yanlar normal sandalyeler de üst kısımda daha konforlu ve minderli sandalyeler düzenlenmiş belli ki, bu konforlu koltuk ve sandalyeler belirli kişilere hazırlanmış biz biraz erken gidince arkadaşımla aşağıda normal sandalyelerde oturmayı tercih ettik.

Bir misafir ise, geldi ve o özel kişilere mahsus ve minderli sandalyelerin ilkinde oturdu. Ben de onu tanımadığım için bu adam ya zengin veya üst bürokrat gibi bir şeydir düşündüm ama tipi de benim ki gibi üst düzeye benzemiyordu. Merakla onu süzmeye çalıştım.

Tam o sırada tanınmış bir şeyh sevilen sayılan Seyit yani Hz. Hüseyin’in nesli torunu olduğu bilinen, bir zat geldi, düğün sahibi o zatın kollarından tuttu, tam o birnci sırada oturan kişiye makulce biraz bu tarafa kayar mısın dedi. adam bir koltuk bu tarafa kaydı, yerini o Şeyh Hz. leri oturdu. gözüm yine orada, davetliler yavaş, yavaş geliyor. Bir kelli felli adam daha geldi o da milletvekilinin kardeşi diye tanıttılar, yine düğün sahibi o kişiye yukarı da oturmasını işaret etti o ilk oturan adama lütfen biraz bu tarafa kayar mısın?  adam bir sandalye daha kaydı. Bir adam daha geldi oda kim. Bu Belediye Başkanı, onu da izzet ikram la yukarıya çıkardılar yine o gözüme takılan adama bir basamak o tarafa kayar mısın?.  adam bir sandalye daha  bu tarafa kaydı. Yine izzetli ikramlı bir adam geldi buda kim dedim, bu din adamı dediler onu da üst tarafa götürdüler yine düğün sahibi veya sorumlusu ayni adama bir sandalye o tarafa kayar mısın dedi. adam bir sandalye daha bu tarafa kaydı. Az sonra bir kişi daha geldi bu kim dedim, buda gelinin babası, onu da yukarıya götürdüler yine ayni adama bir o tarafa kayar mısın? adam iyi niyetli yine bir o taraf kaydı, düğün sahibinin ilgi gösterdiği  her  kişiye merak edip kim olduklarını arkadaşımdan soruyorum. Oda merakımın giderilmesi için bana bildiklerini söylüyor. Tabi ki kelli felli adamlar geldikçe o kişiyi kaydırdılar.

Fazla sözü uzatmak istemiyorum o kişi ta bizim yanımıza kadar kaydı. Benim yaşım illeri ve saçlarım beyaz olmasaydı, belki bizleri de kaydırırlardı.

İki Dakika Teffekür edelim mi?

İstesek de istemesek de:   Özel yemek davetleri, sünnetler, vesair tüm resmi veya gayri resmi toplantılar da özel kişilere özel yerler hazırlanır bu bir gerçektir. Bunun önlenmesi de mümkün değildir. buna ister, adet söyleyin ister kural söyleyin, ister olmazsa olmaz söyleyin,

Ama  Allah Teâlâ’nın Mescid ve camilerinde, tam aksine, kim olursa olsun asla kayma yok, geri gitme yok, ön safta boşluk varsa ön safa ilerleme var eşitlik var.                 

  Dünyada bir benzeri asla yok, eşitlik, hor görmeme, makam mevki, fakir zengin, siyah beyaz ayırımı yapılmayan tek bir yer varsa oda,  Mescitler ve Camii’lerdir,

179-Allah’ın yardımı hayır ( sevap) için toplanan cemaatedir

Mescitlerde binlerce kişi ayni çatı altında toplanıyor o yerin havası bozulmadığı gibi o yerlerde sevgi saygı da eksik olmuyor. Her hareketlerinde Allah’ın rızasını ararlar, kalp kırmamaya, dikkat ederler, sevap kazanmaya, günah işlememeye bakarlar.   

Örnek eşitlik, budur, kardeşlik budur, bu kardeşliği birliği beraberliği hiçbir yerde bulamazsınız.

                        Yüce Allah şöyle buyuruyor.

                        “ Şüphesiz mü’minler biri biri  ile kardeştirler.” ( Hucurat süresi ayet 10 )

                        Allah Taâlâ’nın Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor. “ Allah’ın yardımı hayır için toplanan cemaattedir.” ( Keşu’l-Hafa 2/391 )

 

                        Cemaatle namaz kılmanın önemi 

           Allah-ü Teâlâ şöyle buyuruyor. Mescide Namaza giderken temiz giyinin. ( A’raf  süresi ayet 31 )

           Allah Teâla şöyle buyuruyor,     “ Nice erler vardır ki, onları ne bir ticaret, ne de bir alış–veriş kendilerini Allah-ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamaz;  onlar, kalplerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar.” ( Nur süresi ayet 37 )

İslam, sosyal bir dindir. Yani toplumla iç içe bulunmayı teşvik eder. Müslümanları birlik ve beraberliğe çağırır. Bu İslâmın tüm prensiplerinde kendini apaçık gösterir. İslâm’ın sosyal bir din olduğunun delili, cemaate verdiği önemde kendini göstermiştir.

Birlik ve beraberlik şüphesiz hiç olmazsa arada bir toplanmakla sağlanır. Bu yüzden İslam dini, Müslümanların bir tek çatı altında, camide toplanıp cemaatle namaz kılmalarını emir buyurmuştur. Çünkü camide toplanan müslümanlar, birbirlerini tanır,aralarında dostluk ve kardeşlik bağları, pekişir, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederler.

Cemaat İslâm dinin teşkilat temelidir. Topluluk, bir arada bulunma, istişare emrini kolaylaştırır, birlik ve kuvvet ondan doğar. Bundan dolayıdır ki, cemaat, Peygamberimiz tarafından beş defa vücup derecesinde müekked sünnet olarak tebliğ buyurmuştur. Hatta kendileri ashaba imamlık yapamayacak kadar hasta oldukları halde mübarek odasından mescide kadar gelip Hz. Ebu Bekir’e uymuşlardır. Cemaatle kılınan namazlarda ayrıca büyük sevap olduğunu beyan buyurmuşlardır. Cenab-ı Hak’kın bu sevabı ihsan buyurması, Müslümanların namazda bir arada bulunmalarını teşviki içindir.

180-İmam Cemaatın kefilidir

Allah Resulü:

Allah’ın yardımı hayır ( sevap) için toplanan cemaatedir. buyururlar. ( Keşu’l Hafa 2/391 )                        

Yalnız kılınan namaz bir kat iplik gibidir, kolay kopar. Cemaatle kılınan namaz ise yirmi yedi kat iplik gibi çok kuvvetlidir. ( Cemaatle namaz kılanın rızkında bereket olur. günahları mağfiret duası inşallah kabul olunur. Belası def olup sekeratı imanla tamamlanır. Kabir azabı görmez. Kitabı sağından verilir. Mizanı ağır, hesabı kolay, şefaate mazhar olur sırat’tı süratle geçer .( Amentü yerhi 172 )

Hadis No: 7444 Ebü Hüreyre (rivayet ediyor.

“ Eğer birinci saftaki sevabı bilseydiniz, oraya ancak kur’a ile geçerdiniz.”(Müslim Salat 131)

Ebu Davud’un  (r.a.) rivayet ettiği hadis şöyledir. Resulüllah (s.a.v.)  şöyle buyurdu. 

“ Kim yatsı namazını cemaatle kılarsa, gecenin yarısını ibadetle geçirmiş gibi olur.  Kim de yatsı ile sabah namazlarını cemaatle kılarsa, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş gibi  olur.”( Tirmizi, de Ebu  Ebu Davud gibi rivayet etmiştir.)

Başka bir Hadis Ebu Hüreyre (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti.

 “ Münafıklara en ağır gelen namaz  yatsı ile sabah namazıdır.”( Buhâri ve Müslim )

Başka bir Hadisi Şerif de: Ömer b. Hattab (r.a.) ‘den Hz . Peygamber (s.a.v.) ‘in şöyle buyurduğu rivayet edildi:

“Kim bir Mescid de yatsı namazının ilk rekâtına yetişerek kırk gece cemaatle namaz kılarsa,  Allah onu cehennemden azat eder.” (İbni Mâce, Tergib ve Terhib 1/ 401 )

Yine başka bir hadis de: Ebu’d   Derda (r.a.) ‘den Hz . Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti..

“ Kim gecenin karanlığında camiye giderse,  kıyamet gününde Allah (c.c.) ‘ın huzuruna nurlu olarak gider.” ( Tabarani, ve Hıbban )

Yine bir başka Hadisi Şerif de: Ebu Hüreyre (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

“ Saflardaki boşlukları dolduranlara  Allah rahmet eder. melekler istiğfar ederler.  bir kul safı sık tutarsa, Allah onu bir derece yükseltir. Melekler de üzerine bol nimet ve bereket indirirler. “ ( Tabarani )

İbn  Ömer (r.a.) der ki: Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘me

181-İsterseniz çok kısa camilerden ve Yaşlılardan söz edelim

“ Mescidin sol yanındaki saflar boş “ denilince:

“ Kim mescidin sol yanındaki safları doldurursa, ona iki kat sevap yazılır.” buyurdu.

 

                    İmam Cemaatın kefilidir.

                        Hadis No: 3077 Sehl bin Sa’d’dan (r.a.) rivayetle:

            İmam Cemaatin namazının kefilidir. Eğer hakkını verirse faydası hem kendisine, hem de cemaatinedir. Hakkını vermezse mesu’üliyet sadece kendisine aittir. Cemaatin bir sorumluluğu yoktur.” ( İbni Mâce, İkame : 47, Müsned 4:156 )

                Hadis No 3076  Ebü  Hüreyre (r.a.) Peygamber Efendimizin şöyle buyurduklarını rivayet etmiştir.

“ İmam, Cemaatın namazının kefilidir. Müezzin de mütemetidir. Ey Allah’ım! İmamları doğru yöne yönelt, müezzinlere de mağfiret eyle.” Tirmizi, Mevakit, 39; İbni Mâce, İkame: 47 Ebü Dâvud Salât, 39 )

İmamların cemaate kefil olması, namaz kıldırma sorumluluğunu yüklenmesi sebebiyledir.  Çünkü, imam, namazı bozan bir takım davranış ve hareketler içinde bulunabilir. Ve cemaat bundan habersiz olabilir. Bu sebeple cemaat bundan mesul olmaz. Bu itibarla, imam cemaatin kefilidir. Ve namazın mesuliyetini üzerinde taşır.

Diğer taraftan, müezzinler de namaz, iftar ve suhur vakitlerini bildirmek noktasında cemaatin itimat etmiş kimselerdir. onların sorumluluğu da bu noktadadır.

Bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur.  “ Her namaz kıldıran bir yöneticidir; yönettiği kimselerden de sorumludur.” (Tenbihü’l-Gafilin 940)

Denilmiştir ki:

İmam da bir yöneticidir, kendisine uyup namaz kılanlara yönetme durumundadır. Zira imam onların yöneticisidir. Dolaysıyla yarın onlar için ( cemaatinden) sorguya çekilecektir.

Başka bir hadis: İbni Ömer (r.a.) rivayet ediyor.

“Yetersiz ve beceriksiz idareci Allah’ın rahmetinden uzaktır.”( Teberani’nin Kebirinden, sağir 2/779)

            Bir soru : Harfleri doğru telefuz edemeyen kişi, bir cemaate imamlık yapabilir mi?

182-Cemaate gelmeyenler veya ihmal edenler

            Bir Cevap    : Her hangi bir harfi ağız yapısı sebebiyle doğru telefuz edemeyen kişi, eğer cemaatte bu harfleri düzgün okuyabilenler yoksa tercih edilen görüşe göre cemaate imamlık yapabilir. Harfleri doğru telefuz eden başka kimse / birisi varsa (harfleri telefuz edemeyenin ) imamılığı caiz olmaz. ( Düzgün okuyan imamlık yapmalıdır. Düzgün okuyan yoksa o kişi imamlık yapabilir.) ( İbni Abidin, Reddül Muhtar. 11,239 )

İsterseniz çok kısa  camilerden ve Yaşlılardan söz edelim.

                   Şükürler olsun Rabbime Camilerimiz çok maalesef cemaat çok, çok az, az olan cemaat de maalesef  benim gibi içi boş,

            Camideki cemaatının  % 98’i dedelerdir. Bir gün Ankara /Batıken’in bir camisinde öğle namazı kılacaktı. Öğle namazından önce sünneti kıldık, cemaat kılmak için müzzinin kamet tutmasını bekliyoruz tam o sırada bir çocuk, bağırdı. Dede, dede, dedi inanın hemen hemen hepimiz kapıya baktık pür dikkatle çocuğa baktık acaba bizim torunmudur. Çünkü hepimiz dedeydik. Yazık, camilerde siyah saçlı görmeye hasret kaldık.

            Yine ben Ankara Demet evelerde bir camide cemaat namaz kıldım, cematte 80- 85 kişi vardık,

İnanın yeminle söylüyorum, imam dışında en genci bendim ki bende 67 yaşındaydım düşünün nereye  gidiyoruz. Bizler emekli olunca namaza ibadete başlıyoruz tövbe ediyoruz,  peki ya emekli olmadan veya tövbe etmeden ölürsek ebedi hayatımız hürsün olur hiç bunu düşündük mü? ölüm genci yaşlıyı dinlemiyor ki eceli gelen gidiyor çok, çok dikkatli olmalıyız, yoksa, yoksa tövbe etmeden ölürsek halimiz nice olacaktır.

            Yine bakıyorsun, seksen bin kişilik bir stada üç saat içinde hınca hınc doluyor, hem de paralı yahu Allah Teâlâ sizden parada istemiyor, size her türlü nimeti ve lütü veriyor siz  niçin Camiye öyle aşkla şefkle gelmiyorsunuz da paralı olan stadlara gidiyorsunuz. Dakikada 140 kişi stada giriyor maalesef camiye bırak dakikada 140 kişi  yirmi dört saatte 140 kişi girmiyor. Girenlerde hep benim gibi yaşlı dedeler, dilerim tüm Müslümanlar şuurlu ve duyarlı olurlar Allah Teâlâ’nın emirlerini yerine getirmek için yarışırlar ibadet ederler.

                               Cemaate gelmeyenler veya ihmal edenler:

Nafi yoluyla gelen bir rivayette ; İbn-i Ömer (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) Efendimizin şöyle buyurduğunu anlatmıştır.

“Tek tek kılınan namazla, cemaatle kılınan namaz arasında yirmi yedi derece üstünlük vardır.” Yine;

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, içimden şöyle geldi: Odun toplamasını emredeyim de toplansın. Sonra namazı emredeyim de onun için ezan okunsun. Sonra birine emredeyim de cemaatte imam olsun.

183-Allah’a İbadet etmek niyetiyle Mescide gidip gelme mükafatı

sonra namaza gelmeyen bir takım adamlara varayım ve evlerini üzerine cayır, cayır yakayım. Nefsim kudret elinde Allah’a yemin ederim ki, bunlardan biri mescide etlice, yağlıca bir kemik yahut iki etli kaburga parçası bulacağını bilse mutlaka yatsıya gelirdi. “ ( Meram: 2 / 52-53 ve Namaz mucizeleri 138 )

           

Abdullah ibn-i Ümmi Şöyle diyor:

“ Bir gün Resulüllah’a giderek “ Ya Resulüllah, ben gözleri görmeyen âmâ bir kişiyim.  Evim camiye uzaktır. Medinenin yolları ve sokakları çok çukurludur. Beni camiye götürüp getirecek kimsemde yoktur.  evimde tek başıma namaz kılmak için bana izin verir misiniz?

Diye sorduğumda bana şöyle buyurdu:

“ Ezan sesini işitiyor musun?   Ben de ‘ evet ‘ dedim. Bunun üzerine bana:

“ Öyle ise senin için izin yoktur.” diye buyurdular.(Bulugu’l – Meram: 2/ 55 ve Namaz mucizeleri 138-139)

Evleri Calinin yanında, sokaklar ışıl ışıl, yollar tamamen düz ve asfalt, ama da değiliz, ve ezan sesi de höperlörler vesilesiyle her yöne gidiyor, ama ne yazık ki benim sürekli gittiğim semt camisine bağlı  yani cami civarında üç bin daire var her evden bir kişi gelir ise üç bin kişi eder. maalesef sabah namazlarında yarım saf yani 15 ile 20 kişi, yatsı da 30 veya 35 kişi.

Bu yukarıdaki âmâ için verilen emir aynen bizim için de geçerli ve biz mazaretsiz olduğumuz için bizim için çok çok geçerlidir. Bunun cevabını da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aşağıdaki hadis te açıklamıştır.

“ Münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazıdır. Halbuki o namazların faziletini bir bilseler, emekleyerek bile olsa yine onlara gelirlerdi.”( Selamet yolları :2 / 92 )

Yine Peygamberimiz şöyle buyurur:

İbni Mes’ud (r.a. )  anlatıyor.   “Aramızda namazdan geri kalanların mutlaka münafık olduklarını gördüm. Gelmeyenlerin ya münafık olduğu ortaya çıktı,  yahut hasta olduklarından namaza gelemiyorlardı ki böyleleri arkadaşlarından iki kişinin kolları arasında yürüyerek namaza katılıyorlardı.”(Naümaz Mucizeleri 140-141 )

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Buyuruyor.   “Kıyamet kopunca Allah Teâlâ bir gurup insanı, yüzleri yıldızlar gibi parlak olarak haşredecektir. Melekler onlara, “ Ne işlemiştiniz böyle?  diye sorunca onlar da,“ Biz ezan okuduğunu duyduğumuz vakit hemen kalkar, temizliğimizi yapar, abdestimizi alır, namazımızı kılardık. Başka bir işle meşgul olmazdık.

184-Cami Görevlileri

Allah Teâlâ bir başka gurubu, yüzünü ay gibi parlak olarak haşredecektir. Kendilerine “Böyle ne işlemiştiniz? diye sorulunca onlarda  “ Ezan okunmadan önce abdest alır, namaz hazırlığımızı yapardık.”  diye karşılık verirler.

Bir başka gurup ise Allah Teâlâ yüzlerini güneş gibi olarak haşredecektir. Onlar da kendilerine sorulduğunda, biz ezanı camide dinlerdik.” diye karşılık verirler.” ( Müşkâtil Envar )

 

    Allah’a İbadet etmek niyetiyle Mescide gidip gelme mükafatı :

Selman (r.a.) ‘dan Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘in şöyle buyurduğu rivayet edildi:     “ Bir kimse evinde güzelce abdest alır, sonra camiye gelirse, Allah Teâlâ’nın misafiri olur. artık Allah Teâlâ’da misafirine mutlaka ikram eder.”( Eb.u Davud, İbni Hıbban )

                        Ebu Hüreyre ‘nin (r.a. ) şöyle dediği anlatıldı : Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu :

            “ Bir kul, abdestini aldıktan sonra mescid’in yolunu tutar ise.. Allah-ü Teâlâ onun için her adımında bir iyilik yazar; bir de kötülüğünü siler.”

                        Hadis No: 669 : Ebü Hüreyre (r.a.)’den Hz. Peygamber (s.a.v.)

            “ Kim. Sabahleyin veya akşamleyin mescide giderse Allah, her gidişinde o kimse için cennette bir ikram hazırlar.”  buyurmuştur ( Sahih-i Müslim 1 / 339 )

                        Hadis No: 7669: Ebu Übeyde (r.a.) rivayet ediyor.

            “ Namazlarda hiçbiri Cuma günü cemaatle kılınan sabah namazından daha faziletli değildir. bu namaza katılan kişinin günahlarının mutlaka bağışlanacağını ümid ederim. ( Teberani’nin kebirinden Camiü’s-Sağir 4 / 1454 )

           Mescide giden kimseye düşer ki:  o kişi de bir korku çekingenlik, huşusuzluk  ve huzursuzluk içinde bulunmaması gerekir. ayni zamanda (mescide giderken) ağır başlı ve vakarlı olmalıdır.

İçinden yeni bir düşünceye dalmamalı; Bilhassa, daha önce daldığı dünya meşguliyetlerini ve değişik hallerini bir yana atmalıdır.

( Ne mutlu o müslümana ki, Rabbinin rızasını kazanmak için emirlerini yerine getirmek için mescide gidip ibadet ediyor teslimiyet gösteriyor, kulluk görevini ifa etmeye çalışıyor, Allah’a secde etmeye rükü etmeye kamet etmeye, namaz kılmaya, Allah’ın rızasını kazanmaya gidiyor, ne mutlu bizlere ki biz müslümanız. Allah kendisini bizlere tanıttırdığı için sonsuza  kadar Allah’a Hamd, şükür ve ibadet etsek azdır.)

185-Cami Görevlileri

Bir müslüman evinden çıkınca, Mescid’e gideceğini ve orada namaz kılmak için Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkacağını niyetini almalıdır. Hani bir Hadis de : “ Ameller niyete göredir.” bunu da unutmayalım ki hiçbir amel niyetsiz olmaz. Örnek olarak: bir adam niyet getirmeden üç gün aç susuz kalırsa o kişi oruçlu değildir veya bir kişi cünüp ise sabahtan akşama kadar denizde yüzer ise cünüp ten çıkma niyeti getirmemiş ise o kişinin cünüplüğü çıkmaz yine cünüptür çünkü niyet etmemiştir. Bizde evimizden çıkınca niyet edelim ki, yukarıdaki hadisle müjdelendiğimiz Allah’ın lütfünden, mükafatlarından faydalanalım. Hadisi tekrar okuyalım. “ Ameller niyete göredir.” ( İbni mâce , Tergib ve Terhib 1 / 328 )

 

                        Cami Görevlileri ;

Âmentü Şerhi kitabı yazarı Rahmetli Numan Kurtuluş kitabının 168. sayfasında şöyle yazmaktadır. Allah-u Teâlâ ondan razı olsun.

             Cami imam ve müezzinleri kendilerinin oraya bağlamanın bedelini alıyorlar. Yoksa para için namaz kıldırılmaz.  İmam, cemaat yoksa meleklere imam olmağa niyet edip yalnız kılar. (imamlar cemaat olmazsa dahi mescitleri kapatamazlar imamlar görevli olduğu camiye bağlıdırlar / orayı terk edemezler oradan ücret alıyorlar) imamların görevleri yalnız namaz kılmak değildir, örneğin bir kaçını hatırlayalım. İmamlar vaaz ve nasihatler ederler, Kur’ân okumasını öğrenmek isteyenlere Kur’an dersi verirler, sorulan sorulara cevap verirler,, vatandaş Hacca gidip gelişlerinde onların toplu duasına katılırlar,  yeni doğan çocukların sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okurlar, evlenenlerin resmi  nikahtan sonra dini nikahlarını kıyarlar, Cuma günleri hutbe okurlar, kırsal kesiminde cenaze yıkayıp kaldırırlar, yağmur duasına çıkarlar vesaire. Çok çok görevleri vardır. tabi ki bu görevlerinin içinde cemaate imamlık yaparak namaz kılmada dahildir. 

            Yine buna benzer bir konu da yıllar önce bir arkadaş bana şöyle anlattı.

            Bizim camimizin imamı çok takva, onun gibi belki Türkiye de üç tane bulunmaz. Bende merak ettim bu imam ne yapıyor ki sizin o kadar teveccühünüzü kazanmış.

            Bana şöyle anlattı. Hocamız mazeretli olarak camiye gelip kılamadığı namazın parasını hesaplayarak mesela ayda kaç lira alıyorsa onu otuza bölüyor. Günlük aldığı maaşı da beşe bölüyor. Kaç namaz kılmamış ise ve onun yerine kim imam olmuş ise o parayı ona veriyor. Bu para senin hakkın, çünkü bu vakitlerde ben cemaate imamlık yapamadığım için   benim hakkım değildir diyor.

            Konu ilk duyduğumda, tüylerim diken diken oldu, böyle takva kişiler bilinçili kişiler zor bulunur dedim ama iki dakika sonra tefekkür ettim. imamın ne kadar gaflet içinde olduğunu çok yanlış yaptığını Allah Teâlâ’ın verdiği lütf ve akıl ile öğrendim.

186-Rükü edenlerle birlikte sizde rükü ediniz

            O görevli tıpkı yukarıdaki görevli gibi sanki para için namaz kılıyormuş ve cemaate imam olarak kılamadığı namazı kendisini takva sahibi haram yemeyen kişi gibi bilinçsiz olarak aldığı maaştan, yerine cemaate imamlık yapan kişiye ücret veriyormuş. 

            Hem kendisi yanlış yapıyor, hem de yerine cemaate imamlık yapana da para ile namaz kıldırıyor ona da yanlış yaptırıyor,  tek cümleyle yazık, yazık.

            Bu görevli asla kötü niyetli değildir ama,  Görevlinin bu konuda bilinçli olduğunu takvalı olduğunu düşünmek yanlıştır. Yukarıda belirtiğimiz gibi imamlar Cami/ mescit görevlileridir, onlar asla para için namaz kılmazlar, böyle düşünmezler bile, tekrar yazalım, onlar Cami görevlileridir. Devlet onlara o hakkı tanımış maşalarını ödüyor.  yukarıda azda olsa bazı görevlerini saydık,  

            Dilerim şimdi böyle düşünen veya uygulama yapan imamlar aramazı da bulunmuyor.

            Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor.

            “ Allah’ın mescitlerinde, Allah’ın ismini anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışan kimselerden daha zalim kim olabilir.” ( Bakara süresi ayet 114 )

Ne yazık ki aşağıdaki yazacağım konuya ben de kulak misafiri olmuştum..

            Yıllar önce, Cami Cemaatın’ dan biri, görevli imama bir dini soru sordu,  imam tatmin edici bir cevap veremeyince, o kişi ben bu cevabınızdan hiç ikna olmadım dedi.

            İmam sinirlenerek çok net olarak şöyle söyledi: Ben namaz memuruyum, benden bir şey sormayın

            Bu ikinci cevap ne acı ne haşince. Bilgisizce verilen bir cevaptır. Sen  para için mi namaz kılıyorsun Allah korusun öyle yapmayı bırak da düşünmek bile şirktir. Yazık, yazık, bir imamın bunları bilmemesi ve gelip imamlık yapmasında da, Allah’a sığınıyorum.

            Çok şükür bu zaman da böyle düşünen imamlar/ görevliler tahminen ya yok ya da parmak sayısını geçmez inşallah, en azından ben böyle hüsnü zan düşünmek istiyorum. .

Allah hepimizi hidayet etsin. .

            Ebu Osman Nehdi, Selman (r.a.) yolu ile gelen rivayette, Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu anlatmıştır:

            “Aziz Celil Allah şöyle buyurmuştur:

187-Kendisine sükunet ve vakar hali bulunarak yürüsün

            --Bir kimse, güzelce Abdest aldıktan sonra evlerimden (mescitlerimden secdegahım)dan birine ( ibadet etmek için ) beni ziyarete gelince.. ziyarete edilene düşer ki: ziyaretçisine ikram eyleye.”      

            Mescide giderken içinde ( Allah Teâlâ’ya ibadet etmek ve emirlerini yerine getirmek için ) bir istek ve arzu olmalıdır. İngin gönüllü ( olgun ve derin ) tavvazu halini korumalıdır.

            Kendisini beğenmişlik kibir, böbürlenme yolunu tutmamalıdır. Hele insanlara gösteriş/ riya yoluna hiç girmemelidir. Allah Teâlâ cümlemizi riyakarlıktan ve O’nun emri olmayan bütün ibadetlerden ve her kötü şeyden korusun. 

Ebu Ümame (r.a.) ‘den Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi:

            “ Cemaatle namaz kılmaktan geri kalan bu kişi, cemaate giden şu zatın sevabını bilseydi, elleri ve ayakları üzerinde apalıyarak( emekleyerek ) da olsa  cemaate gelirdi.”   (Teberani, )                                                                                                                                                

            “Rükü edenlerle birlikte sizde rükü ediniz!.Bakara,Ayet :43

            Bu ayeti kerim delaletiyle, Şafii ce cemaat farzdır. Hanefiye göre ise cemaat vâcibe yakın en kuvvetli sünnettir. düzgün okuyamayana cemaat farzdır.( Amentü Şerhi fatih matbaası s. 168 )

                        Ebu Derda (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurduğunu anlattı:

            “Bir kimse gecenin karanlığında mescitlere gider ise.. Allah Teâlâ kıyamet günü ona nur verir.

Ebu Hüreyre (r.a.) Rivayet ediyor. Resulüllah (s .a.v.) bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur.

“ Biriniz kamet okunmuş ( Namaza başlanmış ) durumda namaza kavuşur ise sükunetle yürüsün. ( Cemaate ) kavuşabileceği  kadarını kılsın; kalanını da ( İmamın selamından sonra devam )  etsin.” ( Üstteki  beş hadis Güneyt’üt Talibin A.Kadir Geyleni kitabının ayfa 907 -8-9)

Başka bir rivayette, üsteki hadis-i şerif şu tabirle gelmiştir.

“ Kendisine sükunet ve vakar hali bulunarak yürüsün..”

Bilhassa ibadetlerinde (Cemaat’e devamlılık eden cemaatı ) hiç kaçırmadığından ötürü kendini beğenmiş ( övülme ) gibi olmamalıdır. Öyle yaparsa “ Ucub “  yapmış olur  Sonra Allah-ü Teâlâ’nın gözünden düşer. Allah’ın yakınlığından atılır.  Manevi hali gider. basiret nuru kaybolur.     ( Geniş bilgi Bak. Ucub ve kibir bölümüne.

188-Cemaatle kılınan namazların mühim noktaları

                        Hadis no: 6901: Enes’den rivayetle:

            “ Ezan sesini duyduğunda namaza git. Giderken ağırbaşlılıktan ayrılma, safta bir boşluk bulursan orayı doldur. Yoksa din kardeşinin yerini daraltma, kendin duyacağın kadar bir sesle oku, yanında kilerini rahatsız etme, dünyadan biraz sonra ayrılacak bir kimsenin namazı gibi namaz kıl.” ( İbni Asakirden Câmi’ü’s- Sağir )                        

          Yine başka bir Hadis,

            Ebu Said el—Hudri  (r.a.) ‘den Resulüllah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edildi.

            “ Bir zat namaz kılmak amacıyla evinden çıkar şöyle dua ederse, Allah ona yönelir” ve yetmiş bin melek onun bağışlanması için dua ederler:

            “Allah’ım Sana niyazda bulunanların ve camiye giderken attığı şu adımların hatırı için Sana yalvarıyorum. ben kibir, gösteriş ve nam için değil, Senin gazabından korktuğum ve rızanı kazanmak istediğim için evimden çıktım. Beni cehennem ateşinden korumanı günahlarımı bağışlamanı diliyorum. Zira, Senden başka hiç kimse bağışlamaz”

            Hadis no: 713  :  Peygamber Efedmiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

            “ Sizden biriniz mescide giderken  “ Allahümme’ftah li Ebvâbe rahmetike (= Allah’ım Rahmet kapılarını bana aça) desin. Mescidden çıkarken de “ Allahümme inni es’elüke min fezlike (= Allah’ım, ben senin lütfünden isterim). “ desin “   buyurdu. ( Sahih-i Müslim  1/ 359 )

            Hadis No: 536 Ebu Hüreyre rivayet ediyor:

            “ Biriniz evinde abdestini alır, sonra camiye gelirse, dönünceye kadar namazda sayılır.” ( Cemiü’s-Sağir  1/ 172 Hakim’in Müdrekinden )

           

       Bayanların Camiye gelmeleri:

            İbni Ömer (r.a.) Resulullah (s.a.v.)in :

            Hanımlarınızı camide namaz kılmaktan menetmeyin. Ama namazlarını evlerinde kılmaları onlar için daha hayırlıdır.”buyurduğu rivayet edildi. ( Ebu Davud  Tergib ve Tearhib 1/342)

            Cemaatle kılınan namazların mühim noktaları :  

                        1-  Cemaatle  (namaz ) ibadeti kolaylaştırır.

189-Mescitler / Camiler

            2-  Özelikle Cuma ve Bayram namazlarında, okunan hutbeler, mü’minleri iyi ahlak sahibi yaparak, onları kötü sıfatlardan sakındırır.

            3-  Cemaatle kılınan namaz, mü’minlerle tanışmak, ve kaynaşmaya imkan verir, (dostluğu kardeşliği pekiştirir.) onlar arasında kin ve nefreti yok eder.

            4-  Cemaatle kılınan namaz, mutlak anlamda kardeşliği pratik olarak göstermektedir. Çünkü orada sosyal farklılıklar ve ırk taassupları yıkılmıştır. Orada tüm ırklardan ve renklerden bir birlik temin edilmiştir. ( Ruhu’s Salât Fi’l-İslâm 150-151)

                İslâm dünya görüşüne bağlı olan bu cemaat ruhunu, başka hiçbir dinde görmek mümkün değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.v )’in  vefatından kısa bir zaman sonra hızla yayılan ve bugün milyarlarca bağlısı bulunan İslam dini, geleceğin dünyasının ( yegane tek ve emsalsiz ) dinidir. Bu gün  Japonya, Amerika ve Avrupa’daki İslâm-i kıpırdanışlar, gelecek dünyasının mutluluğunu sağlayacak olan İslâm ’ın ümit ışıkları olarak kabul edilebilir.  

            Namaz dâvetçinin dâvetine gitmeyen, hakkı işitmediğinden ayet hükmünce şerli mahluk sayılır.  İşte Ayet;

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

            Allah katında en kötüsü, gerçeği akıllarına koymayan o sağır ve dilsizlerdir.”( Enfâl : 22 )

 

                Mescitler / Camiler :

                        Allahü Teâlâ şöyle buyuruyor.          

“ Allah’ın, Mescitlerini  mamur etmek (şenlendirmek / Cemaatte bulunmak) ancak Allahü Teâlâ’ya ve ahiret gününe iman eden, namaz kılan zekât veren ve Cenab-ı Hak’tan başkasından korkmayana mahsustur. İşte bunların başarıya ermişlerden olmaları umulur.” ( Tevbe süresi ayet 18  )

            Şu halde cemaatle mescidi mamur etmeyenin (Mescide devam etmeyenin)  imanının zayıf olduğu manası çıkar.

             Hadis No: 634--  İbni Huzeyme (r.a.) Rivayet ediyor.

            “ Bir adamın Camilere devam etmeyi âdet haline getirdiği gördüğünüzde onun imanlı olduğuna şâhitlik edin.” ( Tirmizi, Tefsir-i –Süre:9; İbni Mâce, Mescid; 19; Müsned,3,68-76 )

190-Camiye giderken

“ Mescide devam edenin imanına şahit olunuz! “ buyrulması cemaate devam edenin iman ile gideceğini bildirir. ( Âmentü Şerhi 168 )

            Resulüllah buyuruyor ki.

            “ Mü’min, mescitte sudaki balık gibi hayattadır. Münafık ise kafesteki kuş gibi azâptadır. “ Buhâri )

Abdurrahman  b. Şibli (r.a.) der ki:

            “ Resulüllah (s.a.v.) Devenin ahırda belli yer edindiği gibi mescide belli bir yer tutmayı yasakladı. ( İmam Ahmed, Ebu Davud, Nesâi, İbn Huzeyme,  İbn Hıbban, ) 

            Abdestte, Namazda, Oruçta ve cihatta. Soğuk sıcak bahane edilemez.

          De ki. “ Cehennem ateşi daha  sıcak.”   ( Tövbe süresi ayet 81 )

          Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Zalimler benim ahdime nail olamaz.” ( Bakara süresi ayet 124 )

 

 

Âyetten anladığımız kadarı ile, “ İmamların da Salihlerden olması lazım geldiği

anlaşılmaktadır.” Ancak imam Salih olmasa da cemaatle kılmak yalnız kılmaktan efdaldır. (Âmentü Şerhi )

Bir mazaretle camiye / mescitte gidemeyenler: Namaz kılacak kadar okuyabilen imam olup cemaat faziletinden mahrum kalmamalıdır.  Evdekilere cemaatle kıldırıp evlerimizi mescit yapmalıyız ve mesuliyetten kurtulmalıyız.

“Evlerinizi kıble tarafına yapın ve namaz kılın. Bir de Müminleri müjdele.”( Yunus 87 )

Böyle evlere melekler dolar; orada ölünce de mescitte ölmüş gibi oluruz.

Evde günahlı iş yapan, ( Rabbimizin vermiş olduğu ) ev nimetlerine nankörlük yapmış oluruz. o eve şeytanlar dolar, o evde içki de içilir, kumar da oynanırsa. Böyle bir evde ölen “ Kumarhane de, Meyhanede ölmüş gibidir.

 Ayrıca;  Mushafı / Kur’ân-ı garip bırakan kabirde garip olur. Camiyi garip bırakan ölürken garip olur. Âlimi garip bırakan mahşerde garip olur.  (Âmenüü Şerhi sayfa :170 )

Mahalle mescidinin hakkı vardır.

Eve yakın mescidin cemaati varsa o zaman daha çok sevap kazanmak için uzak camilere gidilebilir. Cemaatsiz kılınan namaz kusurlu ve kabulü ihtimali zayıftır. 

191-İtikafın Sevabı

Sevabı da çok noksandır. İman ile gitmenin en birinci sebebi cemaate devam etmek, imansız ölmenin en birinci sebebi de namazı terk etmektir. 

Camiye giderken    

            Evden Camiye giderken,   : Bismillah getirerek,hangi vakit namazı kılmak için Camiye gittiğini niyet etmek, ve camiye gidiş gelişte hep zikir etmen gerekir  ki Efendimizin bir hadis de Camiye giderken  her sağ adım atmada, on sevap yazılır, her sol adım atmada da bir günah silinir,.” Hadisinden pay alalım,  sevap alalım, çünkü efendimiz bir hadisinde ameller niyetlere göredir.. onun için evden çıkınca mutlaka niyet etmeyi unutmayalım alışkanlık haline getirelim.      

            Caminin kapısını açarken de : Allah için Besmele, Peygamberimiz ve tüm peygamberlere, ehlibeyt ve ashablara selat ve selam meleklere ve Salih kullara selam ve rahmet kendi için duadan sonra; ( Edeple, saygıyla, Allah’tan korkarak ve utanarak)  mescit kapısından sağ ayakla içeri girer

“Ya Rabbi!  bu Mescitte (Camide ) bulunduğum (kaldığım) müddetçe itikafa kalmaya niyet ettim.” denilirse, ( Mescide/ Camiye Her gidişinde veya hatırladığı zaman bu niyeti getirirse ) ve mescitte kaldığı müddetçe itikaf sevabı kazanır. ( yalnız o mescitte kaldığı sürece dünya kelamı konuşmaması gerekir.)

            İsterseniz azda olsa İtikaf  Konusunu  değinelim, tekrar konumuza döneriz, 

            İslam Fıkıhı Ansiklopedisi Risale-i Zaman matbaasında basılan ve yazarı  Prof. Dr. Vehbe Zuhayli ‘nin hazırlayıp yazdığı  fıkıh kitabının 3/219 sayfasında şöyle demektedir.

            İtikafın en faziletlisi Ramazanın son on gününde girilendir. Bunun sebebi bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesine rastlamak ihtimalidir.

            Ayin sayfada; “İtikâf Ramazan da ve Ramazan dışında  her vakittemüstehaptır.” (sevaptır itikafa girilebilir.)

            Hanefi mezhebinde: özetle:  Nafile itikaflarda oruç şart değildir. niyet edildiği taktirde mescitte kılınan her vakit namazda itikafa girebilir.

            Şafii Mezhebinde görüş:  Hemen, hemen aynidir. İtikafa giren az bir zaman da olsa itikafa girmiş olur. hata mescide gidip gelme ( Namaz kılma süresi kadar ) bile olabilir denilmektedir.

            Tabiki niyetsiz hiçbir ibadet olmaz  Hadis “ Ameller niyetlere bağlıdır.”

            İtikafın Sevabı:

Hadis No: 6549. İbni Abbas (r.a.) anlatıyor. Resulüllah (s.a.v.)

192-Camide sadaka toplamak

            “ O günahları hapseder ve bütün hayırları işlemiş gibi ona hayırlar kazandırır.” Buyurmaktadır. ( Kütüb-i Sitte cilt 17 sayfa 175 )

            Hadisi şerifte: Şöyle buyrulmaktadır.

            “ İki birden hayırlıdır. Cemaate devam ediniz! Allahu Teâlâ’nın rahmeti ve yardımı  cemaat üzerinedir. (demektir.) diğer bir hadisi şerifte; Şeytan ekseriye bir kişi iledir. Cennet bahçesini isteyen cemaate devam etsin! Buyrulmuştur. Cemaate gelenin küçük günahlarını kapıda melekler alırlar. Rabbimizin fazlı keremi ile bir daha geri vermezler. ( Mescide gidip gelenlere, her gidip gelmelerinde cennette menzil hazırlanır.) bir hadisi kudsi de:  “ Yer yüzünde manevi evlerim mescitlerdir. Mescitleri namazla imar edenler ziyaretçilerimdir. Evinde temizlik yapıp abdest alarak beni ziyarete gelene müjdeler olsun. ziyaret olunanın ziyarete gelenlere ikram etmesi haktır.” Diğer hadisi şerif de “ Ecriniz meşakkatiniz miktarıncadır. Cemaat Haccın ufak bir misalidir. Binaların Allahü Teâlâ’ya en sevimli mescitleridir. Toprakların en faziletlisi mescitlerin yeridir. Her ketsen önce selamla ve âdab ile girmeli ve en sonra çıkmaya gayret edilmelidir. “ buyrulmuştur. Cami yolu Cennet yolu, cami kapısı cennet kapısı mesabesindedir. Camiye girmede her kesi geçmek, Cennete girmede de herkesi geçmek demektir.”buyrulmuştur.  ( Amentü şerhi  Numan kurtulmuş 169-170 )

                Mescitte  her söz lâğiv diyenlere: ( boş söz, saçma, abes, yanlış ve hatalı ) ve günahlıdır. Ancak Kur’ân okumak, Rabbi Teâlâ’yı anmak ilim meseleleri müzakere etmek zikir, etmek, tefekkür etmek“ lâğiv”  olmaz.   Hatta camide hiç konuşmadan bulunanlar hakında melekler “ Ya Rabbi! Şu kuluna mağfiret ve rahmet et!” diye dua ederler.  ama; (Mescitte boş konuşmak lakırdılar yapmak, ticaret yapmak kayıp aramak haramdır.)        

            Camiye ezandan önce girenin yüzü mahşerde güneş gibi, ezandan evvel abdest alıp, ezanla beraber girenin yüzü ay gibi,  ezandan sonra abdest alıp, camiye / mescide girenin yüzü yıldız gibi parlar

            Allahü Teâlâ  namaz için toplanmaktan razı olur. mescitte ibadeti bekleyen kullar Rabbimiz meleklere gösterir. Yüzü kıbleye karşı oturmak en hayırlı oturmaktır. ( azda olsa bazı kişilerin ayaklarını uzattıkları sırtlarını veya yanlarını kıbleye döndükleri ( kendi aralarında dedikodu yapmaları dünya işlerini konuşmaları, lakayt ve şakalar yaptıkları  ellerini göğüslerine yapıştırarak selamalaştıkları,sünnet veya nafile namazları kılarken edab’a uymadıkları namazda mekruh hareketlerin çok yapıldığı, namaz kılanların öünden geçtikleri, koşa koşa camiye geliyor, görünürde hiçbir aksakk ve sakatlığı yok  ama ne yazık ki sandalye de oturarak namaz kıldığı  görülmekte, bu bilinçsizliği yapan cemaat ferdlerine  bence yeteri kadar bazı mescit yetkilileri vaazla nasihat yapılmadığı veya bire bir  bilinçlendirilmediğinden kaynaklandığı görüşündeyim bazı cami yetkilileri, efendim kişi namaz kılsında nasıl kılarsa kılsın gibi söylemleri, düşünceleri veya ben onu uyarırsam bir daha camiye gelmez korkuları ç ok çok  yanlış onları ilerlide sorumluluktan kurtaramaz. Allah’a sığınıyorum. 

193-Vaktinde kılınmayan Namaz

            Burada  cami görevlilerine çok iş ve sorumluluk düşmektedir, maalesef camilerde cemaat den olan bazı kişiler  bilmeyerek de olsa çok kusur işlenmektedir. Bunları gören görevliler kusurları asgariye ye düşüreceğine hoş görü kısmını tercih ediyor, böyle olunca da kusur üstüne kusur, bid’at üstüne bid’at yapılıyor, bazı görevlilerde seyirci kalıyor. oysa görevliler bilmelidirler ki din cemaate uymaz, cemaat dine uyulması mecburidir. 

            Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisinde, şöyle buyuruyor, “ birisinin bir hatasını (yanlışını ) görürseniz ( biliyorsanız ) düzeltin, yoksa sizde kıyamete kadar o hatanın ( günahına ) ortaksınız.

            Camide sadaka toplamak:

            Camii şeriflerde sadaka almak için oturmak, bedenle ve elle yapılan günahlardandır. Kur’ân-ı Kerim ahkamına zıt bir iştir. ( Selâmeti insan risalesi).

            Bir hadiste : ( “Mescitler ancak Allahü Teâlâ’ya ibadet etmek için kurulmuştur.) buyrulur ( Amentü şerhi s. 174 )

                Hadis No: 563 : Ebü Hüreyre (r.a.) Resulüllah (s.a.v.)  “ Kim bu bitkiden yerse mescidimize asla yaklaşmasın v sarımsak kokusuyla bizi asla rahatsız etmesin.”buyurdu. demiştir.      ( Sahih-i Müslim C. 1 Sayfa 297 )

            Başka bir hadis de de:

            Hadis No: 560   Aişe (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) “ Ne yemek hazırken ne de abdest bozma sıkıştırırken namaz kılma olmaz.” Diye buyururken işettim” demiştir. ( Sahih-i Müslim cilt 1 sayfa 297 )

                Hadis no: 563 Ebü Hüreyre (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) :

            “ Kim, şu bitkiden yerse mescidimize asla yaklaşmasın ve sarımsak korkusuyla bizi asla rahatsız etmesin.” buyurdu. demiştir. ( Sahi-i Müslim cilt 1 sayfa 297 )

 

                564 nolu Hadiste, yukarıdaki 563’e benzer hadis ek olarak şöyle buyurmuştur.“ Çünkü meleklerde insanların rahatsız oldukları şeylerden rahatsız olur.” buyurdu.  

                Hadis no: 568 : Ebü Hüreyre (r.a.) şöyle demiştir ( Resulüllah (s.a.v.)

            “ Kim, kayıp ettiği malı mescide ilan eden bir kimseyi işitirse ona: “ Allah onu sana çevirmesin.” desin. Çünkü mescitler bunun için yapılmamıştır.” Buyurdu.

194-İmam-ı Gazâli diyor ki

            Hadis No: 5231= Enes (r.a.) Efendimiz (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:  “ Camide gülmek, kabirde karanlığa maruz kalmaya sebeptir.” ( Deyleminin Müsnedü’l-Firdevsinden Câmiü’s-Sağir 3 / 1148 )

             Hadis No: 5232 Hasan-ı Basri’den rivayetle: “ İki çeşit gülme vardır; Bir gülme vardır ki, Allah sever. Bir gülme vardır ki, Allah ona gazap eder. Allah’ın sevdiği gülme şudur: Kişi görmeyi arzuladığı bir din kardeşiyle ansızın karşılaşır ve sevincinden güler.

           Allah’ın gazap ettiği gülme ise kişi incitici, kaba ve boş bir sözü hem gülmek, hem de başkalarını güldürmek için söyler. Bu yüzden yetmiş sene cehennem uçurumundan aşağı yuvarlanır.” ( İbni Cerir ve İbni Hatem’in et-Tefsirin’den Câmü’s-Sağır 3 / 1149 )

            Vaktinde kılınmayan Namaz

                                Hadis No: 7755 İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:  Gece ve gündüz iki binektir. Âhirete ulaşmak için onlara binin onlardan istifade edin.”( İbni Adiyy’in el,Kâmilinden)

            İbni Mes’ud (r.a.) şöyle dediği anlatıldı.Resulüllah (s.a.v.) Efendimize şöyle sordu.

         “ Amellerin hangisi faziletlidir. “

            Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu. “ Vakitlerinde kılınan namaz.. Ana babaya iyilik.. Allah yolunda cihad. “(Ebu Davud Tirmizi)

İbrahim b. Ebi Mahzuret’il Müezzin; babası ve dedesi (r.a.) yolu ile gelen rivayete dayanarak, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurduğunu anlattı.

“ Namaz vakitlerinin evvelinde Allah’ın rızası vardır; ortasında Allah’ın rahmeti vardır; sonunda da Allah’ın affı vardır.”

                        Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

                        “ Namazını yanılgı ile kılanlara yazıklar olsun.” ( (107 / 4- 5 )        

                        İbn-i Abbas (r.a.)  bu ayeti kerimenin tefsirinde şöyle dedi.

                      “ Vallahi bunlar namazlarını terk edenler değildir. namazlarını geciktirenlerdir..”

                                    Allah Teâla şöyle buyuruyor.

            “ Namazlarını düşürdüler; Şehvet yollarına tabi oldular; bunlar yakında  GAYYA kuyusuna düşeceklerdir.” ( Sure 19 ayet 59 )

195-Namaz Hiç Bir Yerde Terk Edilmez

            Bera b. Azib (r.a.) bu ayeti kerimede geçen “  GAYYA “ manasını şöyle anlattı.

                        ‘ O cehennemde bir vadidir.

                        İbni Abbas o vadi için şöyle dedi:‘ Oraya ancak, namazlarını vaktinde kılmayanlar gireceklerdir.’ ( Gunyet’üt Talibin 914)      

            Abdullah b. Amrb. As’tan (r.a.) gelen rivayete göre. Resulüllah (s.a.v.) bir gün namazı anlatırken şöyle buyurdu:

                        “ Bir kimse, namaza devam eder ise.. kıyamet günü kendisine nur delil ve necat olur.

            Ama bir kimse, namaza devam etmez ise kıyamet günü, onun için ne nur, ne delil, ne de necat olur.

                        Ve o kimse, kıyamet günü, Karun, Firavun, Haman, Übey b. Half ile beraber olur.” (Gunyet’üt Talibin 914 )

 

                        İmam-ı Gazâli diyor ki:    

Geceler her kes uykuya daldığında Arş’tan bir ses yükselir. Sesin sahibi şöyle der:

            “ Dikkat, dikkat!... Allah’a ibadete gönül verenler kalksın ve ve namazlarını kılsınlar.”

            Gerçekten âbidler derin uykularından kalkarak namazlarını kılarlar.

Ayni ses gece yarısında şöyle seslenir. “ Dikkat, dikkat!... Allah’tan korkarak tan yeri ağarana kadar namaz kılanlar kalksınlar.”

            Ayni ses bu defa şöyle seslenir:  “ Dikkat, dikkat!... Allah’tan günahlarının affını dileyenler kalksın ve namazlarını kılarak  aflarını dilesinler.”

Gerçekten günahlarının affını dileyenler kalkar ve namazlarını kılarak, Allah’a tövbe ve istiğfar ederler.

            Ayni ses güneş doğunca şöyle seslenir: “Dikkat, dikkat!... namazlarını kılmayan gafiller kalksınlar.”

Gerçekten gafiller kabirlerinden kalkan ölüler gibi yataklarından doğrulurlar. ( Sonra da Allah’a karşı borcunu yerine getirmeyen kimselerin ezikliği içinde işlerine giderler.) 

196-Evlerde ibadet

   O yüzden lokman hekim oğluna şöyle öğüt veriyor. “ Sevgili oğlum! Seher vakti horozlar öterken sakın uyuma. Kalkıp abdestini alarak namazını kıl.”

         Namaz Hiç Bir Yerde Terk Edilmez :

Müslümanlar nereye giderse gitsin,namazın farziyatı bakidir. Ne hastalık gibi bir özür, ne yolculuk gibi bir meşguliyet, ne korku ve savaş gibi bir engel, namaz kılmamak için bir sebeptir.

Namaz kılan için yer yüzünün her temiz parçası, her yer ve mekan uygun bir mescittir. Bu hüküm diğer Peygamberlerden ayrı olarak yalnız Peygamberimize ayrılmış özel durumlardan biridir.

Allah’ın Resulü şöyle buyuruyor.

“ Cenab-ı Hak namazı, Peygamberinizin dilinden hazarda dört, yolculukta iki, korku zamanında bir rek’at olarak farz kıldı.” ( Bulugu’l –Meram 2/171 )

“Harpte savaşırken kılıç kılıca geldiğin vakit sana bir rek’at yeter. O bir rek’atı da ima ile kılarsın. Eğer ima ile kılamamışsan, bir secde yaparsın, onu da yapamazsan bir tekbir getirirsin, çünkü tekbir zikrullahtır.” ( Selamet yolları  2/172 )

Dikkat edersek, harpte bile namaz terk edilmiyor, bir rek’ata indiriliyor, eğer imkan yoksa onu da ima ile kılınır. bu kadar da imkan yoksa bir secde yapılır. Onada imkan yoksa bir tekbir getirilir.

Çok, çok  dikkat

Görüyoruz, okuyoruz, öğreniyoruz ki, Namaz, gerektiğinde şartlara göre bir tekbire kadar kısaltılır, ama asla ve asla terk edilmez, ihmal edilmez, kazaya bırakılmaz.

Ben yorum yapmayacağım, konu ile ilgili ferdi (kişisel olarak) bir dakika tefekkür edelim mi?

            Evlerde ibadet  :      

            Hadis no : 777 : İbni Ömer (r.a.)dan. Hz. Peygamber (s.a.v.)

            “ Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız, oraları kabirlere çevirmeyiniz.” ( Sahih-i Müslim cilit  1, sayfa 385 )

                Başka bir hadis de:

197-Kendimize Soralım, Namaz Kılmayı Seviyor muyuz?

            Hadis no: 778 – Cabir (r.a.)’den şöyle demiştir. Resulüllah (s.a.v.)

            “ Biriniz namazını mescidinde kıldığında namazından bir hisse de evine ayırsın. Çünkü Allah, onun namazı nedeniyle onun evinde bir hayır yaratır.” buyurmuştur. ( Sahih-i Müslim 1 / 385)     

            Başka bir hadis

            Zeyd b. Sabit (r.a.)’den Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu rivayet edildi.

            “ Ey insanlar Farzlardan başka nafile ve sünnetleri evlerinizde kılınız. Zira kişinin farzlarının dışında en faziletli namazı evinde kıldığı namazdır. “ ( Ceyyid, Nesâi, Huzeyme )

 

Kendimize Soralım,  Namaz Kılmayı Seviyor muyuz?,

 

Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım, ve samimi olarak cevap verelim, “Müslüman olarak namaz kılmayı seviyor muyuz? Her zaman namaz kılmayı seven bir  mümin, bir Müslüman bir insan mıyız?

1-  Namaz vakti gelse, ezan okunsa, aa, yine namaz zamanı geldi ne çabuk da geldi, diyiyor muyuz?

2-  Keşke namaz vakti gelse ezan okunsa, canım namaz kılmak istiyor, diyiyor muyuz?

3- Midemizin açlık hissettiği bir şeyler yemek istediği gibi, günün belirli zamanlarında, durup dururken,  Allah’a Hamd ve şükür namazı veya,  vakitlere göre, duha, (işrak, ) namazı veya ebabil namazı gibi nafile namazları kılmak, isteyerek içimizden geliyor mu?

4- Karnımızın iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz hale gelerek aklımızı yemeye taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da ayni durum meydana geliyor mu?    

5- Bir an önce Allah huzuruna gidip ibadet etmeyi (beraber) olmayı arzulu yor muyuz?

6- Sabahleyin namaz vaktinde çeşitli vesilelerle namaz için uyanınca, zaman daha erken, biraz daha yatak keyfi yapayım, veya yahu ne çabuk da sabah oldu dediğimiz oluyor mu, yoksa uyanır uyanmaz Bismillah deyip kalkıp namaz kılmak için hazırlığa başlıyor muyuz?  

7- Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışcasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu?

198-KISSA

8- Ezan sesini duyduğunuz da, müezinle beraber ezan okuduğunuz, ve anlamını tahlil ettiğimiz ve ezan sonun da ezan duası okuduğunuz oluyor mu?

9- Tekbirler, tevhidler, tehliller, şahadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu?

10 – Namazı,  işimizden daha çok önemseyerek, önce namaz sonra iş tercihini yapıyor muyuz?  

11- Yolculukta, namaz zamanı daralınca, namaz vakti geçecek diye bizi sıkıntı basıyor mu veya  terliyor muyuz?

12- Cemaatle namaz kıldığımızda imam uzun süre okuduğunda veya ağır namaz kıldığında imama kızıyor muyuz?

13- Namaza kılmak için camiye giderken, niyet getiriyor ve Allah’ın emri olan şu namazımı kılmak için seve seve mescide gidiyor muyuz?  

14-  Sırf Allah rızası için Allah’ın huzurunda biraz daha fazla kalabilmek için, rükümüzü, secdelerimizi, fatihe ve zamu sürelerini ağır ağır okuyup uzattığımız oluyor mu?

15- Biraz sonra Allah Teâlâ ile beraber olacağım, Rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi O’na arz edeceğim O’nun kelamanı O’na okuyacağım ve O beni dinleyecek ve yalnız Ona kulluk eder yalnız O’ndan yardım beklerim bu düşünceler içinde namazımızı kılıyor muyuz?

16- Hiç esnemeden, öksürmeden gözlerimizi sağa sola kaydırmadan, hastayken,hiç üşenmeden ah vah demeden namaz kılıyor muyuz?

17-   Teheccüt (gece ) namazını bazen de olsa uykumuzu bölüp kalkıp abdest alıp namaz kılıyor muyuz?

18 - Yukarıda yazılı huşu ve namazın ruhuna uygun bilinçli olarak ibadetlerimizi yapmaya çalışıyor muyuz? gayret gösteriyor muyuz?. dinimizi öğreniyor muyuz, öğrendiğimizi tatbik ediyor başkasına da öğretiyor muyuz?

Bu soruları kendimize soralım kendi kendimize not verelim, başka bir kişnin bize bu hususta ne not verme hakkı var,  nede haddi var. biz kendi kendimizi çok iyi biliriz, başkasına gerek yoktur.

 

KISSA BİR HİKAYE

            Bir mescitte cemaatle namaz kıldık çıkıyorduk, cemaaten bir vatandaş, hocaya böyle bir soru soruyor du,Hocam dizlerim çok ağırıyor, bükemiyorum, doktora gittim, doktor dedi ki, sen sandalyede oturarak namaz kılabilirsin, peki

199-ALLAH’IM BİZİ DÜRÜST NAMAZ KILANLARDAN EYLE

hocam senin görüşün nedir.Hoca da tabi, tabi ki oturarak kılabilirsin, doktor dedikten sonra mesele kalmıyor..

Ben bu sohbete kulak misafiri olunca, hocayı mahçub etmemek için o vatandaşı dışarıda bekledim, vatandaş geldi, kendisine sordum istemeyerek de olsa hocayla sohbetinizi duydum!

Adam evet, doktor bana rapor verdi, hoca da bana fetva verdi ben bundan sonra sandalye de namaz kılacağım. 

Adama dedim ki sen istediğin şekilde namaz kılarsın, Yüce Allah’la senin aranızda ama, Doktoru kandırırsın, sana rapor verir hocayı kandırırsın sana fetva verir ama asla ve asla Allah’ı kandıramazsın. Senin doktordan veya hocadan müsaade almana gerek yok, kendin karar ver gerçekten sen kılamıyorsan mesele yok Allah seni biliyor ya, O yeter. Başkasına ne gerek var sen koşa koşa camiye geliyorsun koşa koşa eve gidiyorsun, sandalyede namaz kılmak istiyorsun kendine bir kılıf (fetva ) arıyorsun.

            Peygamber Efendimizin bir Hadisinde şöyle buyuruyor.

            “ Sana müftü (âlim ) bir konu hakkında fetva verse de sen yine kalbine sor, yine kalbine sor, yine kalbine sor.“ ( Camiü’s-Sağir Cild 4  )

             Ve bu cami cemaatin den olan  kardeşimiz sandalyeyi terk etti ve çok şükür normal şekilde sağlam namaz kılan cematle birlikte namazını eda ediyor ve dizlerinin de iyileştiğini söylüyor .

     Allah’a Hamd olsun.

            Bir günlük ibadette  en az neler okuduğunuzu hiç merak ettiniz mi?

            İsterseniz bu hesabı normal olarak imamı Hanefi mezhebine göre yapalım, gerçi bütün mezhebler de belki bu sayıyı çok çok geçer. nafile ibadetler olan Teehecüt, Tahiyatıl mescit, duha, evabin, abdestten sonra iki rekat hamd şükür namazları vesair, bu namazları kılan var kılmayan var bu nedenle bunları aşağıdaki hesaba katmadık her dört mezhebe görede en asgariyi yazalım.

Şimdi yazacağımız sayı, 17 vakit farz üç vakit vacip vitir,  20 rekat sünnet, toplam 40 rik’at üzerinden hesaplayalım.    Bir günde en az, 40 besmele kırk fatiha okunmuş oluyor. buna göre de ( Errehman Errahim ) kelimeleri ile Rabbimizin sonsuz rahmeti seksen defa anılmış oluyor. en az 222 defa tekbir alınıyor. 120 defa ( süphane Rabbiyel azim), 240 defa  ( Sübhane Rabbiyel  âlâ ), 15 kere Sübhaneke ) okunduğuna göre namazlarda her gün en çok işlenen şey Allah-ü Teâlâ’yı 375 kere tesbih etmek ve 222 tekbir eylemek olduğu görülmektedir. 40 defa   ( semiallahü limen hamideh ). 40 defa Rebbena lekel Hamd ) 40 defa da amin denmiş oluyor. 33 kere zamü süreler okunmuş oluyor. 21 defa tehhiyet okunduğu için 21 defa Resulü

200-ALLAH’IM BİZİ DÜRÜST NAMAZ KILANLARDAN EYLE

Erkeme selât ve selâm getiriliyor, yine 21 defa Allahü Teâlâ’nın âlemindeki bütün Salih kullarına selam verilmiş oluyor. 21 defa kelime i şehadet getirilmiş oluyor. 26 defa selâm, 13 kez (Rebbenağfirli ), ve emsali dua 15 defa selâvati şerife  15 defa da eüzü okunmuş oluyor. 13 kere ( Allahümme entesselamü ve minkesselam..) deniliyor. En az 5  defa kürsi ayeti olan Allahu lâ ilahe ilâ huve ) okunuyor. Tesbihatta  165 defa Süphanellah, 165 defa Elhemdülillah, 165 defa Allahu ekber okunuyor. Artı Rabbimize el açılıyor, dualar okunuyor, ayrıca duaların sonunda Elhemdülillahi Rabbülalemin deniliyor.    Namazdan sonra okunan Ayetler, yapılan tövbeler dökülen göz yaşları da başka.

ALLAH’IM BİZİ DÜRÜST  NAMAZ KILANLARDAN  EYLE

Namaz yüce Allah’ın Teâlâ’nın rızasını kazandırır,

Namaz saygıdır, marifettir, nurdur, imanın aslıdır,

Namaz amelleri makbul eder, rızka bereket verir,

Ey yüce ALLAH ’ım bizi gerçek ibadet edenlerden eyle.

 

Namaz ölüm meleği ile ehli arasında şefaatir,

Namaz kabirde kandil, cennette anahtardır ,

Namaz kabirden kıyamete kadar sana yoldaştır,

Ey yüce ALLAH ’ım bizi gerçek ibadet edenlerden eyle.

 

Namaz sırat köprüsünden şimşek hızıyla  geçiştirir,

Namaz dua’dır, kırat’tır, zikirdir, tesbihtir,

Vaktinde kılınan namaz her şeye faydalıdır,

Ey yüce ALLAH ’ım bizi gerçek ibadet edenlerden eyle.

 

Yüce Allah’la konuşmak istiyorsan namaz kıl,

Yüce Allah’ın seninle konuşmasını istiyorsan Kuran oku,

201-Dua ederken Dikkat etmek lazım

Bunun hadis olduğunuda sakın unutma çok dikkat et ve oku,

Ey yüce ALLAH ’ım bizi gerçek ibadet edenlerden eyle. Amin

Bu şiirle  ile ilgili faydalandığım bazı ayetler

Bakara suresi        ayet            43- 152

İbrahim suresi       ayet           31

Ankebut suresi                       45

Meriç                                      22-23

Cuma                                      9-10

Hac suresi                               35

Müddesir suresi                      43-47

Maun                                      4-5 ---------El mümin    2-9

       Dua ederken Dikkat etmek lazım :

Ebu Hüreyre (r.a.) bir rivayetine göre Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

“ Bir takım kimseler namaz içerisinde dua sırasında ya gözlerini semaya dikmekten vaz geçerler ya Allah onların gözlerini alır. ( kör eder).” ( Müslim  ve  Nesâi  )

Ebu Hüreyre (r.a.) Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.

“ Sizdin biri dua ettim de kabul edilmedi, diyerek acele etmediği müddetçe duası kabul edilir. “

Müslim ve Tirmizi ‘nin rivayeti de şöyledir Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“ Bir kul, günahı ve akrabaları ile alakayı kesmeyi gerektirecek şekilde dua etmediği ve kabul edilmesi için acele etmediği müddetçe, duası daima kabul edilir.” Buyurdu. kendisine:

202-İki Dakika tefekkür edelim mi?

“ Ya Resulüllah acele etmesi nasıl olur?.  denilince:

“Kul hep dua ettim, dua ettim de duam kabul edildiğini görmedim, der. bu sebeple usanır ve dua yapmaktan vaz geçer buyurdu.”( Buhâri , Müslim, Ebu Davud ve ibni Mâce, )

Duâ’ ile ilgili çok geniş bilgi bak. Bu kitabın dua bölümüne:

Bir Örnek dua: Gerçekten hepimize örnek dua, ve bir şiir  : Okuyup namaz ile ilgili başka konuya geçelim.

            Hz. Râbia annemiz,Hazretleri  : çok takva ve bir evliya/ veli olduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruz!

             Onun bir duası şöyledir.

            “ Ya Rabbi. eğer ben cennete gireyim diye sana ibadet ediyorsam bana ebedi olarak cenneti koklatma.

            Ya Rabbi. eğer ben cehennemden kurtulayım diye sana ibadet ediyorsam beni ebedi olarak cehennemden çıkarma.

            Ben yalnız ve yalnız, Senin rızan için ibadet ediyorum. Cennet’e Senin Cehennem’de senin taktir de Senindir.

 

 

Diye dua etmiştir.

İki Dakika tefekkür edelim mi?

Bu Allah Teâlâ, dostu Rabia annemiz, ile ilgili yazılan kitaplar ve çevrilen diziler / filimlerde var. televizyonlarda ve sinemalarda gösterdiler ve yine belki gösterirler..

Bu ermiş hatun, çok takva / mütteki / ermiş kişi olduğu halde, Yüce Allah’tan mal, mülk, para altın, zenginlik, istemiyor, çocuğum işe girsin, çocuğum başarılı olsun onu da istemiyor,  bazı rivayetlere göre bekarmış ama koca da istemiyor.

Allah-ü Teâlâ’dan cennet’te istemiyor cehennemden kurtuluşta istemiyor. Tek istediği Allah Teâlâ’nın rızasıdır/ sevgisidir.

Birde bizim yaptığımız dualara bakalım! Bunu ben yorumlamayacağım, her kes kendisinin yaptığı dua ile bunu mukayese yapsın ve kişisel olarak ferdi olarak tefekkür etsin.

Aradaki fark kendisini hemen belli edecektir.

203-İşte Veliler ve Bizler

Bazı okuyucu kardeşlerimin  şöyle bir mırıltısı çıkacak. Efendim o velidir/  evliyadır, biz nasıl onun gibi olabiliriz, bende derim ki sen de veli / evliya ol elini tutan mı var?  sen istedin de bir velinin yaptığı tüm ibadeti yaptın da Allah Teâlâ  sana “ velilik makamını “ vermedi?

Hani bir meşhur söz var, Allah Teâlâ malı istediğine, ilmi de isteyene verir. 

Biz ilim istemiyoruz ki, bizler rotin olarak alıştığımız bazı ibadetleri yerine getiriyoruz ama, nafile ibadetleri yeterince uygulamıyoruz, zekat, sadaka, güzel ahlak, iyi komşu ilişkileri gece ibadetleri, ana babaya saygıyı diğer tüm dini emerleri bir evliya gibi bir veli gibi bir muttaki gibi yapamıyoruz, tabi ki, onlar veli olur bende avam tabakası olarak yerimde sayacağım. 

Sonuç olarak eğer bizde o zatların gibi dört elle ibadete sarılsak, bunu iyi bilmeliyiz ki biz de mutlaka bir dini mertebeye makama kavuşuruz. Ama tembeliz günü kurtarmaya çalışıyoruz.

Allah’ım Yalnız Sensin—Sen  şiir kitabımdan bir   “ Şiir “ okuyalım mı?

İşte Veliler ve Bizler

Gaflet uykusundan uyan, yüzünü uyanıklık suyu ile yıka,

Sen Yüce Allah’ın yanında ihlaslı mısın, müflis misin,

İlahi emre, boyun eğiyor musun, yoksa muhalefet mi ediyorsun,

Bunu bilmen lazım, takvanın hangi basamağındasın bilmen lazım.

 

Yüce Allah’ın dostlarının kendileri için tek bir meşkale var,

204-İşte Veliler ve Bizler

Kalbindeki bütün dünyevi ve şehveti şeyleri atarlar,

Gecenin üçte ikisini ibadet erdeler, üçte birini uyurlar,

Biz gülerek gözyaşı döküyoruz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

 

Onlar iftira, dedikodu, hile yapmazlar, az ve öz konuşurlar,

İbadetlerini riyadan, ikiyüzlülükten, gösterişten uzak yaparlar,

Bizim kalp gözümüz kapalı, onların kalp gözleri açık amel ederler,

Biz gülerek gözyaşı dökeriz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

 

Birde biz avam tabakasına bakalım, avam tabakasında bazıları,

Dünyaya kulluk eder, onun devamını ister, zavalından korkarlar,

Kimisi insanlara kulluk eder, insanlardan çekinir, korkarlar,

Biz gülerek gözyaşı dökeriz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

 

Kimisi cennete kulluk eder, onun nimetlerini ister,

Kimisi cehenneme kulluk eder, cehennem azabından korkar,

Kimisi geçici olan malına parasına kulluk ediyor, yok olacağından korkar,

Biz gülerek gözyaşı dökeriz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

 

Fakat bizi yaratan, tüm kainatı yaratan Allah’tan korkmazlar,

Halbuki şu fani dünya nedir ki, cehennem cennet nedir ki, bilmezler,

Her şey Allah’ın rızası için olmalı, onun dışında boş laflar,

Biz gülerek gözyaşı dökeriz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

205-Namaz kılanın önünden geçmemek

Allah’ı bilen arifler sırf onun için kulluk ederler,

Başkası için veya başka şeyler için asla itaat etmezler,

Yalnız Allah’ın rızasını  kastederler, ondan başkasını asla murat etmezler,

Biz gülerek gözyaşı dökeriz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

 

Ey kalpleri ölü olanlar, ey etraftaki puta tapanlar,

Ey güçlerine, kuvvetlerine, gençliğine güvenenler,

Ey malına, çocuklarına, amirlerine, eşlerine tapanlar,

En çok Allah sevgisinden başka sevgin varsa içinde put vardır,

Biz gülerek gözyaşı döküyoruz, onlar Allah için ağlayarak gözyaşı dökerler.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. Rivayet eden Ebu Hüreyre (r.a.)

“ İmam gayrie-l mağdübi aleyhimvele’ddâlin” dediğinde –âmin- deyin. Zira kimin amin demesi meleklerin – âmin – demesine rastlarsa, geçmiş günahları bağışlanır.”

 

Buharının rivayeti de şöyledir.

“ Biriniz amin dediğinde gökte melekler –amin – derler. Kimin amin deyişi meleklerin – âmin – deyişine rastlarsa geçmiş günahları bağışlanır. 

İbn Mace ve Nesâi’nin rivayeti de şöyledir.

“ İmam amin deyince sizde – amin – deyin. Zira kimin amin deyişi meleklerinkine rastlarsa Mescid dekilerin günahları bağışlanır.”( İmam Malik, Buhari, Müslim, Ebu Davud, İbni Mace ve Nesâi )

 

Namaz kılanın önünden geçmemek

 

Tirmizi bu hadisin Enes’den şöyle rivayet edildiğini söyledi: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

206-Namaz kılarken sağa sola veya göğe bakmamak

“Vallahi sizden biriniz durup yüz sene beklemesi, namaz kılan kardeşinin önünden geçmesinden daha hayırlıdır.” ( İbni Mâce , Sahih isnadla, İbn Huzeyme ile İbn Hıbban dan)

Ebu Cehm (Abdullah ) b. Haris b. Sime el,-Ensari (r.a.) Resulüllah (s.a.v.) ‘ın şöyle buyurduğunu rivayet etti :

“ Namaz kılanın önünden geçen kişi kendisine ne kadar günah olacağını bilse,  “ kırk” durup beklemesi onun için namaz kılanın önünden geçmesinden daha hayırlı olurdu.”

Ebu’n Nadr derki :

“ Hz. Peygamber (s,a.v.) ‘in kırk gün mü,  kırk ay mı, yoksa kırk sene mi dediğini bilmiyorum. “

Hadisi Bezzar da şöyle rivayet etmiştir.  Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyururken işittim.

“ Namaz kılanın önünden geçen kimse, kendisine ne kadar günah olacağını bilse kırk sene bekler, önünden geçmezdi.” (Her iki Hadis,  Buhâri, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâi, İbn Mâce, )

 

 

 

 

Namaz kılarken sağa sola veya göğe bakmamak,

Ebu Hüreyre (r.a.) derki, Dostum Resul-i Ekrem (s.a.v.) bana üç şeyi emr etti üç şeyden de nehyyetti :

“ Horozun gagasıyla yem topladığı gibi rükü ve secdeleri acele yapmaktan, namazda köpek oturuşu gibi dizleri dikip oturmaktan ve tilki gibi sağa sola bakmaktan nehyetti. ( İmam Ahmed ve Ebu Ya’la  )

EBU Hüreyre (r.a.) Resulü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi.

“ İnsanlar namazda ( ve ) dua yaparken ya gözlerini göğe dikmekten vazgeçerler ya gözleri çıkarılır.” ( Müslim , Nesâi )

Yine bu Hadis,Ebu Hüreyre (r.a.) ‘den Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet edildi.

207-Namazlarınızı Muntazam olarak eda edin

“ Biriniz namaz kılmaya kalktığında bitirinceye kadar ona dikkat etsin. Namazda sağa sola bakmaktan kaçınınız. Zira siz, den biri namazdayken Rabbiyle konuşuyor sayılır.”  ( Tabarani,”Evsat” da rivayet etmiştir. ) 

Bunu unutmayalım ki,

Biz  inancımıza göre yaşamazsak, ister istemez yaşadığımıza inanırız,. Çevremizi  ve ailemizi de öylece etkileriz. Farkına varmadan da dinimize büyük zarar vermiş oluruz ve sonuçta Rabbimizin yanında sorumluluktan da kurtulamayız.

                        Namaz konusu, bu kadar önemli iken:

              Bazı din adamları televizyonda bir oturumda  şöyle demektedirler, “Dinimizde Namaz zurnanın son deliğidir, “diye birbirlerine sohbetlerde bulunuyorlardı. Bu görüşleri ne kadar talihsizlik ve   sevyesizliktir.

 “Namaz zurna’nın son deliği veya ilk deliğine benzetmek bile yanlış olur, Namaz Kelime-i şahadetten sonra dinimizin en önemli ve öncelikli ibadetlerdendir.”  Tartışılması asla söz konusu değil ve olamaz.

  Çünkü:

Yüce Allah şöyle buyuruyor.

“ Resulüm! Sana vahyedilen kitabı oku ve namaz kıl. Muhakkak sahih namaz kılanın akıl ve dinin reddettiği, kabul etmediği iğrenç, aşağılık ve bayağılık saydığı bütün kötülüklerden alıkoyar. (Ankebut Süresi ayet 45 )

Başka bir ayette :

Nitekim Yüce Allah Müdessir süresi ayet: 40, 41, 42-43- 44, de   şöyle buyuruyor.

          Kafirlere sorarlar, sizi bu yakıcı ateşe sürükleyen nedir? Cehennemlikler, soranlara şöyle cevap verirler.  ( İlk cevaplar-ı ) “ Biz namaz kılanlardan değildik.” derler.

     Ayrıca ; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  bir hadiste şöyle buyurmuştur.

            Ey Allah’ın Resulü, İslâm’da Allah’a en sevgili şey nedir? diye soran kimseye şu cevabı vermiştir.

            “ Vaktinde kılınan namazdır, kim namazı terk ederse onun dini yoktur. Namaz dinin direğidir.”  Kütüb-i Sitte cilt 7 sayfa 320 )

208-Bir hikaye

            Rivayete göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

            “ Namaza duran iki kişi görürsünüz. Rükuları ve secdeleri aynidir. Ama ikisinin namazı yerle gök arası kadar fark vardır.” ( Tenbihül Gafilin Sayfa  710 )  Buna benzer İhya-i Ulüm’i’-Din titabıın 2/498 sayfasında  İbnil muhberç ( veya mihber ) rivayet etmiş “ Akıl “ Bahsinde Ebu Eyyüb-ül Ensâri’den benzerini rivayet etmiş mevzu olduğunu da kayıt edmiştir.

  Biri bütün kalbi  ile Yüce Allah’a dönüktür. Öbürü ticaret, şehvet, oyun ve oyalama vesvese içindedir huşu içinde değildir.

            Yüce Allah şöyle buyuruyor.

          “ Namazlarınızı Muntazam olarak eda edin.”( Bakara 238 )

                        Yüce Allahü Taâlâ, ve  Peygamberimiz (s.a.v.) namazla ilgili yüzlerce ayet ve hadislerle bizleri uyarırken, bir Televizyon programın da bir ünvanlı din adamı “ Namaz zurnanın son deliğidir.” Demesi ve diğer yanındaki yine ünvanlı din adamının da onu bu yanlışını tastik etmesi  çok talihsizliktir.

                        Namazı kılmamak küçük günahlardanmış gibi görmek ve halka böyle lanse etmek, pervasızca fetva vermek,  fasıklığın ve münafıklığın alametleri değil de nedir?

                        Namazın ne kadar önemli bir farz ibadet olduğunu yukarıda okuyup öğrendik, tabi ki, biz diğer farzları haşa sümme haşa küçük görme veya önemsememe gibi bir lüksümüz ve hadımız yoktur, yaklaşık beş farza değindik hepsinin üzerinde titizlikle araştırıp bilginize sunduk.

                        Tabi ki:

            Namaz / Salat “ Kelime-i şahadetten sonra İslam’ın en büyük farzlarından biridir

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ömrünün sonlarında şöyle buyurmuştur.

            “ Allah’tan korkunuz, Allahtan korkunuz, Allah’tan korkunuz, Bilhassa namaz ibadetinde..” ( Gunyet’üt Talibin 916)

            N a m a z.İslam’ın beş şartlarından biridir.

            Yüce Allah Teâlâ bir ayet’de;

            “ Siz bazı ayetlere inanır bazılarına inanmazmısınız.”   

                        Yüce Allah’ın Emir ettiği bütün ayetlerine, peygamber Efendimizin bütün sahih hadislerine aynen inanıyoruz, hiç birisini de küçük görmüyoruz,

209-Nafile Namazlar

elimizden gelinceye kadar tatbik edeceğiz, başkasına da tebliğ edeceğiz, islamın beş şartları olan olmazsa olmazları da zurnanın son deliği yakıştırmasını yapmayacağız.

                        Son bir hikaye :yazıp başka konuya geçelim.

            Adamın biri  tavuk almak maksadı ile bir tavukçu dükkanına girer. fakat dükkan sahibi tavuk kalmadığını, istersen horoz verebileceğini söyler. Tavuk almak isteyen zat, latife / şaka yapmak için tavukçuya şöyle bir soru yönetir.

            Pekala tavuk yoksa horoz alalım. Amma, bana vereceğin horoz suni mi yoksa başka dinden mi ?

            Hazır cevap bir kimse olduğu anlaşılan tavukçu şöyle cevap verir.

            Ezan vakitleri öttüğüne bakılırsa suni’ye benziyor. Fakat hemen arkasına dönüp fışkı yediğine bakılırsa hangi dinden olduğunu kararını sen ver der.          

                        Yorumsuz  !                 

-----------------------------------------------

Sonuç olarak on bir ayet yazıp başka konuya geçelim.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor.

“Allah’ı unutmuş, Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! Onlar,

yoldan çıkmış kimselerdir.” (Haşr süresi ayet 19)

 

iki dakikaka ferdi olarak tefekkür edelim.

                     N a f i l e   N a m a z l a r     

                        Bu Hadisi Şerifi Ebu Hureyre  (r.a.) rivayet etmektedir.

                   “ Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği husus farz namazlardır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel! Eğer yerine getirmemişse şöyle denilir.  Bakın bakalım, bunun nafile namazı varmıdır? eğer nafile namazları varsa, farzların noksanı bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar içinde ayni şeyler yapılır. “ ( Bu Hadisi beş imam rivayet etmiştir. Bu hadis konusunda başka hadislerde vardır.  Neylü’l Eftar, 1,295 vd, ayrıca  İslam fıkhı asiklopedisi 1/389 ) 

                        Nafile namaz ve diğer nafile ibadetlerle ilgili daha önce “ ORUÇ “ bölümünde ve çok geniş olarak da  “ BİR MÜSLÜMANIN 24 SAAT’-I 

210-Bir hikaye

NASIL OLMALIDIR “ bölümüne geniş şekilde araştırıp bilginize sunduğum için ikinci baskıya gerek görmedim

                        BAK : 1- Oruç bölümüne.

                                    2. Bir Müslümanın 24 saat-ı Nasıl olmalıdır bölümüne.

Bu kitabı okuyunca haps etmeyin gerek internet  yoluyla bildiğiniz ve okuyacak olan kişilere yollayın, gerek  fotokopi çekip halka dağıtın,  belki kurtuluşunuza ve kurtuluşumuza vesile olur. Allah Teâlâ bu hizmetleri yapacak olanlardan ve yazıp hazırlayanlardan  bin defa razı olsun her türlü kaza ve belalardan korusun.

 

İçerik